Tüm çocuklarımız pazartesi okula başlıyor. Yazın rehavetinden çıkıp tempolu bir koşuşturmacaya hazırlanıyoruz. Sadece öğrenciler ve öğretmenler değil anne-babalar, dede-nineler, servis şoförleri, aşçılar, temizlik görevlileri dahil sayabileceğim daha birçok okul ve öğrenciyle ilişkili çalışan da iş başı yapıyor. Yılın neredeyse tümünü kapsayacak bu zorlu maraton umarım her öğrenci için eğlenceli ve öğretici geçer.
Kimi, belki evin bahçesindeki demir parmaklıklara tutunarak direnecek okula gitmemeye; kimisi de okul önünde basacak yaygarayı. Kınalı kuzular, sanki kurban edilecekmiş gibi hissettiren bu tuhaf duyguyla baş etmeyi nasıl öğrenecek? Kaygıdan, korkudan midesinde kelebekler uçuşan bu çocuklar, o kelebekleri dizginlemenin bir yolunu bulabilecekler mi?
Okul kaygısı, birçok çocuğun zihinlerinden geçen gerçek ya da gerçek dışı sebeplerle çoğunlukla da gelecekte gerçekleşmesi muhtemel bir olayla ilgili ortaya çıkan yönetmesi zor bir duygudur. Bedensel duyumları harekete geçirdiği için çocuklar sıklıkla karın ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi veya kalp çarpıntısı gibi somatik (bedensel) şikayetlerle bu durumu dışa vururlar. Çocuk aslında fizyolojik bir rahatsızlık yaşıyormuş gibi hissetse de bu durum, vücudun zihindeki "tehlike" algısına verdiği doğal bir "savaş ya da kaç" tepkisidir.
Kaygı genellikle öngörülmesi güç durumlardan beslenir. Çocuklar; okul gününün nasıl geçeceği, ebeveynlerinin kendilerini zamanında alıp almayacağı, arkadaş edinip edinemeyecekleri ya da öğretmenlerinin onlara nasıl yaklaşacağı gibi kendi kontrolleri dışında gelişen pek çok belirsizlik yüzünden yoğun bir endişe yaşayabilirler.
Bu tür kaygıların üstesinden gelmede ve süreci daha yönetilebilir kılmada şu yaklaşımlar kritik bir rol oynar:
Günlük rutinleri, okulda karşılaması muhtemel olayları konuşmak olumsuz düşünceleri azaltır. Zihinde büyüyen henüz gerçekleşmemiş olumsuz durumlar hakkında B planı hazırlamak, çeşitli alternatifler üretmek, birlikte üzerine düşünerek beyin fırtınası yapmak kaygının şiddetini azaltır.
Okulun, eminim her insan için kapsayıcılığı başkadır; hepimize yuva olan sınıflarımızdan, şefkatli elleriyle başımızı okşayan öğretmenlerimize kadar her detay zihnimizde ayrı bir iz bırakır. Kimimiz için güvenli bir sığınak, kimimiz içinse dünyaya açılan ilk penceredir orası. Neticede o koridorlarda öğrendiğimiz sadece dersler değil; hayatı, paylaşmayı ve zorluklarla baş etmeyi öğrenerek büyüdüğümüz ilk gerçek yuvamızdır.




