Yapılan işlemlerin boyutları ve ilişkilerin çeşitliliği her geçen gün daha da artıyor.
25 Eylül’de ise emekli bir polis memuru intihar etti. Elindeki pankartta “Para için değil, Onurumuz için” yazıyordu. Olay emeklilerin kurdukları çeşitli STK’ların Anayasa Mahkemesi önünde gerçekleştirdikleri eylem esnasında gerçekleşti. Bu nedenle birçok görüntü sosyal medyada paylaşıldı.
Durkheim, aslında bireysel eylem olan intiharın sosyal nedenlerini inceler. Bu intiharda anomik intihar olarak değerlendirildi.
Toplumlarda ekonomik kriz veya ani refah yükselmesi durumlarında kurallar çözülür. Bu da intiharlarda artışa neden olabilir.
Elbette sadece bu sebebe indirgemek doğru olmayacaktır. Hikayesinde hiç bilemeyeceğimiz detaylar mutlaka vardır.
Peki, meselesi para olanlar ne yapmış?
Kamuoyuna yansıyan fon vurguncusu “Fonzadeler” düşünülünce onurları olsa yaparlar mıydı diye sormadan edemiyoruz.
Mesela milletvekilliği, bakanlık, parti genel başkan yardımcılığı yapan kişi içerisinden çıktığı millete, vatandaşı olduğu devlete böyle bir şey yapabilir miydi?
Genç yaşta millete hizmet etmesi için devletin emaneten verdiği MB Başkan Yardımcılığı, BDDK Başkan Yardımcılığı, Türkiye Sigorta Genel Müdürlüğü görevlerini yapanlar bunu yapabilir miydi?
Emekli polis memurunun sahip olduğu onurun çok değil zekât miktarı kendilerinde bulunsaydı, buna tenezzül ederler miydi?
Maalesef son yıllarda kıymeti kendinden menkul devletluların sanki milletten alacaklı imişler gibi davranmalarından gına geldi.
Bunun sebebini sevgisizliğe bağlıyorum. Bu milleti gerçekten sevselerdi, ona hizmet etmenin onuru fazlasıyla yeterli gelirdi. Bulundukları hizmet makamlarını paraya tahvil etmeye kalkışmazlardı.
Sevgi borçlandırır. Evladınıza elinizdeki her şeyi verirsiniz ama hala kendinizi borçlu hissedersiniz. Sizden bir şey istediklerinde kaç yaşına gelirlerse gelsinler yapmaya çalışırsınız. Hep borçlu gibi davranırsınız.
Aziz milletimizi gerçekten seven insanda ona hizmet makamlarını şahsi ikbal basamağı ve zenginleşme aracı olarak kullanmaz. Milletin huzuru, güveni ve refahı için gayret eder.
Rahmetli Mustafa Çalık ağabeyin, sık sık hatırlattığı gibi “devlete (siyasete) talipseniz servete ve mağfirete talip olamazsınız.”
Eğer servete talip olursanız bu örnekte görüldüğü gibi onurunuz dahi tartışılır hale gelir. Sadece sizin değil ailenizin ve çocuklarınızın peşini bırakmayacak olan bir zillete duçar olursunuz.
Milletvekilliği ve bakanlık döneminde Hollanda’da yaşananlar olmasa hiçbir şekilde hatırlanmayacak bir siyasetçinin hikayesi farklı olabilir miydi? Türkiye gibi alt-orta ekonomik sınıfların nüfus içerisinde payının yüksek olduğu ülkede “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı” yaptığı hizmet ve projelerle en çok tanınan bakan olması gerekirdi. Hâlbuki fon olayı olana kadar toplumun büyük kısmı isminden dahi haberdar değildi.
İhtirası, hırsı aklının ötesine geçenler sadece kendileri için değil herkes için zararlıdır. Eğer hak etmedikleri makamlara getirilirse topluma büyük zararlar verebilirler.
Necip Fazıl’ın aynı isimli eserinde Reis Bey, “Mazlumun kendinde kıyılana, zalimin kendinde kıydığına ağlayın” diye seslenir.[1]
Kifayetsiz muhterisler, sizler:
Ne mazlumda kıydığınıza ağlıyorsunuz ne kendinizde kıydığınıza…
Maalesef, sizin yerinize de biz ağlıyoruz…
Not: Devlet işlerinde çalışanların bireysel ahlaklarının yüksek olması çözüm değildir. Bugün yapmaz, yarın yapabilir. Objektif ölçüler konulması gerekir. Onun için “denetim” şarttır. Denetim kurumlarının zaafının nelere yol açabileceğini yakın tarihimizde birçok kez gördük.
[1] Kısakürek, Necip F. (1984). Reis Bey. Büyük Doğu Yayınları. S.82




