Onlar için huzur, damarlarında tırmanan adrenalinin zirvesindedir.
Huzurlu hissetmek sadece sessiz, dingin bir derenin akışına kapılıp uzaklara dalarak andaki sakinliği yırtan rüzgarın uğultusunda kaybolmak değildir. Kimini tırmanarak çıktığı engin dağın zirvesinde yediği ayaz, kimini ise kuzine sobasına uzattığı ayaklarına çalınan sıcak mest eder. Kimini lüks bir otelin lobisinde bir başına kahve yudumlamak, kimini ise tek göz odalı evde bir demlik çayın başında toplanmak iyi eder.
Bu tanıdık duyguyu herkes için bu denli eşsiz kılan köken şimdilik tam olarak bilinmese de dünün izlerini taşıdığını söylemek yanıltıcı olmaz. Bu sebepleri dışsal maddelerde aramak yerine içsel deneyimlere odaklanmak görece daha doğru yola çıkarır. Çünkü bazen gidenin yasını sahiplenmek bazen de bir kaybı anmak dinginleştirir ruhu. Geride bıraktığın anılarla, iyi kötü ortak olduğun yaşantılarla vedalaşmak hafifletir yükünü. Aksi önüne çıkan ağır bir taş gibi yolundan alıkoyar.
Huzur; içten içe kemiren o anlamsız tedirginliği bastırıp, kokuşan ne varsa halının altına süpürerek ittiğin 'mutluymuş gibi' görünme hissi değildir. Dingin bir yaşantı için dışarıdaki değil önce içerideki meselelerin yoluna girmesi gerekir. Öyleyse; odağını dışarıdaki gürültüden çekip, içerideki sese kulak vermek; huzurunu çalan şeyin karşıdaki kişi veya olaydan ziyade; o olayın dokunduğu, senin içinde anlam bulan yere çevirmekte fayda var.
Koşulsuzluğun belirlediği bu mesele ilk önce ruhu besleyen kanalların doygunluğu ile sorgulanır. Sürekli huzursuz, tedirgin annelerin sakin ve huzurlu çocukları olmaz. Ruh dünyamız nesneler alemini öğrendiğimiz ilk kaynaktan beslenir. Bu kaynağın hayata bakışı çocuğun hayata bakışı için yön tayin eder.
Peki bunu değiştirmek mümkün müdür? Yani mutsuz annelerin çocukları ömür boyu karamsar duygulara mı zincirlenir? Elbette hayır. Ancak miras kalan bu duyguları reddetmek, bilinçli bir farkındalıkla o yoldan ayrılmayı gerektirir. Aranan içsel huzur, birinin çıkarıp sunabileceği bir şeyden ziyade; 'reddi miras' yaparak hasta eden duyguları bırakıp, yerlerine yenilerini inşa etmekle mümkün olabilir.
İnsanların özde aradığı, mutlu ve huzurlu kalma hissidir. Bu da ancak huzur veren deneyimlerin bir parçası olmakla mümkündür. Psikoterapi, sadece görünenle yetinmeyip, kişinin yüzeydeki yansıması ile derindeki özü arasında sağlam bir köprü kuran derinlikli bir içgörü kazandırır.