Seslerin uyumu mu? Emeğin sabrı mı? Yoksa herkesin görünmez bir sınır gibi sahiplendiği o sandalyeler mi?
Kapı açılır, yeni biri içeri girer. Daha ilk adımda sessiz bir düzenin bakışlarıyla karşılaşır. Kimse bir şey söylemez ama salonun havası konuşur
Orası dolu!
Çünkü bazı koltuklar sadece oturulan yerden öte yılların alışkanlığıdır, aidiyetin küçük bir kalesidir.
Bazı korolarda koltuklar o kadar sahiplenilir ki, sanki üzerine isim yazılmış. Hatta neredeyse miras bırakılacak. Biraz mizah ama acı gerçek. Bazı korolarda sandalye paylaşmak gerçekten çok zor.
Ama işin başka bir boyutu daha vardır. Daha ilk defa koroya adım atıp en öne oturmak isteyenler. Orada birinin yıllardır oturup oturmadığını düşünmeden, belki bilmeden, belki de bilerek. Hatta bazen daha adım atmadan kendini protokol gibi hissedenler. O koltuğu bir sandalyeden fazlası, sanki prestij belirliyormuş gibi, bir statü gibi görenler.
İşte tam o anda da görünmez bir gerilim doğar.
Bir tarafta aidiyetle o yeri benimseyenler, diğer tarafta daha ilk günden en öne yerleşen bir özgüven ya da egonun sessiz adımı.
Peki ya önde oturmak şartıyla gelenlere,
koltuk kapılmasın diye prova başlamadan nöbet tutanlara, geç kalınca arkadaşını arayıp Yerimi sakın kaptırma! diye acil durum ilan edenlere ne demeli?
Elbette yıllarca aynı koroya emek veren, şefine ve arkadaşlarına bağlanan insanların belli yerlere alışması çok doğal.
Aidiyet dediğimiz şey biraz da budur zaten.
İnsanın kendini ait hissettiği köşeyi benimsemesi.
Ama iş, Benim yerim, başkası oturamaz! noktasına gelince işin şekli değişir.
İnsan ister istemez düşünmeden edemiyor.
Biz koroda müziği mi paylaşıyoruz, yoksa oturduğumuz yeri mi?
Çünkü korolar seslerin eşitlendiği yerdir.Ama çoğu zaman koltuklar, daha yüksek sesle konuşur. Çünkü bazı sandalyeler boş olsa bile, görünmez sahipleri vardır. Çünkü bazı yerlere sadece oturulmaz, sahiplenilir.
Bir koristin gerçek yerini sesi, aidiyeti, emeği ve sabrı belirler.
Önde oturmak insanı daha görünür yapabilir belki ama daha duyulur yapmaz. Ön sıra sorumluluktur.
Yıllar sonra kimse sizi kim nerede oturuyordu? diye hatırlamaz. Ego küçüldüğünde ses büyür. Koroyu büyütenler, yanındakine yer açabilenlerdir.
Gönüller yan yana geldiğinde gerçek koro doğar.
Aslında mesele sadece nerede oturma meselesinden çok kendinizi nereye koyduğunuz meselesidir.