Her çocuğun karşılanması gereken temel çekirdek ihtiyaçları vardır: Güvenli bağlanma (sevgi, bakım, kabul), özerklik ve yeterlilik, ihtiyaç ve duygularını ifade etme özgürlüğü, kendiliğindenlik ve oyun, gerçekçi sınırlar.
Bu ihtiyaçlardan hangisi eksik bırakılmışsa erken dönem uyumsuz şemaları köklenir. Terk edilme/kuşkuculuk, kusurluluk/utanç, duyguları bastırma, yüksek standartlar/aşırı eleştirellik şemaları temel şemalardır.
Ebeveynler tarafından sürekli eleştirilmek, kıyaslanmak veya bir utanç kaynağı olarak görülmek gibi travmatik deneyimler, bireyin ruhsal dünyasında kalıcı izler bırakır. Çocuk benliği, bu duygusal boşlukla ve reddedilme acısıyla başa çıkabilmek için ebeveynin yarattığı eksikliği belirli şemalarla (zihinsel kalıplarla) doldurur. Yetişkinlikteki yansımalar bakıldığında, çocukluk döneminde hayatta kalmak için geliştirilen bu yapılar, yetişkinlikte zorlayıcı yaşam olaylarıyla karşılaşıldığında otomatik olarak devreye girer. Birey, aslında artık işlevsel olmayan bu eski baş etme yöntemlerini kullanarak sorunların üstesinden gelmeye çalışır. Ancak bu durum genellikle; kendini gerçekleştiren kehanetlere, ilişkisel döngülere, içselleştirilmiş bir "eleştirel ebeveyn" sesine dönüşür.
Aşina olduğumuz şemalar çocukluktan gelip şimdiyi tutuveren gizli bir el gibidir. Küçükken nasıl bir şefkatle okşanmışsa çocuk, (reddedilme, kayırılma, yok sayılma, kıyaslanma, haksızlık, yüceltilme, küçümsenme, büyüksenme şemaları...) yetişkinlikte farklı olaylar içinde yer alan benzer temalar farkında olmadan eski incinmişliği onarman için paçana yapışır. O sebeple hiçbir yaşantı boşuna değil, hiçbir karşılaşma tesadüf değildir.
Çoğu zaman tanıdık bir acı yabancı bir huzura tercih edilir. Sanki içinden çıkamadığın bir çark gibi aynı yörüngede dolandığın bilindik bir mahrumiyettir çocukluk şemaları. Ruhumuzun aşina olduğu o eski mahallelerin haritasıdır; sokaklar karanlık olsa da yolu gözü kapalı bulduğun yerdir. Zihin belirsizlikten korktuğu için, mutsuz da olsa bildiği acıyı deneyimlemek ister. Bu bir nevi ruhsal bir "evine dönme" çabasıdır. Ancak bu ev, maalesef bazen içinde yangın olan bir evdir.
Kusurluluk şemasını ele alalım. Bireyin öz saygısını en çok zedeleyen çocukken öğrenilmiş kusurlu, kabahatli, bozuk, değersiz, sevilmeye değmez olduğuna dair kökleşmiş bir inancı temsil eder. Kusurluluk şemasına sahip bireyler, özlerindeki "yetersizlik" hissinin tetiklenmesini önlemek adına ilişkilerinde savunmacı bir zırh kuşanırlar. Bu zırh, genellikle şu üç aşırı telafi (veya kaçınma) mekanizmasıyla kendini gösterir:
Mükemmeliyetçi Maskesi: Günlük ilişkilerinde hata yapma korkusuyla kendilerine ve çevrelerine karşı katı, esnemeyen ve kusursuz olma zorunluluğu getiren bir tutum sergilerler.
Duygusal Yakınlıktan Kaçınma: "Eğer beni gerçekten tanırsa, ne kadar kusurlu olduğumu görür" inancıyla, ilişkinin derinleşmesini engelleyerek güvenli bir mesafe korurlar.
Eleştirel Partner Seçimi: Şaşırtıcı bir şekilde, kendilerini sürekli eleştiren veya küçümseyen partnerleri seçerek çocukluktaki o tanıdık "kusurluluk" iklimini yeniden yaratırlar; bu durum, şemayı içten içe doğrulamaya devam etmelerine neden olur.
Sağlıklı bir ruhsallık tüm yaşamı etkileyen faktörlerin başında gelir. Dünyaya gülerek bakmak isteyenler için psikoterapi her türlü zorluğu göğüslemede destekçidir. Geçmişe geri dönmek mümkün olmasa da çocukluğu bugüne getirmek için en güvenli yer terapi odası, çocuk ben'e sahip çıkmak için en iyi eşlikçi terapisttir.