Yine öyle yaptım. Bu süreçte benimle birlikte olacak olan büyük oğlumdan, uzun zamandır bir tiyatro oyununa gidememiş olmanın hüznünü ve özlemini dağıtma adına, hoşumuza gideceğini öngördüğü bir oyundan iki kişilik bilet almasını istedim. Sevgili Batuhan Yaşar sağ olsun hummalı bir araştırma sonrasında güzel bir oyun buldu.
Dedim ya planlama önemli. Tiyatrodan önce şöyle güzel bir de yemek sıkıştırayım araya dedim ve Ankara’ya her gittiğimde uğradığım küçük ama şöhretli (şöhreti de hak ediyorlar ne diyeyim) et döner satan mekâna uğradım. Şimdi beni yakından tanıyan dostlar haklı olarak diyebilirler ki;
Hocam sen bu yeme içme işlerini pek paylaşmaz, hatta paylaşanları da hazzetmezdin. Böyle söyleyip kendinle çelişmedin mi?
Doğru sevmem bu türden paylaşımları ama meramımı anlatmak adına bunu yazmaya mecburum. Sabredersiniz siz de hak vereceksiniz. Hatta başlamışken olayı daha da ileriye götürüp bana hiç yakıştıramayacağınız bir bilgi daha paylaşayım. Dürüm et dönerin fiyatı beş yüz on liraydı.
Lokanta ve oyunun sahneleneceği salonun arası yürüme mesafesi on beş dakika. İkisi de Kızılay’da. Ankara’yı bilenler bilir bu bizim için büyük nimet.
Lafı uzatmayalım, salondaki yerlerimizi aldık. İzleyici kitlesinin büyük bir bölümünün gençlerden oluştuğuna ve salonun doluluğuna da mutlulukla tanıklık ettik ve sahnede bulunan iki değerli sanatçının bizi altmış beş dakika boyunca mest eden performanslarına kendimizi teslim ettik.
Oyun bitti ve sanatçıların bizleri selamlamasına onları ayakta alkışlayarak karşılık verdik. Mutlu ve huzurlu salondan ve binadan ayrıldık. Hava kararmış, akşam olmuş ama Ankara ve mevsim normallerinin dışında soğumamıştı. Harika bir Ankara akşamında evimize (bizim evlatların kiracı olarak ikamet ettikleri ev) doğru yürümeye başladık.
Yürürken, oyunu izlemekten duyduğumuz memnuniyeti ve oyunda rol alan iki genç sanatçının performansının değerini dile getiriyorduk ki konuşma benim yönelttiğim soruyla başka bir mecraya evrildi:
“Bilet fiyatları ne kadardı?” dedim oğluma.
Aldığım cevap ise beni tek kelime ile çarptı:
“Kişi başı iki yüz liradan dört yüz lira ödedim babacığım” dedi oğlum.
Şimdi dostlar size çok net bir şekilde sesleniyorum: Bildiğiniz bütün sorunları unutun ve benimle birlikte bu probleme kafa yormaya başlayın. Bu ülkede bir tiyatro bileti, et dürümün iki buçukta biri kadar.
Bu çarpıcı tespitin ışığında pek kabiliyetim olmadığı halde matematik biliminden istifade edip seyirci sayısıyla bilet fiyatını çarpıp tahmin edebileceğim kadarıyla masraflardan çıkardım ve sanatçıların bu oyun sonrasında ellerine geçebilecek miktara ulaşmaya çalıştım. Ben çıkan sonuçtan tek kelime ile utandım.
Tiyatro gibi ancak çok özel kabiliyetlere sahip insanların icra edebileceği bir işten elde edilen kazancın şimdi tepki çekmemek adına isimlendiremeyeceğim birçok meslek mensubunun kazancından fersah fersah fazla olması beni; düşünen, okuyan, hasbelkader yazan bir eğitimci olarak utandırdı.
Bu cümleden hareketle görevi bu çelişik durumu değiştirip her şeyi normalleştirmek olanları göreve davet ediyorum. Destekleyin yolun daha çok başında olan bu gençleri.
Bu konudaki en büyük görev elbette Kültür Bakanlığına düşmektedir.
Konu Kültür Bakanlığından açılmışken; bizim jenerasyonun kitapla temasında orta okul ve lise yıllarımızda (1980-1986) okul sonrasında adeta koşarak ziyaret ettiğimiz Kültür Bakanlığı yayınlarını satan satış noktasının önemini de vurgulamak isterim. Buralardan aldığımız ucuz ve kaliteli kitaplar sayesinde bizler kitaplarla yaren olduk. Şimdilerde ellili yaşlarının sonlarına gelen insanların buluşma noktalarıydı bu güzelim mekânlar. Samsun’un en merkezi ve en müstesna mevkisindeydi bu satış noktası. Her gün, bazen birden fazla ziyaret ettiğimiz, çalışanlarla ağabey kardeş ilişkisi geliştirdiğimiz o dükkanın en son ziyaretimde bir otobüs firmasının yazıhanesi olarak hizmet verdiğini gördüğümde ne kadar üzülmüştüm dün gibi hatırlıyorum.
Bu vesileyle çok merak ettiğim bir soruyu da sormuş olayım. Belli mi olur belki bu yazıyı okuma zahmetine katlanan dostlardan birisi bilgi sahibidir, bizleri de aydınlatır. Ben ilgili ilgisiz birçok insana sorup, danıştım sağlıklı bir cevap maalesef alamadım.
Ülkenin başkentinde. Ankara’da. Kültür Bakanlığının yayınlarının okuyucusuyla buluştuğu bir mekan var mı? Varsa nerede?
Yoksa. Evet eğer yoksa. Elim ve zihnim bundan sonrasını yazmaya gitmez. Hani moda tabiriyle deniyor ya; “sözün bittiği yer” diye. İşte o zaman tam oradayız demektir.
Hasbihalimizi, oyunlarına ve performanslarına hayranlıkla tanıklık ettiğim ama kendilerinden izin al/a/madığım için ne oyunlarının ne de kendi adlarını buradan paylaşamadığım MFG ve SC’ye seslenerek bitirmek istiyorum:
Arkadaşlar yaptığınız işe büyük saygı duyuyorum. Gönlünüze ve emeğinize sağlık. Sizleri ayakta değil amuda kalkarak selamlamak istiyorum.
Vesselam…




