GÜNDEM

Bir etiketle bin masum otistiğe atılan gölge

Bir olay oluyor. Toplum sarsılıyor. Bir anda herkes uzman kesiliyor. Bir anda herkes tanı koyuyor. Ekranlarda, yorumlarda, gündelik sohbetlerde aynı cümle yankılanıyor

Abone Ol

Otistikmiş!

Ne garip değil mi?

Bilmediğimiz şeyle kurduğumuz ilişki hep uçlarda.

Ya abartarak yüceltiyoruz, ya da korkarak yaftalıyoruz.

Ortasını bulamıyoruz.

Dengeyi kuramıyoruz.

Daha dün özel, üstün, farklı dediğimiz çocuklar, bugün bir olayın gölgesinde tehlikeli ilan edilebiliyor.

Bu, toplumun kendi vicdanıyla çarpışmasıdır.

Çünkü o cümle kurulduğu anda... binlerce masum melek hedef alınır.

Kendi dünyasında sessizce var olmaya çalışan, kimseye zararı dokunmamış, hayatı anlamaya çalışan çocukların üzerine kirli bir gölge düşüyor.

Oysa gerçek nettir.

Otizm…

Bir suçun bahanesi değildir.

Bir vahşetin açıklaması hiç değildir.

Ama bizim gerçekle işimiz yok ki.

Kolay olanı seçiyoruz.

Hiçbir bilimsel temele dayanmadan,

Davranışları benziyormuş! diyerek binlerce çocuğu aynı cümlenin içine sıkıştırıyoruz.

Bu, vicdansızlıkla sınır komşusu bir kolaycılıktır.

Bir çocuğun işlediği suçu, başka çocukların varoluşuna yamamak…

Toplumsal bir haksız algı üretmektir.

Bugün atılan bir etiket, yarın bir çocuğun okulda dışlanmasına, bir annenin sessizce gözyaşı dökmesine, bir ailenin kabuğuna çekilmesine dönüşür.

O yüzden bugün konuşmamız gereken şey otizm değil.

Bugün sormamız gereken soru çok daha derin!

Biz nasıl çocuklar yetiştiriyoruz?

Empati öğretmeden büyüttüğümüz, sevgiyle beslemediğimiz, vicdan aşılamadığımız ilgisiz çocuklar…

Sonra bir olay oluyor, ve biz dönüp en kolay hedefe saldırıyoruz.

Çünkü aynaya bakmak cesaret ister.

Otizmli bireyleri hedef göstermek, anlamadan yargılamak, bir olay üzerinden genellemek…

Bu ağır bir vebaldir.

Bugün sözlerimizle attığımız her taş, yarın bir çocuğun kalbine değebilir.

Her gördüğümüz hakkında konuşmak zorunda değiliz.

Her duyduğumuza inanmak zorunda değiliz.

En önemlisi de, bilmeden yargılamak zorunda hiç değiliz.

Çünkü bir masumu yakarak kendini temize çıkaran herkes, aslında en karanlık tarafını ele verir.

Masumun üzerine atılan her iftira, dönüp dolaşıp sahibinin alnına yazılır.

Günün sonunda, suçun yükünü masumun sırtına bırakan bir toplum, hem adaletini hem kendi vicdanını kaybeder.

Vicdanını kaybeden bir toplumun da hiçbir doğruyu savunma hakkı kalmaz.

Masumiyeti korumak, insan olmanın en sessiz ve büyük sınavıdır.