Biz artık olayları yaşamıyoruz.

Sadece tüketiyoruz.

Bir konu düşüyor gündeme…

Bir anda herkes orada.

Sesler yükseliyor, cümleler çoğalıyor.

Bir olay oluyor…

Herkes öfkeli.

Bir hafta sonra…

Herkes başka bir şeye öfkeli.

Aynı cümleler dolaşıyor ortalıkta.

Aynı kelimeler, aynı tepkiler…

Sanki duygularımız bile kopyala-yapıştır.

Dün adını duymadığımız meseleler,

bugün kalbimizin merkezine yerleşiyor.

Sonra…

Bir sabah uyanıyoruz.

Hiçbir şey olmamış gibi.

Dün içimizi yakan ne varsa, bugün hafızamızın kıyısında bile yok.

Sahne değişmiş.

Oyuncular aynı ama roller güncellenmiş.

Peki ya hafıza?

Sessizce sahneden çekilmiş.

Bugün üzülüyoruz.

Yarın meşgulüz.

Ertesi gün…

Neye üzüldüğümüzü bile hatırlamıyoruz.

Biz buna gündemi takip etmek diyoruz.

Oysa yaptığımız şey çoğu zaman sadece gündemin peşinden savrulmak.

Hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bir başlık açılıyor…

Bir konu büyüyor…

Vicdanı ara ki bulasın!

Çünkü hatırlamak ağırdır.

Hatırlamak, insanın omzuna sorumluluk bırakır.

Ama unutmak sessiz, yumuşak, konforlu bir kaçıştır.

Bir parmak hareketiyle, ekran kaydırır gibi duyarlılığımızı da kaydırıyoruz.

Trendler değişiyor.

Gündem yenileniyor.

Duyarlılıklar güncelleniyor.

Ama gerçekler…

Olduğu yerde kalıyor.

Acılar biz sustuk diye susmuyor.

Haksızlıklar biz kayıtsız kaldık diye yok olmuyor.

Sadece içimizdeki ağırlığı azalıyor.

Hissetme eşiğimiz düştüğünde, acıya verdiğimiz tepkiye alışıyoruz.

Bir süre sonra üzülmek bile refleks oluyor.

Bir süre sonra vicdan alışkanlığa dönüşüyor.

Belki de mesele gündemin hızlı akmasından çok, bizim derinleşmeye sabrımızın kalmaması.

Her yeni başlıkta biraz daha konuşan, ama her geçen gün biraz daha az hisseden bir kalabalığa dönüşüyoruz.

Derinleşmekten kaçıyoruz.

Çünkü derinleşmek, yüzleşmektir.

İnsan en çok yüzleşmekten yorulur.

Bu yüzden konuşuyoruz.

Çok konuşuyoruz.

Ama az kalıyoruz.

Hiçbir meselenin yanında yeterince kalmıyoruz.

Biz gerçekten hissediyor muyuz… yoksa sadece hissetmiş gibi mi yapıyoruz?

Çünkü gündem değişir.

Konular gelir, geçer.

Ama eğer bir kalp her yeni başlıkta biraz daha susuyorsa… orada bir unutkanlık yoktur.

Orada… yavaş yavaş eksilen bir insanlık vardır.

Belki de en acı gerçek, biz artık neye üzüldüğümüzden öte ne kadar hızlı unuttuğumuzu, ne kadar insanlıktan eksildiğimizi konuşmalıyız.