Sahneye her çıkış bir imzadır. O imza görünmese de duyulur.Çoğu zaman yüksek sesle şarkı söylendiğimizde, mikrofon tüm hataları örter yanılgısı vardır.
Bilakis mikrofon olduğu gibi hatırlatır... saklamaz… açığa çıkarır.
Ne kadar hazır olduğumuzu, ne kadar eksik kaldığımızı…
Peki, sahnenin bu görünmeyen öğretmeniyle doğru ilişki nasıl kuracağız?
Sesimiz önce içeride büyür.
Nefesimizle açılır, disiplinle yerini bulur, sabırla da olgunlaşır.
Mikrofon ise bu yolculuğun son durağıdır.
Yani mikrofon sesimizi büyütmez; davranışımızı büyütür.
Sesimizi nasıl kullanırsak öyle konuşur.
Mikrofon kullanımı aslında, bir terbiye meselesidir.
Bu terbiyenin ilk kuralı da mesafedir.
Sesimiz yükseldiğinde… mikrofondan bir adım geri çekilmemiz gerekir.
Çünkü güçlü ses, yakın temasta sertleşir, keskinleşir.
Dinleyeni etkilemez… yıpratır.
Sesimiz inceldiğinde, fısıltı halinde mikrofona yaklaşmak gerekir.
Çünkü duygu, inceldiğinde kaybolmamalı, duyulacak kadar yakın olmalıdır.
İşte bu, sahnede görünmeyen bir danstır.
Ses ve mikrofon arasındaki mesafe koreografisi.
Ne çok yakın… ne çok uzak…
Tam olması gerektiği kadar.
Mikrofon aynadır.
Her ayna gibi, ne varsa onu gösterir:
Eğitilmemiş bir sesi...
Kontrolsüz bir nefesi...
Aceleye getirilmiş bir yorumu...
Nefes kontrolünü, artikülasyonu, sesin doğallığını, hepsini büyütür, saklamaz.
Ağza dayanan bir mikrofon, sese dair tüm kusurları büyütür. Dinleyicilerin de kulaklarını tırmalar.
Sesimiz yetersizse daha da belirginleştirir.
Nefesimiz kontrolsüzse olduğu gibi duyurur.
Yorumumuz içten değilse belli eder. Yani hatalarınızı ele verir
Oysa ki bilinçli mikrofon kullanımıyla, ne zaman yaklaşacağımızı,
ne zaman geri çekileceğimizi bilirse, şarkı söylemekle kalmayız.
Dinleyeni de eserin kalbine ve ruhuna doğru taşırız.
Çünkü mikrofon bir köprüdür.
Ama köprüden geçen şey eğer bilinç değilse, dinleyiciye ulaşan da sadece rahatsızlık olur.
Sesimiz mikrofonla büyümez.
Biz sesimizle büyürüz. Gün gelir teknoloji susabilir.
Ama eğitimli bir ses, karanlıkta bile yolunu bulur.