GÜNDEM

Kim kime benzemek zorunda? Anlaşılalım yeter!

Birini anlamaya çalışmak mı daha kolay sizce yoksa düzeltmeye çalışmak mı?

Abone Ol

Birini değiştirmeye çalışmak, sevgi midir, yoksa gizli bir tahakküm kurmak arzusu mu? Biz gerçekten insanları anlamaya mı yoksa onları kafamızdaki kendimize göre ideal kalıplara mı uydurmaya uğraşıyoruz? Birini düzeltmeye çalışmakla gerçekten onu mu düzeltiyoruz yoksa fark etmeden kendi huzurumuzu mu bozuyoruz?

İnsanları anlamak aslında onlara görünmez bir ayna tutmak gibi. Ama düzeltmeye çalışmaksa biraz da hükmetme arzumuz. Hepimizin içinde mini bir tamirci ruhu var sanki. Bozulmuş bir televizyon karşımızda da biz de arıza kaydı açmışız gibi davranıyoruz. Tam o noktada en büyük kırılma başlıyor.

Karşımızdakini onarmaya uğraşırken, aslında kendi huzurumuzu kaçırıyoruz.

Kendi eksikliklerimizi görmeden başkasının hatalarını düzeltmeye kalkışıyoruz. Sonra da niye kimse beni anlamıyor? diye hayıflanıyoruz. Belki de cevap çok basit. Çünkü anlamaya çalışmadığımız yerde anlaşılmayı bekliyoruz. Kim kime benzemek zorunda ki? Hepimiz eksikliklerimizle, kırıklarımızla, hatalarımızla insanız. Karşımızdakini düzeltmeye çalışırken en büyük bozulmayı hep kendi içimizde yaşıyoruz. Birini değiştirme noktasında fark etmeden kendimiz değişiyoruz. Hem de daha kırıcı, daha yorgun, daha kendimize yabancı birine dönüşüyoruz. Oysa anlamak çok daha kolay.

Dinlemek, kabul etmek. Bazen haklısın demek, yüz tane öğüt vermekten daha değerli. Gerçek şu ki düzeltmeye çalışmak kibirden, anlamaya çalışmak ise sevgiden doğar her zaman. İnsanı değerli kılan benzerliği değil, farklılığının kalpte açtığı izi, kalplerin uyumu değil, uyumsuzluğunun şarkısıdır. Kabul görmeyen kalp kırılır. Ama olduğu gibi sevilen kalp mucizeye dönüşür. Aslında hayatta en çok kaybettiklerimiz aslında düzeltemediklerimiz, anlamaya çalışmadıklarımızdır. Bazen birini anlamak onu düzeltmekten çok daha büyük bir armağandır.

Şimdi hep birlikte düşünelim. Sevgi gerçekten birini değiştirmek midir?

Yoksa değiştirmeye çalışmadan onu olduğu gibi kabul etmek mi? Yani eksiklikleriyle, olduğu gibi sevmek mi? Yoksa onu kendi istediğimiz şekle sokmaya çalışmak mı?

Dünyada milyonlarca insan var. Ama gerçekten anlaşıldığını hisseden çok az kişi. O çok az kişiden biri olmayı mı seçeceksiniz?

Yoksa ömür boyu kimseyi düzeltememenin yorgunluğunda darmadağın mı olacaksınız?