Sevelim sevmesine bunda sorun yok. Zaten hepimizin içinde bir ego var. Ego dediğimiz şey. Ben de buradayım, benim de bir yerim var diye kendimize attığımız imza aslında. Sağlıklı bir ego insanın sınırlarını da çizer. Sorun, egonun dengeyi kaybettiğinde kibiri doğurmasıdır. Mikrofonu eline alması ve tüm ışıkları kendine çevirmesidir.
İşte tam o an kibirle tanıştığı andır.
Kibirli insan çoğu zaman çok güçlü durur ama en ufak eleştiride darmadağın olur.
Çünkü kibir sağlam bir zemin değil, yüksek topuklu bir özgüvendir.
Gösterişlidir ama uzun süre ayakta tutmaz. Dikkat ettiyseniz en kibirli insanlar genelde en çok kırılmışlardan çıkar. Çok bağırırlar, çünkü içleri çok sessizdir. Çok yukarıdan konuşurlar, çünkü içlerinde aşağı düşme korkusu vardır. Kibir çoğu zaman güçten değil, savunmadan doğar. Bana yaklaşma demenin en süslü hâlidir.
Çünkü bir zamanlar çok eğilmiştir. Çünkü bir yerlerde çok susmuştur.
Çünkü birine çok geç kalmıştır. Sonra da kendi kendine Bir daha kimse beni küçültemeyecek! diye söz vermiştir. Tabi bunu yaparken de fark etmeden kendini büyütmüş ama haddinden fazla büyütmüştür.
Hayat insana çok net bir şey öğretir. Gerçekten iyi olan insanlar bunu anlatmaz. Gerçekten güçlü olanlar bağırmaz, incitmez.
Gerçekten bilenler, bilmiyorum demekten utanmaz. Olgunluk biraz da haklıyken susabilmektir.
Önde giderken dönüp arkaya bakabilmektir.
Alkış geldiğinde başını göğe değil, kalbine çevirebilmektir. Hayatta gerçekten etkileyici olan insanlar mekana girdiklerinde Ben geldim! dedirtmezler. O mekandan çıktıklarında Bir şey eksildi! dedirtirler. İşte orası da egonun yerini zarafetin, kibrin yerini insanlığın aldığı yerdir. İnsan kalmak tam da budur. Ne küçülmek…ne büyümek…Yerini bilmek. Çünkü insan, kendini ciddiye almayı biraz azalttığında başkalarına daha iyi davranmayı öğrenir. Çünkü insan bazı yüksekliklere ancak alçakgönüllülükle varabilir.




