Moderatörlüğünü Büşra Mihrioğlu’nun yaptığı programın konuğu akademisyen ve sosyolog Hüseyin Tutumlu oldu.
TUTUMLU: 28 ŞUBAT SÜRECİNDE BENZER AÇIKLAMALARI GÖRÜYORDUK
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Ramazan ayına yönelik okullarda başlatılan etkinliklere yönelik 168 yazar, akademisyen, sanatçı ve gazetecinin “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı açıklamasını değerlendiren Tutumlu şunları söyledi: “1960’lı yıllara giderken üniversite veya aydınlar, gençlik üzerinden toplumsal gerilimi artırmak, Türkiye'deki insanların huzur ve barış içerisinde yaşamasını engelleyecek tarzda eylemleri yakın tarihimizde gördük. Daha çok Milli Demokratik Devrimci denilen MDD’ciler! Bu tip zinde güçlerle burjuva devrini tamamlayıp daha sonra bunun üzerine bir sosyalist devrim gerçekleştirmek gibi teorileri var. Bu zinde güçler; silahlı kuvvetler, üniversiteler, aydınlar, üniversite gençliği, bunların örgütlenmesiyle iktidara gelinmesi ve burjuva devrimlerinin tamamlanmasından sonra da sosyalist devrime geçileceğine dair 1960’lı yılların sonunda ortaya attıkları bir teori vardı. Benim aklıma ilk önce o geldi. Çok uzun süredir çünkü görmüyorduk bu tip eylemleri. Milli Eğitim Bakanının da söylediği gibi 1990’lı yıllarda özellikle 28 Şubat sürecinde benzer açıklamaları görüyorduk. O günden beri çok da gözükmüyordu.
TUTUMLU: TÜRKİYE’DE İNSANLARIN İNANÇLARI VAR
Yabancıların cadılar-paskalya bayramına inansın inanmasın bir parçası olduğunu, Türkiye’de de insanların inançlarının olduğunu, bunu korumanın, aktarmanın gerektiğini sözlerine ekleyen Tutumlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi insanlar hâlâ birbirinin inancına, düşüncesine, felsefesine veya inançsızlığına saygı göstermek yerine bu tip açıklamalarla ortamı germeyi bir maharet sayıyor. Milli Eğitimin Ramazan ayı etkinlikleri gönüllülük esasına göre yapılmış, toplumun değerleriyle ilgili bir hatırlatma, bir neşe. Toplumun neşesidir böyle şeyler. Sosyal medyada bu uygulamaların bazılarına şahit oldum. Orada öğrencilerin, öğretmenlerin neşe içerisinde birtakım faaliyetler yaptıklarını gördüm. Çok da hoşuma gitti. Çünkü; batıda özellikle yabancı dizilerde ve filmlerde dikkat edin! Cadılar bayramı, paskalya bayramı inansın, inanmasın o ülkede, toplumda yaşayan herkes onun bir parçası olur. Gider alışveriş yapar, renkli renkli giyinir. Komşusuna gider, oradan şekerleme alır. Bunu toplumsal değerlerin sürdürülebilirliği açısından görürler. Türkiye'de de insanların inançları var, inançlarının yanında kültürel olarak aktardıkları birtakım özellikleri var. Bunları korumak lazım, aktarmak lazım.
TUTUMLU: AKADEMİSYENLER, AYDINLAR HATA ETMİŞ!
Sovyetler Birliğinin 70 yıl okullarda ateizm dersleri verdiğini, ibadetleri kapattığını ancak komünizmin çökmesiyle birlikte dini değerlere dönüş yapıldığını sözlerine ekleyen Tutumlu şunları söyledi:
“1917 Ekim devriminden sonra Sovyetler Birliği 70. yıl neredeyse ateizm dersleri verdi okullarında. İbadethaneleri kapattı ama komünizm çöktüğü anda yeniden kiliseler, camiler çıktı, insanlar yeniden o dini değerlere dönüş yaptılar. Demek ki olmuyor. Veya bunu tersini de yapabilirsiniz. Sürekli dini doktirin etmeye çalışın, okullarda başaramazsınız.
Dolayısıyla bunu sadece okullarda yapılan bu tip şey üzerinden yaptılarsa yanlış yapmışlar. Kendileri de bilmesi lazım böyle bir şeyin olamayacağını. Dolayısıyla toplumun neşesi, ortak değerleri diyebileceğimiz bu tip günlerde özellikle böyle açıklamaları toplumsal birliğimiz açısından bir hata olarak görüyorum. Bu hatayı akademisyenlerin ve aydınların işlemiş olmaları, hatayı daha masum veya hatayı haklı kılmaz.”
TUTUMLU: MUHALEFET HALKIN MENFAATİNİ KORUYORUZ DERKEN PROJELERİ AKATEME UĞRATABİLİYOR
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın kentsel dönüşüm projesiyle ilgili bir araya gelmesini değerlendiren Tutumlu konuyla ilgili şunları söyledi: “Kentsel dönüşüm gerçekleşecekse tarafların bir araya gelerek ortak akıl çerçevesinde, vatandaşın menfaatlerini gözetecek proje geliştirmeleri gerekir. Ancak geçmişte defalarca gördük ki! Özellikle muhalefet milletvekilleri, Burcu hanım da muhalefet milletvekili idi, orada da gördük. Bu tür projelerin gerçekleşmemesi halkın haklarını, menfaatini koruyoruz derken projeleri akamete uğratabiliyorlar, geciktirebiliyorlar. Afyon'daki kentsel dönüşümün gecikmesi O zamanki projeye muhalefet eden insanlar yüzünden oldu. Şimdi bu projenin gerçekleşebilmesi İl Belediyesinin bütçesi veya imkanları buna yetmeyeceği için bakanlıklarla çalışarak, koordine ederek veya kaynak sağlayarak yapmak gerekiyor. İmar düzenlemeleri vesaire içinde bazı destekler gerekiyor. Bunun için görüşmüşler. İnşallah halkın lehine güzel çözümler üretilir. Aslında Belediyeler kolaylıkla bu tür kentsel dönüşüm projelerini gerçekleştirebilirler. Maalesef belediye başkanları seçilmiş oldukları için o bölgedeki insanların rant hırsına hayır diyemiyorlar.”
TUTUMLU: KALICI ÇÖZÜMLER BULMAK ÖNEMLİ
Ramazan ayında yaşanan dayanışma örnekleriyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Tutumlu, “Ramazan ayında insanların hassasiyetleri daha yükseldiği için bu tip yardımlar daha fazla olabiliyor. 12 ayın sadece bir ayı Ramazan. 11 ay bu insanlar nasıl yaşayacaklar, nasıl geçirecekler? O hâlde merkezi ve yerel yönetimler ikisi de buna kalıcı çözümler bulacaklar. O insanları bu durumdan çıkartacak projeler geliştirecekler. Onları yeniden istihdama, iş hayatına kazandıracak çalışmaları yapmaları gerekiyor. Aksi halde bu yapılanların hepsini saygıyla karşılıyorum. Yardımseverlerin yardımlarını Allah kabul etsin, ancak bunlar geçicidir. Gerçek çözüme ihtiyacımız var.”
TUTUMLU: EKONOMİDE İSTİKRARI SAĞLAMAK ÖNEMLİ
Tüm Dünya’da enflasyonun yaşandığı ancak ülkemizde bu durum çok fazla yaşandığını söyleyen Tutumlu sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsanlar isyanda haklı. Çünkü enflasyonist ortamda fiyatlar durmuyor, sürekli artıyor ve bu artışı market mi artırıyor? Üretici mi artıyor? İnsanların ahlakını sorgular düzeyde bunu yapmaktansa Türkiye'deki genel bir sorun olduğunu düşünerek çözümlemeye gitmek lazım. Eğer bir üründe tekel değilseniz, bir rekabet piyasası içerisinde faaliyet gösteriyorsanız orada fahiş fiyatlar olması çok güçtür. Neticede aynı ürünü bir sürü üretici üretiyor, aynı ürünü birçok perakende noktası satıyor. Dolayısıyla aşırı kârlar burada elde edebilme mümkün değildir. Bunun yerine daha köklü çözümler oluşturmak, ekonomide istikrarı sağlamak çok daha önemli. Maalesef tüm Dünyada enflasyon var, bizde çok daha fazla. Batı veya gelişmiş ülkelerdein alışık olmadığı oranlarda enflasyon devam ediyor, devam edecek gibi de gözüküyor.”
TUTUMLU: 30 MANDA DEĞİL KEŞKE 300 TANE DAĞITILABİLSE!
Afyonkarahisar’da manda popülasyonun artırılmasına yönelik İl Özel İdaresi, AKÜ ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nce ortaklaşa yapılan çalışmayı değerlendiren Tutumlu konuyla ilgili şunları söyledi: “AKÜ Veteriner Fakültesi Afyon'da özellikle mandacılık gibi gittikçe azalan alanlarda hayvan popülasyonunu geliştirmek için çaba sarf ediyor. Bunların verimliliğini, sayısını arttırmak noktasında bu tür çabaların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Manda popülasyonunun bulunduğu illerin başında Afyon gelir. Afyon kaymağı manda sütünden elde edildiği için farklıdır. Eğer inek sütünden elde edilen bir kaymak söz konusu olsaydı! Türkiye'nin her yerinde Ankara, Konya, Erzurum kaymağı gibi bir coğrafi ürün olması gerekirdi. Ama yok, sadece Afyon. Neden? Çünkü manda sütünden olduğu için. Afyon kaymağını ayrıcalıklı yapan bu. Bunun devamını sağlayabilmek için de manda popülasyonunun arttırılması gerekiyor. Birincisi bu. İkincisi: Afyon sucuğunu diğer sucuklardan farklı kılan. Kayseri'de, Tokat’da da sucuk yapılıyor. Afyon sucuğu öne çıkıyor, lezzet farkından dolayı. O lezzet farkını da sağlayan belirli kilogram sucuk üretilirken içerisine belirli oranda manda eti konmasından kaynaklanıyor. Afyon'a özel olmasının sebebi yine manda eti.
Dolayısıyla manda popülasyonunu arttırmak için çiftçilerimize damızlık erkek mandalar vermek, bu konuda üniversitemizin bilimsel anlamda öncülük yapması, Veteriner Fakültemizin hayvan çiftliğinde bunları üretmesi, İl Özel İdaresinin desteklemesi ve bu şekilde çiftçimize kazandırılması çok önemlidir, inşallah çok daha büyüyerek devam eder. Bunun büyüyerek devam etmesi için kaynakların arttırılması gerekiyor. Burada keşke Tarım Bakanlığı da destek olsa bu projeye! 30 tane değil de 300 tane dağıtılabilse. Tüm dünyada yükselen gastronomi anlamında Afyonkarahisar'ın bu özel yerel ürünlerinin daha fazla etkilenmesi ve yaygınlaştırılmasına katkısı olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Programın tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=tLewQGkDyGA&t=6s




