GÜNDEM

Emanet ve vefa meselesi

Bazı şeyler vardır ele alınmaz, omuzlanır.

Abone Ol

Türk Sanat Müziği tam olarak böyledir. O bir tür değil, bir medeniyetin kalp atışıdır.

Bugün bu kalbin atmasını sağlayanlar da çoğu zaman afişlerde adı geçmeyen, alkış hesabı yapmayan ama gönlüyle sahnede duran amatör müzik emekçileridir.

Türk Sanat Müziği’ni ayakta tutan ana damar, büyük ölçüde bu gönüllü ruhun omuzlarındadır.

Bu insanlar yalnızca seslerini değil, ceplerini de ortaya koyar.

Kendi imkânlarıyla, karşılık beklemeden, sessizce.

Asırlardır dilden kalbe aktarılan bir emaneti vakur bir ısrarla taşırlar.

Genç kuşakların ne yazık ki bu alana ilgisi git gide azalıyor.

Bu vefalı kuşak çekildiğinde, Türk Sanat Müziği yalnızca sahneden değil hayatın içinden de çekilme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

İşte bu yüzden konuşurken, yazarken, eleştirirken dikkatli olmalıyız.

Evet, müzik ciddiyet ister de disiplin de ister, emekte.

Ama aynı zamanda sahiplenilmek ister.

Kusur aranan, heves kırılan bir alan hâline gelen müzik, insanları kendinden uzaklaştırır.

Oysa kültür korkuyla değil şefkatle ve rehberlikle yaşar.

Koro yalnızca sahneye çıkan bir topluluk değildir ki

Bir kültür aktarım alanıdır.

Her insan müziğe aynı sebeple gelmez.

Kimi öğrenmek için, kimi iyileşmek, kimi nefes almak için.

Bu niyetlerin hiçbiri küçümsenemez.

Asıl mesele, niyetin doğru adlandırılmasıdır.

Hobi ise hobi denmelidir.

Sanatsal hedef varsa, bunun sorumluluğu alınmalıdır.

Hiçbir yol diğerinden üstün değildir ama her yol, kendi adıyla yürünmelidir.

Benim durduğum yer nettir. Müziğin seviyesini düşürmeyelim.

Ama müziğin kapısını da kapatmayalım.

Çünkü bu bir kalite tartışmasından öte emanet ve vefa meselesidir.

Bugün bu emaneti taşıyan gönülleri küstürürsek, yarın o bayrağı tutacak kimse kalmayabilir. Kendi bindiğimiz dalı kesmeyelim.

Bu müziği yaşatmaya çalışan kalpleri de yalnız bırakmayalım.

Sesimiz çoğalsın. Ama farkındalığımız, sesimizden daha gür olsun.