GÜNDEM

Hayatımız birer tiyatro sahnesi haline geldi!

Medya03’ün konuğu olan Afyonkarahisar Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Psikolojik Danışman ve Uzman Aile Danışmanı Sevda Doğan, “Sosyal medya, yapay zeka ve diğer tüm teknolojik araçların hayatımıza girmesiyle birlikte sanal bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Gerçekten aşık mıyız? Yoksa beğenilmek için mi birlikte bir podyuma çıkıyoruz? Artık hayatımız birer tiyatro sahnesi haline geldi.” dedi.

Abone Ol

Afyonkarahisar Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Psikolojik Danışman ve Uzman Aile Danışmanı Sevda Doğan Medya03’de ‘Sözün Özü’ programında Rasime Fedakar’ın konuğu oldu. Programda aşk konusu konuşuldu.

İLİŞKİNİN DOĞAL SEYRİNİ KAYBETTİK

Sosyal medya, yapay zeka ve diğer teknolojik araçların hayatımıza girmesiyle ilişkilerin doğal seyrini kaybettiğini ifade eden Sevda Doğan, “Modern dünyada aşk, partnerlerin birbirini birer eş olarak görmek yerine kendi yansımalarını onaylayan birer ayna olarak işlev görüyor. Günümüzün beğeni odaklı kültüründe! Sosyal medya, yapay zeka ve diğer tüm teknolojik araçların hayatımıza girmesiyle birlikte sanal bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Gerçekten aşık mıyız? Yoksa beğenilmek için mi birlikte bir podyuma çıkıyoruz? Artık hayatımız birer tiyatro sahnesi haline geldi.

Dedelerimizin, ninelerimizin bize anlattığı aşk hikayelerini, Yeşilçam filmlerindeki aşk hikayelerini hatırlayalım. Orada bir gösteriş söz konusu değil. Bir beğenilme isteği, onay arayışı söz konusu değil. Hem sosyal ilişkilerin çok iyi yürümesi, hem de insanların bugünkü kadar yalnız olmayışı o günkü aşkı o kadar kıymetli kıldı. Bugün bizler gerçek birer bağ kurmaktan ziyade, acaba kusursuz bir şablona uymak için mi aşkımızı, sevdiğimiz insanı sergilemek istiyoruz? Bu bakış açısına göre partner kendi ihtiyaçları olan bağımsız bir özne değil, fantezi dünyamızı tatmin eden bir canlı, bir varlık ya da bir nesne diyebiliriz buna. Ekranın sağladığı mesafe de gerçek hayatta kurduğumuz ilişkinin yerini aldığına göre gerçek bir ilişki mi acaba? Yoksa biz hakikaten sevdiğimiz insanı iyi ilişki kurmak için mi? Yoksa onu göstermek, sergilemek, onunla birlikte geçirdiğimiz zamanı göstermek ve beğeni toplamak için ‘Biz iyiyiz’ demek için mi ilişki kuruluyor? Buralara dikkat etmekte fayda var, ilişkinin doğal seyrini kaybettik.”

‘MIŞ’ GİBİ YAŞIYORUZ

Kişilerin ilişkilerini sanki bir sahnedeymiş gibi gösteriş yaparak yaşamaya başladıklarını ifade eden Sevda Doğan, “İlişkinin mahremiyetinden koptuk. Artık dış dünyaya bir şeyleri servis etmek çok daha önemli hale geldi. O ilişkiyi gerçekten özünde yaşamaktansa! ‘Biz buradayız’ deyip onay aramak ve ‘Görülüyorum, öyleyse varım.’ anlayışına saplandık. Bir ilişkide mutluluk, ilişkinin içindeki paylaşımlardan ziyade karşılıklı etkileşimle ortaya çıkar. Ekranda görülen, herkesin bahsettiği harika bir çiftin algısı yerine gerçekten sağlıklı bir bağ kurabiliyor muyuz? Buna odaklanmamız gerekiyor. Bir performans mı sergiliyoruz? Bir gösteriş mi yapıyoruz? ‘Mış’ gibi mi yaşıyoruz? Yoksa! Gerçekten özünde iyi ilişkilere mi sahibiz buralara bakmakta fayda var. Kişi partnerini gerçekten sevmek, onunla yakınlık bağ kurmaktan ziyade sanki bir sahnedeymiş gibi gösteriş yapıyor. Ancak bu beğenilmeyi önceleyen bir ilişki oluyor. Bir ilişkide birbirini gerçekten seven kişiler yakınlık kurarlar ve partnerle birlikteyken karşılıklı bir beğeni alırlar. Eğer ilişkide dışarıdan onay alınmıyorsa, yeterince ve gösterişli değilse kimilerine göre! Kişi kendini değersiz hissetmeye başlıyor. O yüzden temeldeki bir duygumuzdur değer görmek, kabul görmek, onaylanmak. Sosyal ilişki yüz yüze kurduğumuz ilişkinin seyri azaldıkça, ekrandan biz gibi düşünen insanları yakalayıp onay arayışını oradan karşılamaya başladık.”

AŞK MASKESİ ADI ALTINDA KISKANÇLIK VE KISITLAMALAR YAPILIYOR

“Aşk ve patolojik durumu birbirine karıştırıyoruz.” diyen Sevda Doğan sözlerinin devamında şunları söyledi: “Toplumsal normlar ile klinik gerçekler birbirinden ciddi anlamda bir çizgiyle ayrılıyor. Örneğin; kültürel olarak onaylanan tutum ve davranışların kimisi gerçekte kişiye zarar verici ama mecburi olarak sürdürdüğü davranışlar olabiliyor. Aşk maskesi adı altında kıskançlık ve kısıtlamalara bir bakalım. Evinden çıkamayan kadınlara bir bakalım veya erkek arkadaşlarıyla vakit geçirmesine izin verilmeyen bir ilişkiyi göz önüne alalım. Burada sahiplenme denilen davranış gerçek bir sahiplenme mi yoksa patolojik bir sahiplenme mi? Evin perdelerini açtırmayan erkekler biliyoruz. Böyle ilişkiler biliyoruz. Bazı kadınlar açık öğretim okumak istiyor, sınavlara dahi katılmasına izin verilmiyor. Baktığımızda bunun çok sahiplenme ya da kıskançlık gibi değil çok daha patolojik bir anlamı var.”

KADININ KENDİNE HAS BİR ALANI OLMALI

Kadınların evlendiklerinde annelikten çıkamadıklarını, kendilerine has bir alanlarının olması gerektiğinin altını çizen Sevda Doğan konuyla ilgili şunları söyledi: “İki halka gibi düşünelim ilişkiyi. Ne kadar çok iç içe geçerse bu halkalar! İlişkideki bireysellik o kadar erir ve kaybolur. Bu halkalar ‘Evet’ birbiriyle ilişkili. Biraz birbirleriyle iç içe ama kendilerini aştıkları bir alan da olmalı. Burada hem ortak yapabildikleri, hem de bireysel olarak yapabildikleri birtakım uğraşları olmalı. “Ben böyle istiyorum, böyle olacak, şuraya asla gidemezsin. Bunu asla yapamazsın ya da arkadaşlarınla hiç konuşmamalısın.” gibi ciddi kısıtlamalar elbette karşılıklı kurallar olabilir. Hoşlanılmayan, hoşa gitmeyen arkadaşlık ilişkileri olabilir. Bunlar elbette kısıtlanır. Ancak bizim söylediğimiz çok daha ciddi ve katı bir tutum. Burada evdeki ortaklıktan söz edemiyoruz. Burada bir kişinin dikte ettiği bir durumdan söz ediyoruz. Kadının da kendine has bir alanı olmalı. Biz evlendiğimizde özellikle erkeklere böyle atıfta bulunduk ama kadınlar da annelikten çıkamıyorlar. Anne olmanın dışında da bir kimliği olduğunu unutuyorlar ya da belki kadınlarımız toplumda erkeklere göre daha değersiz olarak algılandı ve böyle görüldüğü için annelik onlara değer kattığı için anneliğe tutunuyorlar. Bu da çok gerçek bir durum.”

ANNEYLE KURULAN İLİŞKİ GELECEĞE TAŞINIYOR

Anneyle kurulan ilişkinin bir harita gibi olduğunu söyleyen Sevda Doğan konuyla ilgili şunları söyledi: “Bizim ilk sevgi neslimiz annemizdir. Annemizle kurduğumuz ilişki bizim sonraki yaşantımızdaki ilk modelimizdir. Onunla kurduğumuz ilişkiyi biz geleceğe taşırız. Yetişkinlikteki tüm aşklarımızın prototipi de anneyle kurduğumuz ilişkidir. Bizim hayatımıza öylesine yön verilir ki, bizim elimize bir harita verir. Annemizin bizimle kurduğu ilişki bir harita gibidir. Biz bu haritaya bakarak yetişkinlikte yön buluruz.

Sevilmeyen bir kız çocuğunu ele alalım! Yok sayılmış, saçını bir kez bile okşamış, yanına bir kez bile oturmamış, kendisine zorbalık edecek tipleri seçiyor. Veya çapkın bir babayı ele alalım! Anne-babalar ilişkilerini sürdürürken, çocuklarının da benzer ilişkiler sürdüreceğini bilerek doğru veya yanlış hareketlerde bulunsunlar. Çünkü; bugün ebeveynin davranışı, çocuğun dünyasında birer örnek olarak alınıyor."

İNSAN KUSURSUZ BİR CANLI DEĞİL!

Hataların farkına varıp bundan geri dönebilmenin önemli olduğunu ifade eden Sevda Doğan, “Yeterince iyi partner hata yapmayan değil, yaptığı hatanın sorumluluğunu alan ve bu hatayı yapmaktan kendini alıkoyan kişidir. Partnerin %100 değil ama çoğunlukla iyi davrandığını, hata yapmadığını, ilişkiyi onarmaya çalıştığını, samimi bir cevap vermesini bekleriz. İdealize edilmiş hayali partnerden vazgeçip karşımızdakinin davranışlarına yönelmemiz de gerekiyor. İnsan kusursuz bir canlı değil, hepimiz hata yapabiliriz. Hatalarımızın farkına varıp bundan geri dönebiliyorsak, ilişkiyi onarabiliyorsak, hayal kırıklıklarıyla baş edebiliyorsak tekrar tekrar aynı hataları yapmıyorsak! İlişkideki artıları eksileri bir kenara koyduğumuzda yürütebileceğimizi düşünüyorum.”

İLİŞKİDE OYUN, MİZAH, ESNEKLİK, YARATICILIK OLMALI

İlişkilerde oyun, mizah, esneklik, yaratıcılık olmadığında ilişkinin mekanikleşeceğini ve patolojiye açık hale geleceğini ifade eden Sevda Doğan, “Bir diğeri ilişkideki potansiyel alan. Partnerlerin arasında oluşan ‘Bana yada sana bir alan açmak’, ‘Bana göre ya da sana göre’ davranmaktan ziyade çiftlerin birbirleriyle şakalaşabildikleri, yeni kimlikler denedikleri, yargılamadan saçmalayabildikleri, cinsel ilişkilerine yatırım yaptıkları ve yaratıcı çözümler üretebilecekleri de bir alandır. Eğer bir ilişkide oyun, mizah, esneklik, yaratıcılık yoksa o ilişki mekanikleşir ve patolojiye açık hale gelir.

Potansiyel alan kişinin nefes aldığı bir alandır ve anne babalık görevlerini kısa bir süreliğine bırakıp, eşinizle gezmeye gidebiliyor musunuz? Alışverişe çıkabiliyor musunuz? Eşiniz yada siz bir gün ‘Gel bugün bir saçmalık yapalım, şuraya gidelim beraber’ diyerek kaliteli zaman geçirebiliyor musunuz?

Problem olduğunda her zaman ‘Sen de böyleydin. Bunu yapmıştın bak.’ diye göstermek yerine bazen mizahla, bazen espriyle ilişkilerimizi sürdürebilir isek bu açtığımız alanda karşımızdakine, ne hissettiğimizi anlayıp ona göre bir şekil alabilir. Ve sonuncusu da yalnız kalma kapasitemizi arttırmak. Burada sağlıklı bir yakınlığın en büyük kanıtı, kişinin ötekinin varlığında ve yokluğunda tek başına kalabilme kapasitesidir. Bakıyoruz ilişkilere, çiftlere, dipdibeler çok yapışıklar. Her yere birlikte gidiyorlar. Biz iş yerinde de birlikte çalışıyoruz. Evde de birlikteyiz. Arkadaşlarımız da ortak tek başımıza yaptığımız hiçbir şey yok. Diğer çiftlere rastlamışsınızdır, bunu doğru bulmuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Programın tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/tweMzz4EeSs