GÜNDEM

Ön koltuk sendromu

Herhalde bir organizasyonda insanı en çok yoran şey ne sahne ışıklarıdır, ne program akışı, ne de mikrofonun ani çınlaması.

Abone Ol

En çok yoran şey protokol koltuklarına konukları yerleştirme meselesidir. Çünkü o koltuklar sanıldığı gibi masum değildir. Beklentiden, ünvandan, algıdan, kırılganlıktan yapılmıştır.

İnsana gereksiz stres yükleyip yorar. Yetmez. Bir de hem aklını, hem sabrını sınar. Biz insanları koltuklara mı yerleştiriyoruz, yoksa duygularını mı yönetiyoruz? Kimse aslında koltuğun kendisini istemez.

İnsan, orada olmanın anlamını ister. Bazen protokol öyle karışır ki, en ön sırada oturanlar huzursuz, arka sıradakiler kırgın, ortadakiler acaba ben yanlış mı geldim? modundadır. Bazen bir konser salonunda gerilim yükselir. Gerilim çoğu zaman bir bakışla başlar.

Bir yer meselesiyle, bir bekleyişle, bir cümleyle. O bir kişinin huzursuzluğu, bütün salonun kalbine yayılır. Sahne, güç gösterisi yapılacak bir yer değildir. Sahne, sakinliğin yönetildiği yerdir. Gerilim yaratan her insan da kötü niyetli değildir. Çoğu zaman görülmek ister, duyulmak ister, değerli hissetmek ister.

O koltuklar, kendilerine bu kadar paye verildiğini bilseler, tabiri caizse koltukları kabarırdı. Kendi kendilerini kalkıp alkışlarlardı. Bazı insanlar için bu kadar önemli olduklarını bilseler, belki de daha ergonomik olmak isterlerdi. Mesele koltuk değil mesele, koltuğa yüklenen anlamda.

Protokol kuralları vardır.

Olmalıdır da. Ama şu cümleyi unutursak, yoruluruz. Her kural insan içindir, insan kural için değil. İşte bu yüzden protokol yönetimi, sezgiyle yapılır. Kimi insan önde oturur ama geride kalır. Kimi insan geride oturur ama organizasyonu taşır.

Sanatsal etkinlikler ve diğer organizasyonlarda özellikle dikkat edilmesi gereken ince noktalar vardır. Sahne önünde asla tartışma olmaz.

Çünkü bir kişiyle yaşanan gerilim, seyircinin önünde yaşanırsa, artık kişisel olmaktan çıkar. Salonun meselesi olur. Eğer tüm nezakete rağmen gerilim devam ediyorsa...Kişi hala ısrarcı ise. Diğer seyircileri rahatsız ediyorsa.. İşte o bir kişi ya da kişiler, ortamın huzurunu bozmaya devam ediyorsa onlarca insanın emeği, böylesi bir taşkınlıktan daha kıymetlidir. İşte orada sanat devreye girer. Gerilim yaratan kişi susturulmaz, nazikçe yönetilir. Tabii ki bu stres yönetimini yapan ev sahibi ya da ortamdaki kişilerin de sevgi ve nezaket dilini kullanmaları gerekir. Her türlü çabaya rağmen yönetilemeyen kişi ise ortamdan alınır.

Bu nezaketsizlik değil, sahne ahlakı ve sorumluluğudur. Protokol koltukları organizasyonlarda bellidir. Sayılıdır. Sınırlıdır. Ama bazen sanki sınırsızmış gibi davranılır.

Salonun üçte biri PROTOKOL yazısıyla doldurulur. Ön sıralar, iki üç sora arkalar, yanlar, köşeler. Protokol, ihtiyaç kadar olmalıdır. Gereğinden fazla protokol yazısı, saygıyı artırmaz aksine garipleştirir. Salonun üçte biri protokol oluyorsa, orada sanat değil, statü sahneleniyordur.

Koltuğu ayrılan kişi gelmediğinde boş kaldığında asıl ironi başlar. Boş koltuk doludur aslında ama yanlış duygularla doludur. Ayakta kalanlar varken, boş koltuk kutsallaştırılmamalıdır. Çünkü protokol, kimseyi dışarıda bırakma sanatı değildir.

Kimseyi gereksiz yere ayakta tutma hiç değildir. Protokol, koltuğu korumak değil, insanı gözetmek içindir. Protokol koltuğu insanı büyütmez. İnsan koltuğu büyütür.