Peki sizce gerçekten ne yaklaşıyor? Bir takvim yaprağı mı yoksa yıllardır ertelediğimiz yüzleşmeler mi? Dürüst olmam gerekirse aslında yaklaşan şey sadece bir tarih değil.
Bir yıl boyunca susturduklarımız, üstünü örttüklerimiz, sonra bakarız diye kenara ittiğimiz ne varsa şimdi kapının önünde. Zil çalmıyorlar. Çünkü bazı yüzleşmeler izin istemez ki.
Gece yarısı geri sayım yaparken aslında neyi sayıyoruz? Dakikaları mı yoksa kendimizden eksilen parçaları mı?
Kaç kez kendimizi yarım bıraktığımızı, kaç kez içimizden geçenle dışımızdan söylediğimizin aynı olmadığını mı?
Yıl sonu bir bitiş değildir. Takvim değişse de asıl değişen, artık neye tahammül edemediğimizdir.
Bu yıl bana şunu öğretti.
Her dayanıklılığın güç olmadığını her suskunluğum olgunluk sayılmadığını. Neleri tolere ettiğimi, neleri görmezden geldiğimi, kendimden nerelerde vazgeçtiğimi. Değmeyecek insanları gözümde fazla büyüttüğümü. Bazen idare ederim demenin kendime yaptığım en uzun vadeli haksızlık olduğunu.
Yeni yıl mucize getirecek sanmayın. Asıl mucize aslında biziz. Yeni yıl bir şeyler eklemek için değil, fazlalıkları bırakmak için geliyor. Kalbi yoran insanları, ruhu yoran alışkanlıkları, cesareti yarına bırakan korkuları. Çünkü değişim sessizdir. Bir cümlenin yarıda kesilmesiyle,
Bir hayırın boğazda düğümlenmeden söylenmesiyle, bir gün değil, bugün demeyi göze almakla başlar.
Bu yüzden bu yıl dilek listeleri yapmayacağım.
Yük listesi yapacağım. Taşımayacaklarımın, katlanmayacaklarımın, kendimden çalmayacaklarımın, değerimi bilenlerimin, listesi.
Yeni yıl umut taşır taşımasına ama bu umut artık saf değil. Bilinçli, farkındalığı yüksek. Olur mu acaba? diye sormayan, olmazsa yoluma bakarım diyebilen bir umut.
Yeni yılınız kutlu olsun. İçinizde yankılanacak kadar derin, kendinize iyi gelecek kadar gerçek ve iyileştirici bir yıl olsun.





