Üzerinde uzunca konuşmaya değer bulduğum kunulardan biri de kitap okumak. Hazır tatil de gelmişken gelin hep birlikte bu konuya tekrar kafa yoralım. Okuyalım, okutalım.

Okumanın salt bir kitabın sayfalarını bitirmeyi hedeflemekten çok daha öte insanın kendiyle tanışıklığını artıran ve başka hiçbir şeyden de kazanılmayan Bir hediyesi var insana. Kişinin kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirdiği okuma serüveni, ancak deneyimleyenin tadabileceği eşsiz bir yolculuktur. Öyle ki, aynı kitabı yalamış yutmuş dahi olsalar, her eser her okurda kendi kişisel deneyimiyle lezzetlenen bambaşka bir tat bırakır. İlahiyat da İlk böyle söylemez mi 'OKU'.

Okumanın renklendirdiği insanlara bir bakın... Ben okuma eylemine 'renklenmek' diyorum; çünkü her okumada, her kitabın alını morunu üstümüze sürmez miyiz? Her eserden bize hitap edeni alıp hayatımıza bir nakış gibi işlemez miyiz? Hele ki nitelikli bir kitapsa söz konusu olan, onunla çıkılan her yolculuk okuyanı bambaşka bir diyara götürür. Öyleyse manzarası en güzel, en cafcaflı olanlar, en çok okuyanlar değil midir? Tabii okumak derken, sadece sayfaları çevirmeye odaklanmış yüzeysel bir seyirden bahsetmiyorum. Yazara yoldaş olan, onun yarattığı dünyada kendi anlam arayışına çıkan ve oradan topladıklarını kendi hayat motifine işleyen derin bir eşlikçiliktir bu.

Günümüzde kitap okumak, sınavların da öğrenciye dayattığı bir zorunluluk haline geldi. Analitik düşünme becerisi gelişmiş, okuduğunu hızla kavrayıp pratik akıl yürüten öğrenciler sınavlarda başarıyı yakalıyor. Hangi sınav olursa olsun, sorgulayan bireylerin bu maratonu önde tamamladığını görüyoruz. Eğitim sisteminin işleyişine dair tartışmalar süredursun; sınavların zorluk derecesinin her geçen yıl artması, test odaklı bir sistemde sıkışan öğrencilerin analiz, sorgulama ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmesini zorunlu kılıyor. Nitekim yüksek başarı gösteren insanların en belirgin ortak özelliği, düzenli bir kitap okuma alışkanlığına sahip olmalarıdır.

Öte yandan, ne gelirse başımıza zaten cehaletten geliyor. Okumayan, sorgulamayan, eleştirmeyen ve itiraz etmeyi bilmeyen edilgen bir nesil yaratılmadı mı? Kendi doğruları olmadan, körü körüne bir yolu benimseyen insanların ayakta tuttuğu; güçlü olanın ve korku salanın her zaman haklı sayıldığı kara bir düzen bu.

İnsanın kendiyle yolculuğunda kaybolduğu ve o kayboluşun tam ortasında, kendini yeniden inşa etmeye başladığı büyüleyici bir eşiktir okumak. Kalabalıkların gürültüsünden kendi iç yolculuğuna, özdeki cevhere doğru yola çıktığın bir istikamettir. Tam da kaybolduğunu düşündüğün an, çevirdiğin bir sayfanın satır arasında kendini bulduğun eşsiz bir deneyimdir okumak.