Akademisyen, Sosyolog Hüseyin Tutumlu’nun konuğu İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr.İbrahim Attila Acar oldu. Programda "Türk Dünyası’nda Ekonomik Gelişmeler" konusu başta olmak üzere Amerika’nın Dünya’yı manipüle etmesi, Türkiye’nin Dünya’nın en etkili ülkeler arasında yer alması, Türk Dünyasının 2040 vizyonunu hayata geçirmesinin Dünya için ne kadar önemli olduğu konuları tüm hatlarıyla değerlendirildi.
TÜRK DÜNYASI YENİDEN İŞBİRLİĞİ OLUŞTURABİLİR Mİ?
Bakü’de 1926 yılında Türk Dünyasının ortak alfabe ile hareket etmenin önü nasıl aşıldıysa, 100 sene sonra Türk Dünyası yeniden işbirliği oluşturabilir mi? düşüncesinin harekete geçtiğini ifade eden Prof.Dr.Acar şunları söyledi: “Türk Devletler Teşkilatı kendine birtakım hedefler koydu. 5 yılda bir 2032, 2035, 2050 hedefleri gibi. Bunların içerisinde kültürel işbirliği birinci unsur. Üniversitelerin işbirliğine gitmesi. Bunun yanı sıra bizim ortak kültürden gelmemiz sebebiyle ortak alfabenin oluşturulması, ortak kitapların oluşturulması da gündeme gelmişti Türk devletler teşkilatı tarafından. Bu sürecin olumlu yansımalarını biz gördük. Nasıl ki 1926 yılında Bakü'de bir dil kurultayı oluşturarak bütün Türk dünyası ortak bir alfabe ile hareket etmenin önünü açtıysa! Aynı şekilde üzerinden şu anda 1926-2026 olmuş, 100 sene geçmiş. 100 sene sonra şu anda acaba Türk Dünyası yeniden işbirliği oluşturabilir mi? düşüncesi harekete geçmiş oldu.”
TARİH KİTAPLARININ ORTAK YAZILMASI GEREKİYOR
Türk Devlet Teşkilatı’nda tarih kitaplarının ortak yazılması gerektiğinin altını çizen Prof.Dr.Acar konuyla ilgili şu detayları paylaştı: “Türk Devletler Teşkilatı'nın 1926 Bakü Kurultayı'nın üzerinden 100 sene geçtikten sonra biz yeni bir heyecanı sürdürüyoruz. Bu heyecan yeni değil! 1991 yılında özellikle Rusya'nın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasının arkasında Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını elde etmesi. Kısa vadede öncelikle Devlet, birtakım idari organizasyonlar ve halkına uygun bir yapının oluşturulması noktasından gitti.
Sonrasında bir Devlet tek başına yaşamıyor. Bu devletin mutlaka bir ilişkiler yumağı içerisinde bir etki alanı oluşturması gerekiyor. Biz buna da ortaklık etmiş olduk. 1991 ile 2000 li yılların başına kadar çok fazla ekonomik ve siyasi eğitim anlamında sadece öğrenciler geldi-gitti ama diğer alanlarda çok fazla işbirliğimiz olmadı.
Ancak; 2000 li yılların başından itibaren özellikle Türkiye'de ortak askerlerin eğitilmesinden tutun, ticaretin geliştirilmesi gibi birtakım süreçlere biz dahil olmuş olduk. Tabii biz de bir Şah ismail konusu var. Özellikle Azerbaycan'da Şah İsmail konusu onlar için çok kıymetli. Ama Türkiye'de Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim'le savaşan bir devlet başkanı olarak karşımıza çıkıyor.
Aynı şekilde 1402’de Yıldırım Beyazıt-Timur savaşında, Timur karşı taraf olarak bizim karşımıza çıkıyor ama Özbekistan'a gidin yer gök Timur. Böyle bir ortam içerisinde tarihin ortak yazılması bazı noktaların aşırı olarak kaleme alınmış kısımların yeniden törpülenmesi gerekiyor. Bunun için de tarih kitaplarının ortak yazılması ve tarih kitaplarının buna eşlik etmesi gerekiyor.
STALİN TÜRK DİL KURULTAYI’NI KATILAN HERKESİ TUTUKLADI
1938 yılında Stalin başa geldiğinde Türk Dünyası arasında entegrasyonu gördüğünü bu yüzden kurultaya katılan herkesi tutukladığını sözlerine ekleyen Prof.Dr.Acar sözlerini şöyle sürdürdü: “Tabii bu arada Türkiye'nin özellikle 1928 sonrasında yaşamış olduğu alfabe değişikliğiyle uygun olarak kültürel değişim programı var. Avrupa Birliği'ne daha yakın bir vaziyette şu anda gidiyoruz. Metodoloji olarak Avrupa ülkeleriyle ortak çalışmalar yapıyoruz. Tabii bunun hem Türk Cumhuriyetleriyle entegre olması gerekiyor hem de bizim bu süreçlerde bazı eksiklerimizi tamamlamamız, fazlalıkları birbirimize desteklememiz gerekiyor. Biz bunu gördük. Asya Rönesansı konusu bütün bunları kucağımızda bulduğumuz bir andı.
Bakü kurultayına şöyle bir temas etmek istiyorum. O coğrafyadaki ülkelerin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, 1917'de ihtilal olmuş. 1926 yılında siz Bakü Kurultayı'nı yapmışsınız. Bütün Türk Cumhuriyetlerinden, orada Türk dilciler, dil bilimciler hatta Rus Türkçe üzerine dil bilimi yapan kişiler bile bu kurultaya katılmış. Buradaki kurultay sonucunda ülkelerin dillerin alfabelerini değiştirmesi ve burada Latin alfabesine geçmek esas olarak kabul edildi. 1926 Türk Dil Kurultayında. Türkiye bu konuda çok fazla bir görüş beyan etmedi O toplantıda. Ancak Türk Cumhuriyetleri sırayla hepsi Latin alfabesine geçtikten sonra 1928 yılında ve 1929'dan itibaren geçerli olmak üzere biz Türkçe'ye, şu anki Latin alfabesine geçmiş olduk. Ancak bildiğiniz gibi değil 1938 yılında Stalin başa geldiğinde bunun Türk Dünyası arasında bir entegrasyonu sağladığını görerek, Türk Dil Kurultayı'na katılan herkesi önce tutukladı. Ondan sonra hiçbirisi 1939 yılını göremedi.”
ÇOK HIZLI GELİŞMEYEN BİR SÜREÇ İŞLİYOR
Türk Devletler Teşkilatıyla ilgili sürecin çok hızlı işlemediğini sözlerine ekleyen Prof.Dr.Acar şunları söyledi: “Bu yeni başlangıcın Türk Devletler Teşkilatı ve buradaki Türk Cumhuriyetleriyle ortak hareket ederek bir sonuca ulaşması noktasındaydı. Bu oluşuma Macaristan'dan bir destek geldi ancak Türk Devletler Teşkilatı henüz bu konunun çok daha içinde değil. Ancak burada bir Çin faktörü de var. Şöyle düşünün! Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan Çin sınırında. Dolayısıyla Çin'in emperyal ve geçmişten gelen bir takım egemenlik ve hegemonya talepleri eğer bu Cumhuriyetler üzerinde etkili olmaya kalkarsa! O zaman, onların da çok fazla hareket alanı kalmıyor. Böyle bir hedef olmamak adına şu anda çok etkili olmayan bir süreç işliyor. Bu bu süreç mutlaka olumlu bir şekilde gelişecektir. Kardeşlik hukukunun çevresinde.”
DÜNYA’DA TEK TÜRKLER BU KADAR DAĞINIK!
Almanların, İngilizlerin, Amerika’lıların Birleşik Devletler oluşturduğunu ancak Dünya’da bir tek Türklerin birlikte hareket edemeyen topluluk olduğunu ifade eden Prof.Dr.Acar konuyla ilgili şu bilgileri paylaştı: “Türkçe konuşan toplulukların birlikte hareket etmesi olarak da gördüğümüz bir süreci yaşıyoruz ve bu süreçteki en önemli unsur bunun işbirliğine, kültürel kökenlere, tarihi kökenlere dayalı olarak devam ettiği bir süreç. Dolayısıyla bu işbirliğini biz gerçekleştirdiğimiz zaman hakikaten Avrupa'da nasıl Alman birliği, öbür tarafta İngilizler Birleşik Krallığı oluşturmuşlar. Amerika'da 52-53 tane eyalet bir araya gelmiş bir Birleşik Devletleri oluşturmuş ama Dünyada bir tek Türkler bu şekilde bu kadar dağınık bir şekilde coğrafyada birlikte hareket edemeyen.
Bir de islam ülkeleri var. İslam ülkeleri de benzeri şekilde. Küçük küçük devletlerini kurmuşlar, küçük olsun birisinin olsun. Bu şekilde devam eden bir yapı içerisindeyiz. Biz Asya Rönesansının temelde bu amaca yönelik olarak biraz daha etkin bir yapı haline getirelim düşüncesiyle ona katkımız olur düşüncesiyle bu işbirliğini gerçekleştirdik.”
5 ÜNİVERSİTEYLE BAŞLADIK HER YIL GENİŞLİYORUZ
2026 yılında organizasyonun daha da genişleyeceğini sözlerine ekleyen Prof.Dr.Acar, “Türkmenistan'dan, Özbekistan'dan, Kazakistan'dan, Azerbaycan'dan üniversiteler buna destek verdiler ve onların vermiş oldukları bu destekler, diğer Cumhuriyetlerdeki üniversiteler tarafından da ilgiyle karşılandı. 2026 yılının sonunda yapılacak olan bu organizasyonun daha geniş bir kapsamda gerçekleşeceğini düşünüyoruz. İlk anda başlattığımızda 5 üniversiteyle başlayan süreç şu anda daha da genişleyecek. Biz bugün 5 yarın 55 olacağız. Sonra gerçekten bu üniversitelerin bir değer üretme kapasitesi potansiyeli var. Bu potansiyelin Dünya için fayda üreten bir hale dönüşebileceğine inanıyoruz.”
AMERİKA DÜNYAYI MANİPÜLE EDİYOR
ABD Başkanı Donald Trump’un ‘İran’la anlaşıyoruz’ açıklamasından bir gün öncesinde fonların ona göre hareket ettiğini, ABD’nin Dünya’yı manipüle ettiğini ifade eden Prof.Dr.Acar konuyla ilgili şunları söyledi: “Birkaç gündür özellikle Amerika ve İngiltere basınında en çok tartışılan konulardan birisi haline geldi. Başkan Trump'ın açıklama yapmasından önce çevresindeki kişilerin yönettiği fonlar ve ekonomik varlıkların başka tarafa doğru hareket etmesi. Şu anda Dünya bu sürecin bilinçli bir şekilde mi köpürtülüp, zaman zaman indirilip-kaldırıldığı noktasını tartışmaya başladı.
Başkan Trump ‘İran'la anlaşıyoruz’ derken bir gün öncesinde fonlar ona göre hareket ediyor. Anlaşma olacak noktasında hareket ediyor. Alımlar yapılıyor, ertesi gün anlaşma olacak, savaş bitiyor, her şey normale dönüyor düşüncesi başlayınca bu sefer fonların anında getirileri artmaya başlıyor. Hisse senetleri pik yapıyor. Dolayısıyla buradaki ekonomik değerlerin, siyasetin ve bu müdahalelerin tek başına Amerika'nın nezaretinde dünyanın manipüle edildiği noktasına doğru giden birtakım açıklamalar yapılmaya başlandı. Bu çok tehlikeli bir şey.
Basından takip ettiğimiz kadarıyla şöyle anlatalım: Wall Street Journal'ın New York borsasında çeşitli hisse senetlerinin çeşitli açıklamaların öncesinde ve sonrasında 500-600 milyar dolar seviyesinde 1 saat içerisinde fonların aşağı-yukarı hareketlerinden gelir elde eden birileri var. Fon sahipleri var. Dünya yüksek fonlara sahip olan kişilerin egemenliğinde farklı bir yapıya doğru yönelmeye başladı. Bu kısımları yönetemiyorsunuz. Bunlar bizim elimizde olan şeyler değil.”
TÜRKİYE, DÜNYANIN EN ETKİLİ ÜLKELERİ ARASINDA
“Dünyanın etkili ülkeleri arasında biz yeni bir aktör görmeye başladık. Türkiye bu etkili ülkesi arasında katılmaya başladı.” diyen Prof.Dr.Acar şunları söyledi: “Dünyanın en etkili, en güçlü ülkeler grubu olarak şu anda sayıldığında Türkiye'nin çatışmaların çözümlenmesi, bu çatışma ortamlarının Dünya barışı lehine geliştirilmesi anlamında yeni bir dönemin daha biz başladığını ve başlangıcına şahit olmuş olduk. Bu etkili ülkelerden söz ederken Türkiye'nin 16 ncı, 17 nci büyük ekonomisi. Dünyanın milli geliri içerisinde %1 seviyesinde olan, milli gelirin %1 seviyesinde olan bir ülke olarak söylüyoruz. Ama dünya siyasetinde Türkiye'nin o yüzde birlik ekonomik varlıktan çok daha farklı bir şekilde, güçlü bir etki oluşturduğunu da biz şu anda görmeye başladık.”
TÜRK DEVLET TEŞKİLATI DÜNYANIN 8 NCİ BÜYÜK EKONOMİSİ OLABİLİR
160 Milyonluk kapasitesiyle Türk Cumhuriyetlerinin Dünya’da 8 nci büyük ekonomiye sahip olabileceğini ifade eden Prof.Dr.Acar şunları söyledi: “Türk Devletlerinin 350 Milyonluk ülkeler bazında kapasitesi var. Türk Devletler Teşkilatına üye olan Macaristan ve Kuzey Kıbrıs'ı da buna dahil ettiğimizde toplam 160 milyonluk bir nüfusun 350 milyonluk bir ülkeler topluluğu kadar etki üretebileceğini düşünüyoruz.
Birlikte hareket etmenin hem ekonomik hem de barış ve yeni gelişmeler anlamında faydası olacağını düşünüyoruz. Tabii bu düşüncemizin temel kaynaklarından birkaç tanesi! Bir: Bu bölge yüksek tarım potansiyeline sahip olan bir ülke. Aynı zamanda enerji bölgesi. Doğal gazından petrolüne kadar olan güçlü enerjilerin olduğu bir ülkeler topluluğu. Buna ek olarak da nadir elementler olarak sayılabilecek olan elementlerin de bizim Türk Dünyası coğrafyasında çok etkin olduğunu söyleyebiliriz.
Türk cumhuriyetleri 160 milyonluk bir kapasiteyi hakikaten verimli kullandıkları takdirde, yeraltı yerüstü kaynaklarıyla birlikte ve 2024 hesaplarıyla 2,5 trilyon dolarlık bir milli gelire ulaşacaklarını varsaydığımız da Dünyanın sekizinci büyük ekonomisi olabileceğini söylüyoruz. Bu bilgiyi harekete geçirmek lazım. Bu birliği etkin bir şekilde değerlendirmek gerekiyor. Onun için Türk Devletler teşkilatının en önemli çalışmalarından bir tanesi 2040 vizyonuyla ilgili.”
TÜRK DEVLETLERİNİN BİR ARAYA GELMEMESİ İÇİN NE GEREKİYORSA YAPIIYOR
Türk Devletlerinin birlikte hareket etmesini engelleyecek her şeyin şu anda kullanıldığını ifade eden Prof.Dr.Acar, “Ülkelerin aslında birbirleriyle işbirliği yapma potansiyelleri yüksek. Halklar kardeş, devletler, yönetimlerayrışıyor. Dolayısıyla bu bölge aslında Hindistan, Pakistan, Türk cumhuriyetleri tarihi. Türk devletlerinin egemenliğini sürmüş olduğu Türkistan bölgesi burası. Ve bu bölgenin birlikte hareket etmesini engelleyecek her şeyi şu anda kullanıyorlar. Bunu sınıf kavgalarından tutun, siyasi kavgalara, içerideki dini etnik müdahalelere kadar her şey bu ülkelerin işbirliği yapmaması yönünde ne varsa yapılıyor.”
2040 VİZYONUNU HAYATA GEÇİRMELİYİZ
2040 vizyonunun hayata geçirilmesi halinde küresel ekonomi ve entegrasyonun dışında kalmayacağımızı ifade eden Prof.Dr.Acar, “Askeri teknolojilere baktığımız zaman İHA’sından SİHA’sına kadar insansız uçaklara kadar hayata geçiyoruz. Yüksek teknoloji gerektiren radar sistemlerine, uydu sistemlerine kadar her şeyin şu anda belli ülkelerin elindeki bilgi birikimiyle yönetildiğine şahidiz. 2040 vizyonu gibi bir vizyon belgesini biz gerçekten hayata geçirebilirsek! Burada birinci aşamada sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirmiş olacağız. İkinci aşamada kendi finansmanını kendisi sağlayan, borçlu olmayan, başka ülkelerin finansmanına muhtaç kalmayan ülkeler topluluğu haline geleceğiz. Ortak para birlikleri, ortak merkez bankaları gibi birtakım süreçlere dahil olacağız. Bütün bunları yaparken de küresel ekonomi ve entegrasyonun dışında kalmayacağız. Bunların hepsi küçük küçük adımlarla oluyor. Bugün geldiğimiz nokta 1991'den 2026'ya 35 yıl oldu. Şu anda 35 nci yılda 2040 vizyonunun nasıl gerçekleşeceğini konuşuyoruz ve buna yönelik olarak ticaret hacimleri 2 Trilyon dolarlık bir ekonomi olabilir mi? derken 2024 yılında biz 2.5 Trilyon dolarlık bir ekonomi haline geldik.”
2040 VİZYONU BARIŞIN VE KÜRESEL ENTEGRASYONUN TEMİNİ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ
“Şu anda İsrail'de başlayan İsrail-Gazze hattında Filistin savaşı gibi değil. Lübnan'a sıçrayan, bölge ülkelerine tehdit eden bir çatışmanın şu anda bölgesel bir krize dönmesi, yukarıdaki Türk hattıyla bir noktadaki kesilmiş oluyor. Neden böyle? Çünkü; biz bu savaşlara taraf olmadığımız sürece savaşların lokal kalması mümkün. Bizi de savaşa soktukları takdirde inşallah Allah böyle bir şey göstermesin. O zaman bütün bu coğrafyanın olduğu kadar Dünyanın da burada ciddi anlamda dünya barışının zarar göreceği ve ülkelerin bundan olumsuz etkileneceğini söyleyebiliriz. 2040 vizyonu bu anlamda barışın ve küresel entegrasyonun temini açısından da çok önemli.”
DÜNYADA EN BÜYÜK ALTIN ÇIKARAN ÜLKE KIRGIZİSTAN-KAZAKİSTAN, TÜRKİYE İSVİÇRE’DEN İTHAL EDİYOR
Türk Devletleri teşkilatının işbirliği potansiyelini ortaya koyması gerektiğini söyleyen Prof.Dr.Acar, “Türk Devletler teşkilatı işbirliği potansiyelini ortaya koyabilirse! Mesela hep örnek veriyoruz: Dünyadaki en büyük altın ithalatçısı olan ülkelerden birisiyiz. Ama, Dünyada en büyük altın çıkaran ülkelerden birisi de Kırgızistan, Kazakistan. Buralarda çok fazla altın çıkıyor, altın madenleri var. Ama onlar altınları önce İsviçre'ye satıyor. İsviçre'den altınlar bize geliyor. Bir işbirliği ortamında bu altınların kendi iç ticaretimize konulması bile değil ekonomik anlamda ciddi anlamda bir kaynak oluşturma potansiyelini ortaya çıkarabilir.”
BATILI EMPERYAL GÜÇLER KRİZLERİN HEM KAYNAĞI HEM DE ÇÖZÜMÜ İÇİN ÇALIŞIYOR
Prof.Dr.Acar, “Pakistan Dışişleri Bakanı'nın sözüydü galiba. ‘Savaştan önce Hürmüz boğazı açıktı, şu anda savaşın bitmesi için Hürmüz boğazını açmaya çalışıyoruz.’ şeklinde bir açıklaması vardı. Krizlerin hem kaynağı olup hem de sorunu kendileri çözmeye çalışıyor gibi görünmesi galiba bu gelişmiş ülkelerin ya da batılı emperyal güçlerin temel bir yeteneği olduğunu söylemek istiyorum.”
GELECEĞİMİZ, UMUDUMUZ BURADA
Prof.Dr.Acar sözlerini şöyle noktaladı: “2040 vizyonu şu anda çok uzakmış gibi geliyor. 15 sene sonrasından söz ediyoruz. Ancak baktığımız zaman, 2027 yılının hedeflerini 2024 yılında gerçekleştirebilen bir devletler teşkilatı var. Dolayısıyla bu verilerin düzenli olarak güncellenmesi, bu toplantılarda faaliyet raporlarının baştan ele alınıp değerlendirilmesi gerekecek. Geleceğimiz, umudumuz burada.” ifadelerini kullandı.
Programın tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.