Hindu inancına göre, beden sadece bir kabuk ruh ise sonsuz yolculuktadır. Mevlana da islam inancına göre ruh ve beden bütünlüğünü buna benzer bir ilişkiyle tasfir etmiştir.

Ona göre beden, ruhun bu dünyadaki geçici kafesi ve toprağa ait elbisesidir; asıl olan ise ilahi kaynaktan üflenen ve sonsuzluğa kanat çırpan ebedî ruhtur. Beden yıpranıp toprağa dönecek fani bir binek, ruh ise bu Hak’ka doğru seyreden ölümsüz bir süvaridir.

Eski Türkçe metinlerde ve Orhun Yazıtları'nda ruh kavramını ifade eden en temel kelime "Tın"dır (günümüzdeki nefes/can anlamında). ​Beden (Et-Süñük), toprağa ait, ölümlü, geçici bir yapı veya örtüdür. ​Ruh (tın) ise Tengri (Gök Tanrı) tarafından insana üflenen, beden ölünce onu terk eden ilahi özdür. ​Göktürk anlayışına göre insan öldüğünde beden toprağa karışır fakat Tın yok olmaz; Tengri’ye, yani kaynağına geri döner.

Mevlânâ’nın "ruh beden kafesindeki bir kuştur" benzetmesinin çok benzeri Göktürklerde doğrudan dile işlemiştir. Göktürk metinlerinde hakanın veya savaşçının ölümü anlatılırken "ölmek" kelimesi yerine genellikle "uçtu" (örn. Kül Tigin uçdu, uça bardı) ifadesi kullanılır. ​Nitekim cennet anlamında kullandığımız "Uçmağ" kelimesi de ruhun göğe uçup özgürleştiği yer fikrinden doğmuştur.

Eski Türklerdeki çoklu ruh anlayışı ile Sigmund Freud’un psikanalitik teorisindeki İd, Ego ve Süperego (Topografik/Yapısal Kişilik Kuramı) arasında zihni zorlayan ve oldukça ilgi çekici paralellikler kurulabilir. ​İd (Haz İlkesi / Libido, Freud’a göre doğuştan gelen, yaşama dürtüsünü, canlılığı ve temel yaşam enerjisini kapsayan katmandır.​Kut, Tengri tarafından insana doğuştan (veya soy aracılığıyla) bahşedilen yaşam gücü, bereket ve talih enerjisidir. İkisi de insanın var olması için insana armağan edilmiş illsel yaşam enerjisini temsil eder.

Ego (Gerçeklik İlkesi), bireyin dış dünya ile ilişki kuran, kimliğini oluşturan, algılayan, düşünen ve dengeyi sağlayan "benlik" katmanıdır. Süne / Sülde, insanın kişiliğini, mizacını, karakterini ve dünyadaki varlığını oluşturan ruhtur. İnsanın dünyadaki somut tecrübesini ve kimliğini temsil eder. İki kavram da doğrudan "bireyin şahsi kimliğini, karakterini ve dış dünyadaki varlığını" tanımlar. İkisi de insanın var olmasını, hayatta kalmasını ve eyleme geçmesini sağlayan temel/ilksel yaşam enerjisini temsil eder. Kut çekildiğinde insan veya devlet çöker; İd/libido enerjisi tükendiğinde yaşam gücü biter.

Süperego (Ahlak / İdeal Benlik), insanı aşan toplumsal kuralları, vicdanı ve ulaşılmaya çalışılan üst ideal ilkeleri temsil eder.​Tin (Tın), doğrudan Göksel Kaynak’tan (Tengri’den) gelen, bedensel tutkulardan arınmış, en saf ve ölümsüz özdür. İkisi de bedensel arzuların/dürtülerin ötesinde, insanı daha yüksek bir mertebeye, ilkeye veya ilahi kaynağa bağlayan üst katmandır.

Beden ve ruh ilişkisi insanlık tarihinin en köklü temalarından biridir. Sonuç olarak, ister kadim bir mitoloji, ister tasavvufi bir derinlik, isterse modern bir psikoloji kuramı üzerinden bakılsın; insanoğlunun hakikati et ve kemikten oluşan geçici bir kılıfta değil, o kılıfın içerisinde taşıdığı ve sonsuzluğa uzanan katmanlı özde yatmaktadır.

Ergun, P. (2009). Türk kültüründe ruh anlayışı ve 'tın' kavramı üzerine bir değerlendirme. Milli Folklor, 11(83), 45-58.

Freud, S. (1923). The ego and the id (J. Riviere, Çev.). W. W. Norton & Company. (Orijinal yapıt: Das Ich und das Es, 1923)

​Freud, S. (2014). Haz ilkesinin ötesinde: Benlik ve id (A. Bakkal, Çev.). Öteki Yayınevi.

​Geçtan, E. (2010). Psikanaliz ve sonrası (18. baskı). Metis Yayınları.

Inan, A. (1998). Eski Türk dini tarihi. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları.

​​Kalafat, Y. (2005). Türk halk inançlarında ruh ve beden ilişkisi. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, (35), 15-28.

​Roux, J.-P. (2002). Eski Türk mitolojisi (C. Elçi, Çev.). Bilge Kültür Sanat.

​Roux, J.-P. (2011). Türklerde ruh, ölüm ve öte dünya anlayışı. L. Bazin & J.-P. Roux (Der.), Türklerin dinî tarihi içinde (s. 112-145). Kabalcı Yayınevi.