Annenin bir çocuğun yetişmesindeki baskın rolü hep daha önce göze çarparken, babanın rolü yadsınmaktadır.

Çocuğun yetişmesinde babanın edindiği yer onun yaşamını temelden etkileyen güçlü bir zemine dayanır. Babalar her ne kadar çoğu şeye karışmıyor gibi görünse de, onların o sessiz ve derinden hissettirdiği varlığı, çocuğun kendi ontolojik varlığını inşa etmesinde taşıyıcı kolon görevini üstlenir. Bu varlık; yaşam boyu içsel olarak hissedilen ve her nereye gidersen git ruhuna eşlik eden güvende olma halidir. Kısaca babanın varlığı, o evdeyken kapıyı kilitleme ihtiyacı hissettirmeyen, köklü bir içsel emniyet duygusu sağlar.

​Türk edebiyatında, babanın yokluğunun yarattığı o ontolojik boşluğu en çıplak haliyle anlatan şiirlerden biri Cemal Süreya’ya aittir. Şiir genel olarak bir yas şiiri gibi görünse de, aslında babanın hayattayken sağladığı o "görünmez emniyetin" değerini, o gidince evrendeki her şeyin nasıl korumasız kaldığını anlatır.

​​"Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim öldü bir kere kör oldum

Yıkandı bitti uzattılar

Aydınlık gitti ve gece geldi..."

Babasından koşulsuz sevgi ve onay görmüş bir çocuk, yaşı kaç olursa olsun, dünyanın karşısında asla tamamen çaresiz ve savunmasız hissetmez. Babası yokken bile onun sesini, inancını ve onayını kalbinde taşır. Psikoterapideki 'içsel ebeveyn sistemleri' de tam olarak bunu söyler: Çocuklukta alınan güvenli ve koşulsuz sevgi, içimizde bizi her an destekleyen güçlü bir aile modeli büyütür. Bunun aksi yaşandığında ise, zihnimizde soğuk, cezalandırıcı ve güvensiz bir içsel ebeveyn inşa edilir. Böyle bir eksiklikle büyüyen insan, hayatı boyunca dışarıdan sürekli bir onay, takdir ve güven aramak zorunda kalır. Bir kere tam anlamıyla "görülmüş" ve "kabul edilmiş" ruh, bir daha asla tamamen kaybolmaz.

Araba arkalarına kazınan o meşhur sözleri hatırlayalım, toplumsal baba algısını ve onun yarattığı psikolojik algıyı tüm çıplaklığıyla yansıtır. Sokaklardaki o tozlu camlar, babanın varoluşsal anlamının halk tarafından en yalın, en gürültülü ve en dürüstçe itiraf edildiği yerlerdir. 'Babam sağ olsun', 'gölgesi yeter' ya da 'miras değil, baba duası' 'dünya fani, babam baki' gibi klişeler, bireyin kendi varoluşunu tüm dünyaya kabul ettirme şeklidir. Sokağın o kendine has arabesk ve mağrur felsefesi, aslında babanın varlığına duyulan güvenin ya da yokluğunun bıraktığı o derin acının izlerini taşır.

Kısacası babanın varlığı hangi yaşta olursa olsun çocuğu anlamlı bir yaşama hazırlarken, yokluğu insanın özündeki o en temel soruyu akla getirir: 'Ben bu dünyaya neden geldim?'