Sabah ezanıyla birlikte mahalledeki tüm erkeklerin çocuklarının elinden tutup camiye yürüdüğü, küslerin barıştığı; zengin fakir, genç yaşlı ayrımı olmaksızın herkesin kucaklaştığı o bayram sabahlarını unutmak mümkün mü?"
Şehrin en yüksek tepesinden patlayan ramazan topu, semada yankılanan sesiyle bayramı müjdeler; o sesi duyan annelerimiz, erkeklerin camiden döneceğini bilerek kahvaltı hazırlıklarına hız verirdi. Evleri saran o tatlı telaşla odun sobasında demlenen çayın kokusunu, annemin o meşhur patates salatasıyla donattığı bayram kahvaltılarını unutmak mümkün mü?
Ev baklavalarının, yaprak sarmaların ve o güzelim haşhaşlı ekmeklerin kokusuyla şenlenen mahalle sokaklarını; dantel işlemeli fiskos örtülerin sehpaları süslediği, anne terliklerinin kapı eşiğinde gelecek misafirleri gözlediği o eşsiz bayram sabahlarını unutmak mümkün mü?
Bizim oraların vazgeçilmez anne lezzeti olan pişiden bahsetmeden olmaz. Annelerimiz sabahın ilk ışıklarıyla yoğurduğu mayalı hamurları kızgın yağda pişirir, çoluk çocuk evde kim varsa daha pişi leğene konmadan onu havada kapmaya hazır beklerdi. Her evde mutlaka pişse de konu komşuya da koca leğenlerle dağıtılırdı. Birlikte olmanın, paylaşmanın eksik olmadığı bayram geleneklerini unutmak mümkün mü?
Bayram geleneklerimiz kuşaklar öncesinden aktarılan, büyüklerimizden görerek öğrendiğimiz, üzerimize zorla yakıştırılmamış, tamamen içten gelen sahici duygularla deneyimlediğimiz adetlerimizdi. Ramazan ayının son bulmasıyla evlerimize dolan huzuru, uzun zamandır görmediğimiz eş dost, akrabalarımızla kucaklaştığımız o bayram sabahlarını unutmak mümkün mü?
Büyük bir özenle bayramlıklarımızı kuşanıp süslendiğimiz; sosyal medyanın henüz hayatlarımıza girmediği o dönemlerde, hasretin kıymetini bildiğimiz o günler ne güzeldi. Yılda belki de sadece bir kez görebildiğimiz akrabalarımızı kapı gediğinde heyecanla bekler, onlara kavuşmanın çocuksu sevinciyle yollara düşerdik.
Ziyaret ettiğimiz her evde güler yüzle karşılanır, avuçladığımız renkli şekerlemeler ve ceplerimize gizlenen bayram harçlıklarıyla dünyanın en mutlu insanı olurduk. Derdimizi, kederimizi birbirimize döktüğümüz gecelerde bitmeyen sohbetlerimize bayram kınaları eşlik ederdi, anneannemin ellerimize yaktığı ipli kınanın buram buram kokusu hala burnumda.
Bayram; sadece bir takvim yaprağı değil, kuşaklar ötesinden miras kalan ve kalpten gelen bir coşkuyla paylaşılan en büyük zenginliğimizdi. Samimiyetin, dostluğun ve yardımlaşmanın her şeyden üstün tutulduğu o çocukluk bayramlarının kalbimizde bıraktığı derin izleri unutmak mümkün mü?