En derin yalnızlık, insanın kendisiyle başbaşa kalamadığı yalnızlıktır.

Boş kalabalıklar içinde kaybolmaktan haz duyanlar, kendi kalabalığına gömülmekten ölesiye korkarlar.

Göğsüne çöreklenerek nefesini tıkarcasına ağırlık yapan sinsi bir sessizliktir yalnızlık. Bir an yardım istemeyi düşündüğün; ancak rüyalarda gördüğün karabasan gibi elini kolunu kaldırmaya mecalin olmadan hareketsiz bırakan acı bir his bu.

Yalnızlık, herkese yetebildiğin ama bir tek kendini eksik bıraktığın derin iç çekiştir. Herkesin ayazını gözlerindeki umudun sıcaklığıyla ısıtırken, o aynı sıcaklıkla kendini bile bile yaktığın bir his... Sahi, mum dibine ışık vermez mi gerçekten? Peki ya koca evreni aydınlatan o parlak yıldızlar, kendi cevherlerini görebilirler mi?

​İnsan, neden başkasına gösterdiği özeni kendisi söz konusu olduğunda pas geçer?

Şifalandırıcı bakışlarını neden başkalarına çevirir de, kendini hep gözlerinden alevler çıkan bir ejderha gibi kendi ateşiyle yok eder?

Peki sen başkalarını teselli ettiğin o büyüleyici sözlerinle kendine de dokunabilir misin? Yoksa bu ayrıcalığı hep başkalarına mı tanırsın?

Bedenimizde ev sahibi miyiz, yoksa misafir mi? Kendimize şefkat göstermekte başkalarına sunduğumuzdan neden bu kadar cimriyiz? Belki de bunun cevabı, kendimize kapatıp başkalarına özenle açtığımız o kusursuz misafir odalarında gizlidir.

Hani o ilk günkü gibi temiz duran, üzerine neredeyse hiç oturulmamış kanepeler neden sadece misafirlere tahsis edilmiştir? Misafir tabakları, özel çatal-bıçak takımları, misafir terlikleri, gümüşlükleri süsleyen fincanlar... Dahası, evin içinde var olduğu halde sadece bir yabancı geldiğinde kilidi açılan o görkemli 'misafir odaları'...

Tüm bunları neden kendimizden esirgeriz?

Türk geleneklerindeki o meşhur misafirperverliğin ötesine geçip, kendi evimizde –yani bedenimizde– nasıl da 'eğreti' bir misafir gibi kaldığımızı sorgulamakta fayda var. Kapımızı çalan herkese gösterdiğimiz o sonsuz hoşgörüyü, neden kendimizden esirgediğimizi anlamaya çalışmanın vakti gelmiştir belki de.

Yeni yıla girip yeni başlangıçlar yaptığımız şu günlerde öyleyse hadi şu soruların cevabını birlikte arayalım.

Nasıl bir muameleyi kendime reva görüyorum?

Kendi evimde asıl ev sahibi olan kim?

​En güzel sofraları neden kendime kurmuyorum?

En lezzetli yemekleri neden kendime pişirmiyorum?

Evin en güzel fincanıyla en köpüklü kahveyi neden kendime yapmıyorum?

Evimin en güzel köşesini yalnızlığıma ortak edecek biriyle neden süslemiyorum?

Başkalarını iyi ettiğim merhemi neden kendi ruhuma da sürüyorum?

​Es geçtiğim kim bu hayatta?