O kadar yer etti ki bu söz zihnime, bendenize yıllar sonra; “Kaldırımlar ya da Usta- Çırak İlişkisi Üzerine” başlıklı bir yazı yazdırdı: https://www.medya03.com/kaldirimlar-ya-da-usta-cirak-iliskisi-uzerine
Yine benim gençlik dönemimde özelde üniversite sınavlarında genelde ise hayatta başarılı olamayanlara sarkastik bir dil kullanılır ve “kaldırım mühendisliği bölümünü kazandı” denilirdi. Kaldırım mühendisi, halk arasında, resmi bir meslek olmamakla birlikte; işsiz güçsüz, gününü sokaklarda boş gezinerek veya aylaklık yaparak geçiren insanlar için alaylı ve nükteli bir şekilde kullanılan bir deyimdi. Mühendislik unvanı, kişinin sanki sokakta çok önemli bir iş yapıyormuş gibi sürekli dışarıda ve boşta olmasıyla ilgili ironi barındırırdı.
Bu türden algılamaların ne kadar etkisi var bilinmez ama benim ülkemde kaldırım yapımına verilmesi gereken özenin yeterince gösterilmediği kanaatindeyim. Şehirlerimizdeki kaldırımların bir standardı yok. Uluslararası standartlardan haberdar bile değiliz. Bazı kaldırımlara erişmek ve yürümek için insanlarımızın kalıcı ortopedik sorunlarla karşılaşma riskini göze alışına tanıklık ediyoruz. Abartmıyorum. Bu türden çok yaşanmışlık var hafızamda.
Kim bilir belki de bu özensizliğin içinde gizlidir, bizim kaldırımların yapıldıktan sonraki ilk bir ay içinde yerle bir oluşuna nazire yaparcasına Almanya’daki kaldırımların 70-80 yıl nasıl ayakta kalabildiğinin sorusunun cevabı.
Bütün bu örnekler ışığında da anlaşılacağı üzere kaldırımlar bizim toplumumuzda o kadar önemsizleştirilmeye çalışılan bir kavramdır ki, 22 yaşında iken yazdığı aynı ismi taşıyan ünlü şiiri ile Necip Fazıl "şairlerin sultanı" unvanını almış olmasına rağmen, ''Kaldırımlar'' şiiri birçoklarınca Cumhuriyet döneminin Türkçede hece vezniyle yazılmış en güzel şiiri olarak kabul edilirken, sonraki yıllarda üstadı yok saymaya çalışan hadsizler kendisine “kaldırımlar şairi” olarak hitap ederek akılları sıra onu kaldırım metaforu üzerinden hor görmeye, aşağılamaya çalışmışlardır.
Bilmiyorum bu yazı aracılığıyla sesimiz Afyonkarahisar Belediyesi ve Emniyet Müdürlüğü yetkililerine ulaşır mı? Biz hüsnü zan besleyelim ve meramımızı dillendirelim. Gerisini de bu güzide kurumlarımızın basın ve halkla ilişkiler birimlerinde görev yapan çalışanların (amirlerini bilgilendirme noktasında) performansına emanet edelim.

Malumunuz Afyonkarahisar Devlet Hastanesinin hemen yanına Diş Hastanesi de eklendi. Bu bölge adı üstünde hasta insanların şifa bulma adına ziyaret ettikleri bir habitata dönüştü. Ve üzüntüyle ifade edelim ki bu bölgenin kaldırımları işgal altında. Evet yanlış okumadınız işgal altında. İki hastanenin de otopark alanları mevcut, hatta ve hatta NO 03 işletmesinin arkasında (gözlemlerle sabittir asla tam kapasite dolmayan) bir otopark olmasına rağmen kural bilmez, vicdan yoksunu insanlar tekerlekli sandalyeyle, koltuk değnekleriyle, bastonlarına dayanarak ya da son derece halsiz bir şekilde buralara gelen insanların (adı üstünde hastaların) rahat ve güvenli bir şekilde kaldırımlarda yürüme haklarını ellerinden alıyorlar. İnsanlar bir kaldırımdan diğerine sağlıklı bir şekilde geçemiyorlar.

Neden? Nedeni basit. Bencil ve kural tanımaz magandalar iki, üç dakika yürümeye zahmet edip de otoparka koymaları gereken araçlarını kaldırımları işlevsiz bırakmak adına iğrenç bir şekilde park ediyorlar da ondan.
Hayret etmede acele etmeyin, zira daha akıl almaz görüntülere de şahit olmuşluğumuz var. Sıkı durum. Akıl tutulmasının sınırlarını zorlayan bu trafik canavarları, hastanenin tam karşısındaki iki yolu bölen refüje de araçlarını park ediyorlar. Ve bu görüntüler devletine her zaman inanan ve güvenen insanların ağrına gidiyor artık. Ben ve benim gibi düşünen sıradan vatandaşlar bu kural tanımaz davranışlar karşısında devletimizin kadifelere sarılmış demir yumruğunu indirmesini bekliyoruz.

Biz sadece eleştiren insanlar değiliz. Çözüm önerimizi de naçizane paylaşırız. Her gün şehrin dört bir yanından bu iki hastaneye gelen binlerce insanımızın fiziksel ve zihinsel sağlığını koruma adına bir ekip aracı ve trafik polislerinden oluşturulacak bir ekip mesai saatleri içinde bu bölgede görevlendirilmelidir. Bu nitelikteki bir kalabalık ve Afyonkarahisarlılar bunu fazlasıyla hak ediyorlar.
Bir çağrıda Afyonkarahisar Belediyesinin ilgililerine: “Ne olur bu şehrin kaldırımlarını tek seferde (çok yapılıp, sökülme gördük) ve kaliteli bir şekilde yapın.” Yapın da yazımızın sonunda görsellerini paylaşacağımız görüntüler artık son bulsun. Kalite merkezli yönetim kavramı belgelerde ve söylemlerde yer almasın sadece. Bu şehrin caddelerinde, sokaklarında hayat bulsun, hissedilsin. Bir estetik kaygınız olsun.

Mühendislik fakültelerimizin bünyesinde “kaldırım mühendisliği” adı altında bir bölümünün açılabileceğine elbette ki ihtimal vermiyorum. Ama kaldırımlar yapılırken ilgili mühendislik disiplinlerinde eğitim görmüş mühendislerin gözetiminde çalışmalar yürütülmesini ve onlardan destek alınmasını şiddet içermeyen bir şiddetle tavsiye ediyorum.
“Kaldırımlar ya da Usta- Çırak İlişkisi Üzerine” başlıklı yazımızı üstat Necip Fazıl Kısakürek’in “Utansın” adlı şiirinden bir beyitle sonlandırmıştık. Geleneğimizi bozmayalım ve bu hasbihalimizi de yine üstadın “Kaldırımlar” şiirinden bir dörtlük ile bitirelim:
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.










