Kimimiz aktı kimimiz kara; ama evlerimizde konuşulmazdı ayrılıklarımız. Düşmanlık gütmedik kapı komşumuza, aynıydı acılarımızda sevinçlerimizde. Hatırlar mısın eksik dişlerimizle aynı şarkıyı söylerdik, hep bir ağızdan bağıra çağıra aynı duygularla dolup taşaradık.
Yaşasın Okulumuz
Daha dün annemizin
Kollarında yaşarken,
Çiçekli bahçemizin
Yollarında koşarken.
Şimdi okullu olduk,
Sınıfları doldurduk,
Sevinçliyiz hepimiz,
Yaşasın okulumuz!
Okul bizim yuvamız,
Seni çok seviyoruz,
Bilgiyle doluyoruz,
Yaşasın okulumuz!
Ya öğretmenlerimiz, gözlerinin içine bakmaya utandığımız, saçımızı okşasın diye kınalı kuzular gibi önlerinde başlarımızı eğdiğimiz canımız öğretmenlerimiz... Kaç yaşında olursam olayım hep dev gibi kocamanlar gözümde; onlara duyduğum minnettentir büyüklükleri. Sevgimden, saygımdan, arımdan önlerinden geçmedim hiç. Peki şimdi ne değişti, ne değişti de her şey bu kadar öğretmenin, öğretmenliğin önüne geçti? Ne değişti de öğretmenin beyaz önlüğü kanla ala boyandı?
Okul duyulduğumuz yerdi, birilerinin bize kulak verdiği söylemediğimiz her şeyin ötekine yansıyıp onun aynasında beni beslediği, doyurduğu yerdi. Öğretmenin kucağı gözyaşımızın en kolay aktığı yerdi; onun kokusu, sıcaklığı ömür boyu ruhumuza giydirdiğimiz eskimeyen bir elbiseydi.
Öğretmenim beni duyduğunda ama sahiden duyduğunda o içimdeki karanlık hafiften perdelenir. Sanırsın ki rüzgar şöyle bir ferahlık üfler, irkilirim. O sahiden bana baktığında, kendi elbisesinden sıyrılıp sanki benim elbisemi giymiş gibi benden biri olduğunda karanlığım yavaştan aydınlanır.
O, kendimden bile gizlediğim o kuytu köşelerdeki sızıları merhametiyle bir anne gibi kucaklar. Kendi sesini susturup, sanki dünyada başka hiçbir dert yokmuşçasına ruhuma sahici bir yoldaş olur; dudaklarımdan dökülenlerin ötesini, kalbimin asıl feryadını sükunetle dinleyip dindirir.
İşte o zaman tomurcuğa durmuş, yeni uyanan ağaçtaki gözler gibi çiçek açtırır yavaştan. Gönlümün çiçeklerini açtırır. Gözü açılanın gönlü de açılır. Sicim gibi yaşlar süzülür gözlerimden. Durmadan, durduramadan.
Her bir damla, yıllardır göğsümde biriken o ağır tozu toprağı süpürüp götürürken, geride yalnızca arınmış bir hafiflik bırakır. Artık ne karanlığın soğuğu ne de yalnızlığın sessizliği kalır; öğretmenimin o şefkatli gölgesinde, dallarım ilk kez güneşe uzanmaya cesaret eder.




