Sahne dediğimiz yer insanın bütün kırılganlığıyla göründüğü yerdir.
O kırılganlığın karşısında iki saniyelik bir yorumla hüküm verilir oldu. Bir sanatçı sahneye çıkıyor… Yılların emeği bir şarkının içine yerleşmiş.
Sazlar, sözler, makam… hepsi hazır. Yorumlara bakıyorsunuz. Vücut berbat! Kıyafet yakışmamış.! Göz zevkimiz bozuldu!
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor.
Biz gerçekten bir konser mi izliyoruz?
Yoksa farkında olmadan bir moda yarışmasının jüri koltuğuna mı oturduk?Aslında mesele tam burada başlıyor. Karşımızda ne görmek istiyoruz?
Giyim zevki kusursuz, bedeni ölçülü, sahne duruşu estetik, göz zevkimizi okşayan bir sanatçı mı?
Elbette böyle bir sanatçı görmek güzeldir.
Sahnenin estetiği vardır, bunu inkâr edemeyiz.
Ama asıl soru şu.
Herkes böyle olmak zorunda mı?
Her sanatçı göz zevkine uygun mu giyinmek zorunda?
Sanatın ölçüsü gerçekten bu mu?
Oysa sanatın özü duygu ve emektir. Yılların birikimiyle yoğrulmuş bir ses, bir yorum, bir kültür.
Sahneye çıkan bir sanatçı şarkısını söylerken,
bir geleneği, bir hafızayı ve bir duyguyu taşır.
Bu yüzden kültürümüze ve sanatımıza değer katan bir sanatçıyı, beden ölçüsüyle tartmak bir kitabı kapağına bakarak yargılamaktan farksızdır. Gerçek sanatseverler de bunu bilir. Onlar kulakla dinler.
Opera dünyasında, Maria Callas gibi bir efsane bile kariyerinin farklı dönemlerinde bedeni üzerinden eleştirildi.
Ama bugün kimse onun kilosunu hatırlamıyor.
Dünya onun sesini ve sanatını konuşuyor.
Bizim kendi müziğimizde de durum benzer.
Türk Sanat Müziği’nin büyük isimlerinden
Müzeyyen Senar. Sahnede zarafetiyle anılırdı ama kimse onun sanatını, beden ölçüsüyle tartmaya kalkmadı.
Bir sanatçının kıyafetini beğenmeyebilirsiniz. Bu doğaldır. Elbette sahnenin bir estetiği vardır.
Sanatçının kıyafeti, duruşu, sahne dili önemlidir.
Bunlar konuşulabilir, tartışılabilir. Ama eleştiri ile küçültme arasında çok ince bir çizgi vardır.
Sizi rahatsız eden bir görüntüyü, bir insanın emeğini hiçe sayacak şekilde, motivasyonu düşürecek şekilde yazmak acımasızlıktır. Ne yazık ki sosyal medyada en kolay olan şey de eleştiri de acımasız olmaktır. İki kelime yazarsınız…
Bir insanın yıllar süren emeğini küçültür, yolunuza devam edersiniz.
Oysa sanatı konuşmak emek ister. Makam bilmek gerekir. Yorum bilmek gerekir. Sahne kültürü gerekir. Ama insanın bedenini konuşmak, en kolay iştir. Sanata adanmış bir ömür göz ardı edilir. Beden üzerinden yapılan eleştiri, çoğu zaman estetik kılıfına sokulmuş bir saygısızlıktır. Sahne bir defile, bir vitrin değildir. Bir ses sanatçısının değeri, ne kilosuyla ölçülür ne kıyafetiyle. Bir sanatçının değeri sesinin taşıdığı duygu, yorumunun derinliği
ve sanatına kattığı ruhla ölçülür. Sahneye çıkan insanı bedeniyle tartmak kolaydır.Ama onun sesindeki yılları duymak işte o biraz emek ister. Konserden geriye kalan şey ne bir beden olur ne bir kıyafet. Bir ses. Bir duygu.
Bir hatıra geriye kalır.
Bütün yorumlar ise zamanın çarkında kaybolur.