Baba, anne ve çocuk arasındaki büyüleyici ama bir o kadar da yutucu olan ilişkiyi bölen 'üçüncü ses'tir. Bu simbiyotik çemberin arasına girerek çocuğa dünyadaki şeyin annesinden ibaret olmadığını, onun dışında da bir hayatın, bir arzunun ve bir toplumsal düzenin var olduğunu gösteren gücü simgeler. Eğer baba araya girip bu 'ilahiyane' birleşmeyi kesintiye uğratmazsa, çocuk annenin narsisistik bir uzantısı olarak kalma riskiyle karşı karşıya gelir. Babalık işlevi, çocuğun bakışlarını annenin göğsünden alıp onu dış dünyanın geniş ufuklarına çevirmesini sağlar; bu, bağımlılıktan bireyselliğe geçişin ilk ve en sert adımıdır.

Afyon’da 1 Mayıs önlemleri alındı
Afyon’da 1 Mayıs önlemleri alındı
İçeriği Görüntüle

Annelik öyle güçlü bir duygudur ki Kral Arthur'un kılıcı gibi ilahi bir gücü simgeler. Efsane odur ki, İngiltere Kralı öldüğünde arkasında bir varis bırakmaz. Birgün kilisenin bahçesinde, bir taşın içine saplanmış kılıç belirir. Üzerinde ise şu yazar:

​"Bu kılıcı taştan çıkaran kişi, tüm Britanya'nın haklı doğmuş kralıdır."

​Ülkenin en güçlü şövalyeleri ve soyluları kılıcı yerinden oynatamaz bile. Ancak genç ve mütevazı bir seyis olan Arthur, bir ihtiyaç anında kılıcı hiç zorlanmadan çekip çıkarır. Bu an, onun sıradan bir genç değil, ilahi bir iradeyle seçilmiş bir lider olduğunu kanıtlar. Annelik de bir yönüyle taştan kılıcı çıkaran Artur gibi spiritüel bir anlam taşır.

Bir bebeği dokuz ay boyunca rahimde büyüterek dünyaya getirmenin ve bu sürecin gerektirdiği simbiyotik bağlılığın sebep olduğu aşırı yakınlık nedeniyle hem yaşamsal hem de dengelenmediği taktirde ölümcüldür. Henüz anne karnındayken annesinin mırıldandığı ezgileri dinleyerek doğuma hazırlanan bir fetüsün, ilerleyen yaşlarında aynı şarkıları notalara ihtiyaç duymadan çalabilmesi bir tesadüf olamaz.

​İnsan canlısının hayatı boyu tutunacağı bu yüce anne sevgisi, çocukluk döneminde yaşamsal bir öneme sahip olsa da simbiyotik bağın yetişkinlikte de sürmesi, maalesef hastalıklı bir yapışıklığa evrilir. "Öteki" (baba) tarafından kesintiye uğratılmayan bu aşırı bağlılık, anneliğin ilahiyane yönünün babalık işlevini de bütünüyle gölgeleyerek yok etmesi anlamına gelir.

Nitekim insanın başına ne gelirse bu dengesizlikten gelir; ancak annenin vaktinde geri çekilmesi ve babanın bu boşluğu ebeveynlik rolüyle doldurması sayesindedir ki, çocuk o simbiyotik çemberden kurtulup sağlıklı bir öznelliğe adım atabilir. Babanın dış dünyayı temsil eden rolüyle sahneye çıktığı o an, sağlıklı bir çocukluğun ve özgür bir bireyin gerçek doğumudur.