Prof. Dr. İlter Turan ilk kez 1984 yılında yayınlanan makalesinde CHP’den yerel seçkinlerin ayrışmasını İkinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan ekonomik gelişmelerin politik yansıması olarak görür. Savaş nedeniyle sınırlıda olsa üretim yapan kesimlerin malları kıymetli hale gelmiş ve ihracat nedeniyle servet birikimi artmıştır.

Halkın elindeki ürünlerse seferberlik nedeniyle ihtiyat maksadıyla ucuz fiyattan toplanıyordu. Bu ürünler yeterli depolama alanı olmadığından yer yer çürüyebiliyordu. Temel ihtiyaç maddelerinin bir kısmı kısıtlı olarak karne ile dağıtılıyordu. Bu dağıtım esnasında da bürokrat-memur kesimine öncelik tanınıyordu.

Devletin artan ihtiyaçları nedeniyle, özel ellerde birikmeye başlayan serveti transfer edebilmek için 1942 yılında “varlık vergisi” çıkartıldı. Her ne kadar kısa süre uygulanmasına ve çoğunlukla da gayri müslim kentli tüccarlara yansıtılmış olsa da yerel seçkinleri rahatsız etti. Millî mücadele ve sonrasında aralarındaki zımni ittifak hasar gördü. Bu güvensizlik hali yerel seçkinlerle-devlet seçkinlerinin arasını açtı. Kendi denetim ve kontrollerinde olmayan modernleştirici-bürokrat seçkin kadrosunun, yerel seçkinlerin varlık ve refahını tehlikeye atabileceği görülmüştü.

Çok partili siyasi hayata geçişte kurulan DP’nin kurucu genel başkanının bir özel banka olan İş Bankası’nın kurucusu ve diğer güçlü aktörünün ise Serbest Fırka hareketi esnasında dikkatleri üzerine çeken Aydın’lı büyük toprak sahibi olması tesadüf değildir. [1]

Dörtlü takrir çok partili siyasi hayata geçilmesi, üniversitelerin özerk hale getirilmesi, temel hakların genişletilmesi ve anayasal güvenceye alınması gibi talepler içerir.[2] Ancak ilgili kanun tasarısı esnasında yerel toprak sahibi seçkinlerinin itirazları sonrasında gerçekleşmesi, asıl amacının ne olduğunu tartışmalı hale getirmiştir.

CHP Meclis grubuna verilen takrir reddedilir. İmzacılarından Fuat Köprülü ve Adnan Menderes partiden ihraç edilir (21 Eylül 1945). Celal Bayar ve Refik Koraltan ise daha sonra istifa ederler. 7 Ocak 1946’da aynı isimler DP’yi kurarlar.

Bu tarihten sonra eşraf-ayan-yerel seçkin ittifakı DP ve devamcısı partilerde yer alırlar. Bürokrat hakimiyeti ise CHP’de yakın zamana kadar devam eder.

CHP’nin Özgür Özel’e gelene kadar genel başkanlarını ve etkili aktörlerini gözünüzün önüne getirirseniz bürokrat hakimiyetini görürsünüz.

CHP’nin eski-yeni genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu CHP Grup Başkanı seçiminde partinin genlerini açığa çıkarır. Faik Öztrak karşısında en çok oyu alan Gürsel Erol gerekli çoğunluğu sağlayamadığı için üçüncü turda müdahale ima eden açıklamasıyla çekilir. Böylece bürokrasiden gelen Faik Öztrak, SHP gençlik kollarından gelen Gürsel Erol’a tercih edilmiş olur.[3]

Madımak olayları esnasında Başbakan Yardımcısı olan SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’ye eski milletvekillerinden Fehmi Işıklar’ın eleştirisi manidardır. Olaylar esnasında Aziz Nesin’le görüşmesine rağmen ona değil “merak edecek bir şey yok” diyen valiye inanır.[4] Aynı durumda bürokrasiden değil siyasetten gelen bir Başbakan Yardımcısı sizce nasıl davranırdı?

Son dönemde siyasette öne çıkan üç aktör üzerinden yazıyı sonlandıralım. Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş. Ortak özellikleri nedir?

Üçü de bürokrasiden değil siyasetten geliyorlar. Siyaseti Ankara’nın siyaset bezirganları ile pazarlık usulü yapmıyorlar ve siyasi elitler arası bir oyun olarak görmüyorlar. Halkla temaslarını yüksek tutuyorlar.

Bu sağ olarak tanımlanan siyasi partilerin aktörlerinin hikayelerini hatırlatmıyor mu?

Son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntıya rağmen kamu harcamalarının bir türlü azaltılamaması halkın eleştirilerine neden olmaktadır. Sürekli şikâyet edilen makam aracı saltanatı, esas hizmete dair olmayan bina inşaatları, azalacağı söylenen ama artmaya devam eden kaynakların israfı görülememekte veya engellenememektedir.

Bu dönemde ihdas edilen yeni vergiler (ikinci kez MTV alımı, tasarruf ve finans yatırımlardan alınan stopajlara yenilerinin eklenmesi, bazılarının artırılması) zaten sıkıntıda olan sabit ücretli, küçük esnaf ve iş dünyasındaki rahatsızlığı her geçen gün daha da artırmaktadır.

Sosyalist iktisatçı İdris Küçükömer,[5] 1960’larda Türkiye’de sağ soldur, solda sağdır derken siyaset tarzına da gönderme yapıyordu. Sol siyaseti elitler/zinde güçler arasında bir oyun alanı olarak görürken (CHP+Ordu=İktidar formülü gibi), sağ ise halka yaslanarak siyaset yapıyordu. Meşruiyetini ve iktidarını seçimlerden alıyordu.

Özetle; daralan siyaset alanına dair halk her zaman seçim sonuçları ile doğru mesajlar verir. Onu okumak ise siyasetçinin mahareti olmalıdır.

[1] Turan, İlter (1986). Türkiye’de Siyasal Kültürün Oluşumu. E. Kalaycıoğlu ve A. Y. Sarıbay (Ed.) Türk Siyasal Hayatının Gelişimi. Beta Basım Yayım Dağıtım. 461-487

[2] Dörtlü Takrir - Vikikaynak

[3] İstifalar sonrası CHP’de grup başkanı seçimi: Yarıştan çekilen Gürsel Erol'dan imalı paylaşım | soL haber

[4] Koçak, Kıvanç (2024). Erdal İnönü (1926-2007). Koçak K. ve Bora T. (Der.). Cumhuriyet Tarihinden 100 Portre. İletişim Yayınları 2. Baskı. 279-283

[5] Küçükömer, İdris (2009). Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması. Profil Yayınları. S.86