Afyonkarahisar Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Psikolojik Danışman ve Uzman Aile Danışmanı Sevda Doğan Medya03’de ‘Sözün Özü’ programında Rasime Fedakar’ın konuğu oldu. Programda; hafta sonu yapılacak olan YKS öncesi ‘Sınav kaygısı ve aile dinamikleri’ konusu ele alındı.

SINAV DÖNGÜSÜNÜN İÇİNDE ÇIRPINIP DURUYORUZ

Çocukların tüm ihtiyaçlarının ötelenerek sadece akademik başarıya zorlandığını ifade eden Sevda Doğan, “Sınav dönemi hassas kritik bir dönem aileler ve çocuklar için. Ve baktığımızda sınavlar Türkiye'nin de bir gerçeği. Çünkü; neredeyse her kademede, her yaş grubunda karşımıza sınavlar çıkıyor ve bir şekilde bununla mücadele etmeye çalışıyoruz. Yalnız ülkemizde sınav çok farklı algılanıyor. Bu yüzden de farklı ruhsal sorunlar ortaya çıkıyor. Pedagojik, akademik bir başarı elde etmekten daha çok varoluşsal bir mücadeleye dönüşmüş durumda sınavlarımız. Çok küçük yaştan itibaren çocuklarımızı akademik başarıya zorluyoruz. Çocuklarımızın diğer tüm ihtiyaçlarını öteleyerek sadece akademik yönden gelişmelerini bekliyoruz. İlkokulda bursluluk sınavlarına hazırlanıyorlar. Ortaokulda LGS, lisede YKS ve üniversite. Sonrası ALES, YÖKDİL derken maalesef hepimiz bir sınav döngüsünün içinde çırpınıp duruyoruz.”

SINAVLAR BİRER BASAMAK GİBİDİR

“Ben başarısız biriyim” dendiğinde tüm yaşamı kapsayan bir başarısızlığa sebebiyet verileceğini ifade eden Sevda Doğan, “Burada özellikle sınav kaygısından bahsetmek istiyorum. Çocuklar dünyayı her zaman ebeveynlerinin bakışıyla algılarlar. Ebeveynlerin yansımalarından öğrenirler. Çocuğun dünyaya bakışı ebeveynin algısında şekillenir. Çocukların sınava girdiği LGS ve YKS dönemlerine baktığımızda kimlik karmaşası olan bir süreç. Çocukların ben kimim? sorusuna cevap aradıkları bir dönem. Bu dönemde de sınavlar müthiş birer engel. Dolayısıyla çocuklar kendilerini sınavlardaki başarılarıyla özdeşleştiriyorlar. Sınavda başarısız oldum demiyorlar. “Ben başarısız bir insanım, başarısız biriyim” olarak kodluyorlar. Bu ikisi birbirinden çok farklıdır. Bir sınavı başaramamış olmak, tüm kimliğine başarısız biri olduğunu yansıtması, kendisini bu şekilde algılaması hayat becerisini de elinden almış oluyor. Halbuki sınavlar birer basamak gibidir. Bir sonraki adıma geçmek için öğrenilmesi gereken birtakım akademik beceriler üstlenilir. Ben başarısız biriyim dendiğinde tüm yaşamı kapsayan bir başarısızlığa, geri kalmışlığı da sebebiyet verir bu algı.”

EBEVEYNLER SINAVI HAYATLARININ TAM MERKEZİNE KOYUYOR

Ebeveynlerin sınavı hayatlarının merkezine koyduğunda çocukların bunun etrafında dönmeye başladığını ifade eden Sevda Doğan, “Burada tamamen sistemin ve ailenin onaylayacağı başarılı bir öğrenci portföyü var ve biz hep bununla karşılaşıyoruz. Sadece başkaları için performans gösteren, anne-babasını mutlu etmek, emeklerini boşa çıkarmamak için çırpınan bir nesil var. Bu çocukları gerçekten çok derinden yaralayan bir süreç. Sınavlar sadece akademik performansı ölçüyor, sosyal zekayı ölçüyor. Yetenekleri, ilgi ve değerleri ölçmüyor. Aslında hayatımızın çok küçük bir parçası sınavlar tarafından geçiriliyor. Halbuki bakış bunun tam aksi. Burada çocukların kaygılı olması, aile içindeki ilişkiden kuruluyor, besleniyor. Çünkü; aile içinde ebeveynler sınavı hayatlarının tam merkezine koyduklarında bu sefer çocuklar bunun etrafında dönmeye başlıyorlar. Sınav o kadar merkezi bir hale geliyor ki artık çocuk bilinç dışı bir mesaj alıyor. Bu benim için hayati annem, babam ve sülaledeki herkes benim için seferber olmuşlar. Öyleyse artık ben bir şeyler yapmalıyım. Bu durumda dolayısıyla kontrolsüz bir kaygıya ve öfkeye yol açıyor.”

ÇOCUKLAR EBEVEYNLERİN BAŞARI BELGESİ OLARAK HAYATTA KALMAYA ÇALIŞIYORLAR

Çocukların ebeveynlerin projeleri olmadığını ifade eden Sevda Doğan, “Ebeveynler kendi hayatlarına dair gerçekleştiremedikleri becerileri, başarıları çocuklarının üzerinden elde etmeye çalışıyorlar. Halbuki çocukların kendilerinden çok farklı bir ilgileri, yetenekleri, bakış açıları olabilir, olmalıdır da. Yalnız bunu göz ardı ettiğimizde çocuklar ebeveynlerin başarı belgesi olarak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Çocuğun başarısı ebeveynin çocuğun geleceğinden ziyade kendi sosyal onaylanma ihtiyacını karşılama nesnesiymiş gibi görülüyor. Bu da maalesef kaygıyı regüle edemeyen bir nesne, öğrenci grubuna dönüşüyor. Yani çocuklarımız bizim projelerimiz değildir. Bizim halledemediğimiz, başaramadığımız şeylerin içsel düzelticileri de değildir. Dolayısıyla ebeveynler kendilerini sorgularlarsa çocuklar kendileri için çok daha güzel yollar açabilirler.”

ÇOCUKLARI KÖTÜ ETKİLİYOR

Sevda Doğan, “Çocuğun daha çok erken yaşta kimlik gelişimi henüz tamamlanmadan tek bir alana kanalize edilmesi, “Akademik anlamda başarılı olmak zorundasın yoksa hayatta başarısız olursun, bir yere varamazsın, bir mesleğin olmaz” gibi bir algıya sahip olmak! O çocukları çok daha kötü etkileyen bir süreç.”

EV GENCİ DİYE ADLANDIRILAN BİR JENERASYON ORTAYA ÇIKTI

“Yüksek öğretime başvuran aday sayısında geçtiğimiz yıllara nazaran yaklaşık 1 Milyon kişi azaldı.” diyen Sevda Doğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık insanların sisteme karşı yönelttikleri bir tepki diyebiliriz. Son 2-3 yıldaki bu ciddi değişiklik sadece demokratik bir değişiklik değil, gençlerin yükseköğretime duyduğu güvendeki çöküştü. Gençlerin ruh sağlığı açısından bu olayı değerlendirdiğimizde geleceğe dair umutsuzluk, sistem içi çabaların anlamsızlaşmasıyla doğrudan bağlantılı.

Dinar İlçesi hafif şiddette sallandı
Dinar İlçesi hafif şiddette sallandı
İçeriği Görüntüle

Çocukların yüzde 80-90 civarında bir orana vuracak olursak! Mezun olan öğrenciler açısından bakıldığında kendi alanlarında ilerlemek istiyorlar. Dolayısıyla çocuklarımız ‘Diplomalı işsiz mi olacağım’ diye bakıyor. Geçtiğimiz yıllarda çok fazla mezun var, çok fazla üniversite açıldı ve mezun olanların birçoğu işsiz. Çok iyi üniversitelerden mezun olmak, bölüm birincisi olmuş olmakta maalesef yetmiyor. Bu ihtiyacı karşılamıyor. Hem ekonomik anlamdaki güçlükler, hem çok fazla mezun sayısının olmuş olması, işgücü talebinin çok iyi değerlendirilememesi, bunların çok iyi yönetilememesi bugün ‘Ev genci’ diye adlandırılan bir jenerasyonu ortaya çıkardı. Burada klinik gözlemlerimize baktığımızda da gençler; “4 yıl dirsek çürütüp finallere, vizelere girip mezun olup ben ne olacağım” kaygısındalar. Bu durum da onlarda öğrenilmiş çaresizlik yarattı. Aday sayısındaki bu istikrarlı düşüş de gençlerin sisteme verdiği rasyonel ve kitlesel bir tepki. “Beni sadece unvan sahibi yapacak ama güvende hissettirmeyecek bir süreç için acı çekmeye değmez, uğraş vermeye değmez” diye düşünüyorlar.”

ÇOCUKLAR KAYGILI, EBEVEYNLER ONLARDAN ÇOK DAHA FAZLA KAYGILILAR

“Ben ebeveynleri deniz fenerine benzetiyorum ya da denizde gemiden fırlatılmış bir çapaya benzetiyorum.” diyen Sevda Doğan, “Çünkü kaygılı, dalgalı bir denizde yüzen çocuk ne yapıyor? O deniz fenerinin gösterdiği yöne doğru gidiyor veya o çapaya tutunarak dalgalı denizde hayatta kalabiliyor. Burada dalgalı denizi kaygıya benzettim. Çocuklarımız sınav döneminde elbet kaygılılar, ebeveynlerimiz onlardan çok daha fazla kaygılar. Ebeveynlere önerim şudur: Kendi duygularını regüle etmeyi sağlamalılar. Ebeveynler ne kadar sakin kalırlarsa çocuklarda onların baktığı yöne bakıyorlar. Yani, “Annem iyiyse ben iyiyim, annem sakinse ben sakinim, annem kaygısıyla tehlike-tehdit altındayım.” Hangi yaşta olursa olsun çocuklar ebeveynin duygularını sünger gibi alıyorlar üzerine. Çocukları yatıştırmanın bir yolu da ebeveynlerin kendi duygularını regüle etmesinden geçiyor.”

EL ALEME DAVRANDIĞIMIZ KADAR ÇOCUKLARIMIZA NEZAKETLİ OLAMIYORUZ

“Bu elalem canavarını lütfen evlerinden kovsunlar.” diyen Sevda Doğan son olarak şunları söyledi: “El aleme nazik davranıyoruz, el aleme iyi davranıyoruz. El alemi misafir odalarımıza konuk ediyoruz ama kendimiz için kendi çocuklarımız için el aleme davrandığımız kadar nezaketli olamıyoruz. Çocuklarımız elalem kaygısı yüzünden ebeveynlerin baskısı altında kalıyorlar. Bu sosyal onay korkusu hayatımızı şekillendiriyor. Bu da içsel anlamda o güveni pek sağlayamamış olmaktan kaynaklanıyor. Bir çocuğun en rahat ettiği yer babasının omzudur, annesinin kucağıdır. Her ne olursa olsun annesine sarılmış olmak, babasına sarılmış olmak, birlikte kucaklaşmış olmak bence kaygıyı en iyi giderecek ilaçtır. Psikolojik sağlamlık becerisini geliştirir. Sınav öncesinde de sonrasında da tüm dertlere çare olur. Bence birbirlerini kucaklasınlar bol bol. Ağlamak istiyorlarsa ağlasınlar, gülmek istiyorlarsa gülsünler. Bu da hayatın zorluklarından biri diyebiliriz. Stres yönetilmediğinde bedensel ve zihinsel anlamda büyük bir yıkıma yol açar ve kronikleşir. Duygusal anlamda stresi iyi yönetiyor olmak çok önemlidir.” ifadelerini kullandı.

Programın tamamını aşağıdaki adresten izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/0eeuzxIF4ng