M. Rıza Çerçel Kültür ve Sanat Merkezi Konferans Salonunda gerçekleştirilen panele; Afyonkarahisar Vali Yardımcısı Bedir Deveci, TTK Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özgen, Afyonkarahisar Belediye Başkan Yardımcısı Eylem Ayar, AKÜ Rektör V. Prof. Dr. Murat Peker ile birlikte akademik ve idari personel, kurum ve kuruluş temsilcileri, Afyonkarahisar halkı ve öğrenciler katıldı.

Panelin açış konuşmasını yapan AKÜ Rektör V. Prof. Dr. Murat Peker, Türk Tarih Kurumunun Afyonkarahisar’da ilkleri yaşattığı için Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özgen’e özellikle teşekkür etti. Peker, “Bundan 3 yıl önce, Büyük Taarruz’un 100. Yılı Sempozyumu’nu gerçekleştirmiştik. Ses getiren bir etkinlik olmuştu ve 4 ciltlik bir kitaba dönüştü. Sonraki yıllarda Türk Tarih Kurumunun destekleri artarak devam etti. Bugün de yeni dizayn edilen Türk Tarih Kurumu Mobil Kitap Satış Tırını ilk kez Afyonkarahisar ile buluşturdu. Üniversitemize ve Afyonkarahisar’a vermiş oldukları desteklerden dolayı Türk Tarih Kurumu Başkanımıza özellikle teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

30 Ağustos2503

“BU COĞRAFYADA BÜYÜK TAARRUZ BİTMİYOR”

Büyük Taarruz’u anlamanın önemine değinen Peker, “Her yıl Büyük Taarruz’u tetkik ettiğimizde farklı bir şey öğreniyoruz. Çünkü görüyoruz ki Büyük Taarruz bitmedi ve bitmeyecek. Baktığınızda, bugün Filistin’de yaşanan soykırım ile görüyoruz ki bu coğrafyada Büyük Taarruz bitmiyor, Haçlı Seferleri de bitmiyor. Bu coğrafyada bu tarihsel süreçleri diri tutmak ve özellikle gençlerimize daha fazla yaygınlaştırmak adına etkinlikler gerçekleştirmek önemlidir. Bu etkinlikleri, üniversitemiz olarak ev sahipliğinde yapmaya çalışıyoruz. Türk Tarih Kurumu Başkanımızın ve Valimizin desteklerini bu etkinliklerde her zaman görmekteyiz. Ayrıca, bu konuda destek veren kurum ve kuruluşlara teşekkür ederim” dedi.

“BU YÜRÜYÜŞ, SADECE KILIÇLA KAZANILAN TOPRAKLARIN HİKÂYESİ DEĞİLDİR”
TTK Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özgen ise Ağustos ayının Türk milletinin zafer aylarından biri olduğunu ifade etti. Özgen, “Anadolu’ya girişimizin mührü olan Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümünü coşku ile kutlamıştık. Bugün de ‘Anadolu’da ilelebet kalıyoruz!’ haykırışımızı dünyaya ilan ettiğimiz zafer alanında, Afyonkarahisar’da olmaktan duyduğum mutluluğu belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

Özgen, şunları söyledi: “Malazgirt’ten Kocatepe’ye uzanan kutlu yürüyüşte, neredeyse bir asırlık bir tarih ile pek çok iklimi içinde barındıran bir cihan hâkimiyeti ve Anadolu dediğimiz beldenin ebedi vatan hâline gelme süreciyle karşılaşırız. Ancak bu yürüyüş sadece kılıçla kazanılan toprakların hikâyesi değildir. Türk milleti, Malazgirt’ten itibaren adaleti ve hoşgörüyü merkeze alan, farklı toplulukları aynı çatı altında barış içinde yaşatabilen yüksek bir medeniyet vizyonu ortaya koymuştur. Anadolu, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e; ilmin, sanatın, devlet aklının ve adaletin merkezi olmuştur. İşte Millî Mücadele’deki topyekûn iradeyi besleyen de bu kadim birikimdir. Esasen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ derken, Malazgirt’ten Afyonkarahisar’a uzanan bu tarihî çizginin özünü bir cümleye sığdırıyordu. Çünkü milletimiz her daim, adalet ve hoşgörüyü esas alarak, bilimi rehber edinerek gelecek yürüyüşünü sürdürmüştür.”

“BİLİM VE KÜLTÜR ALANINDAKİ MÜCADELEYE YAKLAŞIK 100 YILDIR KATKI YAPIYORUZ”

30 Ağustos’ta 1922’de orduyu zafere taşıyan ve devamında Cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, mücadelenin bitmediğini; medeni, ekonomik, kültürel ve birçok alanda yapılacak çok işin olduğunu dile getirdiğini belirten Özgen, “Bu noktada, bizzat Onun teşvikiyle ve himayesinde kurulan Türk Tarih Kurumu, ülkemizin bilim ve kültür alanındaki mücadelesine yaklaşık 100 yıldır katkı yapmaya devam etmektedir. Eski dönemlerden günümüze, Orta Asya’dan Anadolu’ya ve Balkanlara Türk tarihini kapsamlı bir şekilde ve bilimsel yöntemlerle araştıran Kurumumuz, Türk milletinin ve Türk gençliğinin geçmişini tanıması, geleceğine güvenle bakması için entelektüel hazinemizi zenginleştirme gayretindedir. Önemli günler ve yıl dönümleri bu doğrultuda zikredilmesi, anılması gereken değerlerimizdendir” diye konuştu.

TTK MOBİL MAĞAZASI AFYONKARAHİSAR’DA

Özgen, “Her Eve Bir Tarih Kitabı” Projesi kapsamında hazırlanan ve ilk defa 30 Ağustos vesilesiyle Afyonkarahisar Zafer Meydanında halkla buluşan Türk Tarih Kurumu mobil satış mağazasının TTK yayınlarını ve yazarlarını okuyucularla bir araya getirdiklerini de sözlerine ekledi.

Afyonkarahisar Vali Yardımcısı Bedir Deveci ise 25 Ağustos’tan bu yana, zaferin kazanıldığı toprakları adım adım gezdiklerini ve yerinde gördüklerini söyledi. Deveci, “Bugün ise panelimizde; zaferin kazanılma hikayesini hocalarımızdan dinleyeceğiz. Sultan Alparslan’dan günümüze kadar, başta Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu toprakları canı ve kanıyla bizlere vatan kılan tüm şehitlerimizi rahmet, şükran ve minnetle anıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. Herkese saygı ve selamlarımı sunuyorum” dedi.

Açış konuşmalarının ardından moderatörlüğünü AKÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin’in yaptığı konuşmacı olarak Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkez Müdürü Prof. Dr. Ahmet Altıntaş ve Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Uzun’un konuşmacı olarak yer aldığı “Türk İstiklal Harbi’nin Son Safhası: 103. Yılında Büyük Taarruzu’u Yeniden Tetkik Etmek” konulu panele geçildi.

“BÜYÜK TAARRUZ ’UN HAZIRLIKLARI SAKARYA SAVAŞI’NDAN HEMEN SONRA BAŞLADI”
Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Uzun, “Atatürk’ün Büyük Taarruz Öncesi İç ve Dış Cephede Verdiği Mücadeleler” konulu sunumunda Büyük Taarruz’un hazırlıklarının Sakarya Savaşından hemen sonra başladığını belirtti. Uzun, Sakarya Zaferinin kazanıldığı 13 Eylül 1921 tarihi ile Büyük Taarruzun başladığı 26 Ağustos 1922 tarihine kadar geçen süre içinde Mustafa Kemal Paşa’nın içeride ve dışarıda taarruz öncesinde neler yaşadığına ve taarruz hazırlıklarına dair bilgi vererek, “Mustafa Kemal Paşa’nın, Millî Mücadele’nin yapıldığı sırada yeni bir Türk devleti doğdu. Mustafa Kemal, Sevr’i de yok sayıyor ve Misak-ı Milli’nin gerçekleşmesi hedefinden vazgeçmeyerek yeni devletin tam bağımsız bir devlet olacağına yönelik inancını muhafaza ediyordu” dedi.

“MİLLETİN HER FERDİ KENDİNİ GÖREVLİ SAYDI”
Uzun, savaş ve muharebenin yalnız iki ordunun değil, iki milletin bütün varlıklarıyla bütün maddî ve manevî kuvvetleriyle, birbiriyle karşı karşıya gelmesi ve birbiriyle vuruşması anlamına geldiğini ifade etti. Uzun, “Türk milletini; cephede bulunan ordu kadar duygu, düşünce ve hareket bakımından savaşla ilgilendirmeliydim. Yalnız düşman karşısında bulunanlar değil köyünde, evinde, tarlasında bulunan herkes, milletin her ferdi silâhla vuruşan savaşçı gibi kendini görevli sayarak bütün varlığını mücadeleye verecekti. Bütün maddî ve manevî varlığını vatan savunmasına vermekte ağır davranan ve titizlik göstermeyen milletler, savaş ve muharebeyi gerçekten göze almış ve başarabileceklerine inanmış sayılmazlar” diye konuştu.

“GENEL SEFERBERLİK İLAN EDİLDİ”

Düşmanın savunma düzeninde tertiplenmesi ve durgunluğundan faydalanılarak Türk ordusunun savunma düzeninden süratle taarruz ordusu haline getirilmesi için bir sene içerisinde hazırlıklara başlandığını ifade eden Uzun, şunları anlattı:

Emirdağ’da başıboş köpekler toplatılıyor!
Emirdağ’da başıboş köpekler toplatılıyor!
İçeriği Görüntüle

“Genel seferberlik ilan edilerek birlik mevcutları artırıldı ve birliklerdeki personel mevcutları takviye edildi. Orduların kuruluşu yeniden düzenlenerek, grup komutanlıkları kaldırıldı, yerine kolordu ve ordu komutanlıkları kuruldu. Ordunun harekât yeteneğini artırmak için at, öküz arabaları ve merkeplerden istifade edildi. Büyük Taarruz’a hazırlık sürecinde ordunun muharip gücünün artırılması için bütün imkânlar kullanıldı. Tekâlif-i Milliye Kanunu ile Anadolu olanaklarından istifade edilirken, İstanbul’dan silah ve cephanenin Anadolu’ya geçirilmesi dâhil, çeşitli ülkelerinden silah, cephane ve malzeme satın alındı. Fransa’nın ve Rusya’nın yardımları sağlandı.”

“TÜRK İSTİKLAL HARBİ, EŞİ BENZERİ OLMAYAN BİR SAVAŞ”

Türk İstiklâl Harbi’nin topyekûn savaş prensiplerine uygun olarak, Türk Milletinin maddi ve manevi tüm varlığı ile yapmış olduğu eşi benzeri olmayan bir savaş olduğunu kaydeden Uzun, “Bu savaşta millî güç unsurlarının tamamı uygun bir şekilde kullanıldı. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos 1922’de yapılan Başkomutan Meydan Muharebesi ile Yunan ordusu kesin bir yenilgiye uğratıldı. Daha sonra Takip Harekâtı ile aralıksız kovalanan düşman kuvvetleri denize döküldü” dedi.

“MUSTAFA KEMAL PAŞA, SABIRLA BÜYÜK TAARRUZ’UN HAZIRLIKLARINI TAMAMLADI”

Mustafa Kemal’in içeride ve dışarıda verdiği mücadelelerin onun halk katındaki liderliğini daha da pekiştirdiğini vurgulayan Uzun, “Başkomutanın politikası, Misak-ı Milli’nin ulusal yurt olarak kabul ettiği topraklardaki işgal bittikten sonra barış masasına oturmaktı ve bu konuda son derece ısrarcıydı. Bu da ancak kesin askeri zaferle elde edilebilecek bir hedefti. Bu iyice anlaşıldı. Başkomutan, muhalefetin sinir uçlarına dokunan sözlerine rağmen taarruz hazırlıklarını gizlilik içinde yürütmek istedi. Mustafa Kemal Paşa sükûnetini bozmadan, sabırla büyük taarruzun hazırlıklarını tamamladı” ifadelerini kullandı.

TÜRK ORDUSU 200 BİN ASKERLE SAVAŞTI

AKÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkez Müdürü Prof. Dr. Ahmet Altıntaş ise “26 Ağustos’tan 30 Ağustos’a Giden Süreç: Başkomutan Meydan Muharebesi” başlıklı sunumunda Büyük Taarruz’un askeri safhasına ilişkin bilgiler verdi.
Altıntaş, konuşmasında 26 Ağustos 1922 tarihindeki Türk ve Yunan ordularının askeri durumuna ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Altıntaş, Türk ordusunda yaklaşık 8 bin 600 subay, 200 bin asker ve 323 top bulunduğunu, Yunan ordusunun ise 224 bin asker ve 418 topa sahip olduğunu ifade etti. Taarruz eden kuvvetin savunma yapan kuvvetten üçte bir fazla olması gerektiğini belirten Altıntaş, bu durumda Türk ordusunun en az 600 bin askere sahip olması gerektiğini, ancak mevcut sayının 200 binde kaldığını vurguladı. Sakarya Savaşı’ndan sonra doğu cephesinden birlikler ve toplar sevk edildiğini, İtalya ve Fransa’dan hafif ve ağır makineli tüfekler alındığını hatırlatan Altıntaş, “Buna rağmen ancak bu kadar toparlanabildik. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının dehası da burada ortaya çıkıyor” dedi.

Altıntaş, Mustafa Kemal’in 13 Eylül 1921 tarihinde Yunan ordularının takip ve imha edilmesi talimatı verdiğini, ardından Doğlat bölgesinde keşif muharebelerinin gerçekleştiğini aktardı. Bu muharebelerde topçu mühimmatının yetersizliği nedeniyle başarı sağlanamadığını, bataryalarda top başına düşen mermi sayısının 20’ye kadar düştüğünü kaydetti. Normal şartlarda bu sayının 350-400 civarında olması gerektiğini belirten Altıntaş, mühimmat eksikliği ve ordunun yorgunluğunun başarısızlığa neden olduğunu söyledi.

GÜZELİM DAĞI MUHAREBESİ VE ÇIKARILAN DERSLER
Altıntaş, 1 Ekim 1921’de başlayan ve 8 Ekim 1921’e kadar süren Güzelim Dağı Muharebesi’nin, Sakarya Meydan Muharebesi’nin hemen ardından yapıldığını hatırlattı. Bu muharebenin bir diğer adının Afyonkarahisar Muharebesi olduğunu belirten Altıntaş, “Bu muharebede 3 bin 500 şehit verdik” dedi. 10 Ekim 1921 tarihli raporlara değinen Altıntaş, Afyonkarahisar’ın alınabilmesi için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: “Yunan birliklerinin yeknesak hareket etmesi engellenmeli, baskın taarruz yapılmalı, sıklet merkezi oluşturulmalı, gizlilik içinde hareket edilmeli ve tüm kaynaklar azami oranda kullanılmalı.” Ayrıca, muharebe sırasında komuta kademesinin 120 km geride olmasının büyük bir hata olduğunun anlaşıldığını belirten Altıntaş, bundan sonraki savaşların cepheye daha yakın yönetilmesi gerektiğini vurguladı.

BÜYÜK TAARRUZ KARARI VE HAZIRLIKLAR

Altıntaş, 16 Haziran 1922’de Büyük Taarruz kararının alındığını ifade etti. Bu kararın ardından Akşehir’de Batı Cephesi Komutanlığı karargahının kurulduğunu belirten Altıntaş, Mustafa Kemal Paşa’nın 22 Temmuz ve 27-28 Temmuz tarihlerinde Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Nurettin Paşa, Yakup Şevki Paşa ve Fahrettin Paşa ile taarruz planı konusunda değerlendirmeler yaptığını aktardı. Harp meclisinde Mustafa Kemal’in paşaların görüşlerini aldığını söyleyen Altıntaş, “Artık hata yapma lüksü yoktu. Yahya Kemal’in ifadesiyle ‘Yardım et Ya Rab, İslam’ın son ordusudur bu’ dediğimiz, adeta son kurşundu” dedi. Türk ordusunda üç kolordu bulunduğunu belirten Altıntaş, iki kolordunun kaydırıldığını, bunlardan birinin beş tümenden oluşan dördüncü kolordu olduğunu söyledi. Bu noktada Kemalettin Sami Paşa’nın kahramanlıklarına dikkat çeken Altıntaş, Halide Edip’in anılarından da örnekler vererek Kemalettin Sami Paşa’yı “kahramanlık timsali” olarak tanımladı.

26 AĞUSTOS SABAHI KOCATEPE’DEN VERİLEN EMİR

Altıntaş, 26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30 sularında Mustafa Kemal’in Kocatepe’den taarruz emrini verdiğini belirtti. Topçu atışlarıyla önce Yunan topçularının susturulduğunu söyleyen Altıntaş, Türk topçularının Avusturya-Macaristanlı subaylar tarafından eğitildiğini ve kalite üstünlüğüne sahip olduğunu vurguladı. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın bir top mühendisi olduğunu ve Sakarya Savaşı’ndan sonra topların kalibrelerini kontrol ettiğini hatırlatan Altıntaş, “Mustafa Kemal savaşın ardından ‘Harp tarihinde bundan daha başarılı bir topçu atışı çok nadir gördüm’ demiştir” dedi. İngiliz subaylarının Yunan tahkimatının aşılması için 6 ay gerektiğini söylediğini aktaran Altıntaş, Mustafa Kemal’in, “O geçilemez denen tahkimatı Mehmetçik ayaklarını kaldırarak geçmiştir” sözlerini hatırlattı.

“DUYGULANIM, BÜYÜK TAARRUZ’UN PSİKOLOJİK SONUÇLARIDIR”

Oturum Başkanı AKÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin; “Bir Duygulanım Kaynağı Olarak Büyük Taarruz-Büyük Zafer” başlığıyla yaptığı konuşmasında, duygulanımı; kişinin uyaranlara, olaylara, anılara veya düşüncelere duygusal tepkiyle katılabilme yetisi olarak tanımladı. Şahin, “Mustafa Kemal ile ilgili bir konuşmada dinleyicinin duygulanması, coşması, tepki göstermesi, onun duygulanım kaynağı olduğunu gösteriyor. Bu duygulanıma, Büyük Taarruz’un duygusal ya da psikolojik sonuçları da diyebiliriz” dedi. Şahin, “27 Ağustos 1922’de Afyonkarahisar kurtulup, Türk ordusu şehre girdiğinde Afyonluların ellerindeki yiyeceklerle Türk askerine gidip coşkuyla ikram etmesi anlatmaya çalıştığım duygulanımın bir göstergesidir. Duygulanım kaynağı olarak Büyük Taarruz’un daha genele hitap eden taraflarına baktığımızda ise iç kamuoyuna yansıyan tarafları ve dış kamuoyuna yansıyan tarafları var. Bunların yanında İslam dünyasına yansıyan taraflarını da dikkate almak gerekiyor” diye konuştu.

“HİLAL İLE HAÇIN MÜCADELESİ”

Şahin, Büyük Taarruz’un uzun süren geri çekilmenin durdurulduğu kritik bir hamle olduğuna dikkat çekti. Büyük Taarruz’un yalnızca bir taarruz veya milletinin kaderini değiştiren bir zafer değil, aynı zamanda tarihe geçen büyük zafer olduğunu vurgulayan Şahin, “Büyük Taarruz zorlukların sona erdiği bir dönemde Türk milletine ulus olma bilincini kazandırdı. Bu kazanım; toplumu dinamik hale getirerek, coğrafyaya, kültüre ve dile bağlılığını güçlendirdi. En önemli sonuçlarından biri de Türkiye’ye uluslararası prestij kazandırmasıdır. Milletin mobilize olmasını sağlayarak dış kamuoyunda da büyük yankı uyandırdı” dedi. Büyük Taarruz’un dış kamuoyundaki etkileri hakkında da bilgi veren Şahin, İslam dünyasında Mustafa Kemal Paşa’nın “Namdar Mustafa Kemal Paşa” olarak anıldığını, Büyük Taarruz’un kimi çevrelerde “Hilal ile Haçın mücadelesi” olarak nitelendirildiğini kaydetti.

Şahin, 30 Ağustos ruhunun, 100 yıl önce törenlerle kendine güveni sağlayan bir ruh olarak hala Türk toplumunu mobilize ettiğini belirterek, şunları söyledi:

“Büyük Taarruz ruhu, millî birlik ve beraberliğin kaynağı olarak karşımıza çıkıyor. Vatan sevgisinin ve fedakârlığın temelini oluşturuyor. Gençlikteki idealizmin bir kaynağı olarak değerlendiriliyor. Toplumsal motivasyon aracı ve millî güç unsuru olarak Büyük Taarruz önemli bir rol oynuyor. Kocatepe, geçmişten kalan bir hatıra ya da 103 yıl önce yaşanmış bitmiş bir ruh değil; bugün hâlâ bize ilham veren bir kaynaktır. Türk milletinin geleceğe dönük planlarında, hedeflerinde ve hayallerinde ilham aldığı bir değer olarak görülmeli ve kabul edilmelidir.”

Panel, katılımcılara katılım belgesi takdimi ve fotoğraf çekimi ile sona erdi.

Panel öncesinde ise Afyonkarahisar Vali Yardımcısı Bedir Deveci, TTK Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özgen ve AKÜ Rektör V. Prof. Dr. Murat Peker TTK Mobil Mağazasının açılış kurdelesini kesti. Panelin ardından Zafer Meydanında Türk Tarih Kurumu Mobil Mağazası’nda; TTK Yazarları; Prof. Dr. Feridun Mustafa Emecen, Prof. Dr. Ali Efdal Özkul, Doç. Dr. Murat Özkan, Prof. Dr. Sabit Dokuyan, Prof. Dr. Nejla Günay, Prof. Dr. Hasan Babacan, Prof. Dr. Mustafa Çolak, Prof. Dr. Hakan Uzun’un katılımıyla imza günü etkinliği düzenlendi.

30 Ağustos2515