Bir insanı geliştiren, belki de duymaktan mahrum bırakıldığı gerçeklerdir.
Bir dostumuz sahneye çıkıp, mikrofonu eline alıp bir eser seslendirdiğinde, yorumunda eksikler olabiliyor,
Belki de biraz daha çalışması gerekebiliyor. Konser bitip yanına gittiğimizde, harikaydın! Muhteşemdin! Mutlaka solo söylemelisin! dediğimizde, peki, gerçekten harika mıydı?
Yoksa dostluğumuz zarar görmesin diye, gerçeği susturup övgüyü mü konuşturduk?
İşte üzerinde durmamız gereken asıl mesele bu.
Bazen bir dostumuzu mutlu etmek uğruna, onun kendisini geliştirebilmesi için, ihtiyaç duyduğu gerçeği elinden alıyoruz.
Kimse sevdiği birinin hevesinin kırılmasını elbette istemez.
Bu yüzden eksikleri görmezden gelir, beğenmediği bir performansı bile övebilir.
Niyeti iyidir fakat her iyi niyet, iyi bir sonuca ulaşmaz.
Ölçüsüz övgüler, zamanla insanın kendisini değerlendirme yeteneğini köreltebilir.
Kişi, geliştirmesi gereken yönlerini fark etmek yerine, alkışların verdiği güvene sığınır.
Çalışması gereken yerde, yeterli olduğunu düşünür, eleştiriyle karşılaştığında ise, bunu bir gelişim fırsatından çok, haksızlık olarak görebilir.
Böylece biz, onu kırmamak için, kelimelerimizi seçerken,
O kendisini tanımasına yardımcı olacak bir fırsatı kaçırabilir.
Dostumuzu koruduğumuzu sanırken, gelişiminin önüne kendi ellerimizle, görünmez bir duvar örüyor olabiliriz.
Üstelik bu duvarın harcı sevgidir; tuğlaları ise sorgulamadan dağıttığımız övgüler…
Özellikle sosyal medyada bu durum, daha görünür hâle geliyor.
Bir video paylaşılıyor, yorumlar sıralanıyor:
Harikasın, muhteşemsin, büyüleyicisin!
Peki, bu yorumların ne kadarı gerçek bir değerlendirme, ne kadarı dostluk hatırına söylenmiş sözlerden ibaret?
Beğeni sayısı artınca sanatsal yeterlilik de artmış mı oluyor?
Çok alkışlanmak, iyi yorum yapmakla aynı anlama mı geliyor?
Elbette hayır.
Bir insanın sahneye çıkma cesaretini takdir etmek başka, performansını kusursuz ilan etmek başkadır. Emeğe saygı duymak, eksikleri yok saymayı gerektirmez.
Alkış insanı cesaretlendirebilir, fakat tek başına geliştiremez.
Beğeni insana güven verebilir; fakat her zaman doğru bir ayna tutmaz.
İnsan, kendisini yalnızca başkalarının övgüleri üzerinden tanımaya başladığında, gerçeği değil, kendisi hakkında oluşturulan, güzel resmi savunabilir.
Asıl gelişim ise insanın o resme hayran kalmayı bırakıp kendisine dürüstçe bakabilmesiyle başlar.
Dürüstlük, acımasız olmak değildir.
Birinin eksiğini herkesin içinde yüzüne vurmak da yapıcı eleştiri sayılmaz.
Önemli olan, gerçeği doğru bir dille ve doğru zamanda söyleyebilmektir.
Çok kötüydün! demek yerine,
Duygunu hissettim; bazı bölümleri biraz daha çalışırsan çok daha iyi yorumlayabilirsin! diyebilmek…
İşte bu, hem emeğe hem insana saygıdır.
Çünkü gerçek dostluk, yalnızca insanın kendisini iyi hissetmesini sağlamadan, daha iyi olabilmesine de katkıda bulunmaktır.
Bazen yüzlerce övgünün yapamadığını, incitmeden söylenmiş tek bir dürüst cümle başarır.
Peki, neden bunu yapmakta zorlanıyoruz?
Çünkü çoğu zaman dostumuzu üzmekten çok, onun gözünde kötü dost olma ihtimalinden korkuyoruz.
Onayını kaybetmek istemiyor, ilişkimiz zarar görmesin diye susuyoruz.
Sonra da suskunluğumuzu nezaket, ölçüsüz övgümüzü iyilik sanıyoruz.
Oysa bazen sessizliğimiz karşı tarafı korumaz, yalnızca kendi rahatımızı korur.
Bu mesele, amatör koro kültüründe, daha da önem kazanıyor.
Bir insanı sevebiliriz, fakat her yaptığını beğenmek zorunda değiliz. Onu destekleyebiliriz; fakat gelişimini engelleyecek kadar övmek zorunda da değiliz.
Övgümüz samimi, eleştirimiz yapıcı, desteğimiz gerçek olmalı.
Bazen alkışlamak gerekir. Bazen cesaret vermek… Bazen de karşımızdaki insanın potansiyeline gerçekten inanıyorsak, ona henüz ulaşamadığı noktayı göstermek.
Çünkü bir insanı sürekli başarılı olduğuna inandırmakla, başarılı olmasına yardımcı olmak aynı şey değildir.
Konser biter. Alkışlar diner. Sosyal medya yorumları zamanla unutulur. Geriye insanın kendi sesiyle, emeğiyle ve gerçekleriyle baş başa kaldığı an gelir. Bazen en büyük iyilik, bir insana, kendisini keşfedebilmesi için ona dürüst bir ayna tutmaktır.
Farkındalık, alkışın bittiği yerde başlar.