Onların sabrı sonsuzdur; ama bahsettiğim sabır, çaresizce oturup beklemek değil... Durmaksızın gayret eden, yıkılanı onaran, hayatı ilmek ilmek ören bir sabır bu. Yine de o ince çizgi geçildiğinde, emeklerine rağmen değişmeyen o çürük düzeni tek bir hamlede kesip atmasını da bilirler.

Ağısını içine akıtan, acıyı asalete dönüştüren canım kadınlar... Sustuklarından kabullendiklerinden değil, konuşacakları günün ağırlığını bildiklerindendir. Onlar küllerinden doğmazlar; küllerin zaten kendi ateşlerinden kaldığını herkese gösterirler. Bugün, hikâyesi yarım bırakılmaya çalışılan ama kendi kaderinin kalemini eline alan tüm o cesur ruhlara selam olsun.

Cesur olmanın her babayiğidin harcı olmadığını, gerçek cesaretin insanın önce kendiyle verdiği savaştan zaferle çıkması demek olduğunu hatırlatalım. Başkalarına güçlü görünmeye çalışmanın, vicdan muhasebesinde nafile bir çabadan ibaret kaldığını vurgulayalım. Çünkü esas güç; insanın dışarıya sergilediği gövde gösterisinde değil, kendi yoluna koyduğu engelleri aştığında ve kendi ayağına taktığı çelmeden kurtulduğunda ruhunda hissettiği o özgürlük duygusunda saklıdır.

​Gururun basit bir inatlaşma olmadığını, kalbi acımasızca kırılan kadınlardan öğrendim. Ömrünü adadıkları insanları dayanabildikleri son nefese kadar sırtlarında taşıdıklarını; ancak sırtlarında kambura dönüşen bir ilişkiden kurtulmanın tek yolunun, kendilerini hasta eden o ağır yükü bırakmak olduğunu anladıklarında özgürleştiklerini gördüm.

​Ve en önemlisi... Bunca zulmün sessizce yaşanmasına izin verdikleri için, en büyük özrü aslında yine kendi ruhlarına borçlu olduklarını fark ettim.

Kadınlar için olgunlaşmanın, çekilen acılarla harmanlanmış kaçınılmaz bir mecburiyet gibi öğretildiğini gördüm. Buna karşın seçilen erkeklerin, hep evin imtiyazlı küçük çocuğu olarak annelerinin koruması altında bırakıldığına tanık oldum. Her şımarıklığına göz yumulan o kurban çocuğun, kimlerin hayatları pahasına beslendiğini ise dağılan ailelerden öğrendim. Ruhsal bir cinayete kurban gidenin, hep en çok fedakârlık yapmaya mecbur bırakılan, gözden çıkarılmış çocuk olduğunu; tahammül edilemez suçluluk duygularını bağımlılık yapıcı maddelerle uyuşturmaya çalışmasından anladım.

​Kadından bahsederken amacım, yalnızca kendi ayağı üzerinde duran kadınları yücelterek ayrıştırıcı bir tutum takınmak değil; sistemin kıyısında, yalnızlığa terk edilmiş kadınların da sesini duyurabilmektir.

ESOB Psikoteknik Merkezi hizmete girdi
ESOB Psikoteknik Merkezi hizmete girdi
İçeriği Görüntüle

​Nihayetinde her insan bir annenin ikliminde büyüdüğüne göre, hepimizin ilk kaderini tayin eden de annelerimiz olmuyor mu? Mutlu, şefkatli bir annenin elinde şekillenmişseniz ne âlâ... Ancak yüzü gülmeyen, katı ve acımasız bir annenin evinde büyümüşseniz, önce o katı iklimin bıraktığı yaralarla savaşmayı öğrenirsiniz. Yine de unutmamalı: Annesinin gölgesinde kaybolan değil, o gölgeden kendi ışığını çıkarabilen kadınlar, yarının çocuklarına bambaşka bir kader yazma gücüne sahiptir.