Afyonkarahisar Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Psikolojik Danışman ve Uzman Aile Danışmanı Sevda Doğan Medya03’de Büşra Mihrioğlu’nun konuğu oldu. Programda; akran zorbalığı konuşuldu.
ÇOCUKLAR SÜNGER GİBİ ÇEKİYORLAR
Yetişkinlerin dünyasında yaşanan şiddet, güç gösterisini çocukların sünger gibi çektiğini ifade eden Sevda Doğan, “Şiddet gerçekleştiği alanla sınırlı kalan bir olgu değildir. Şiddet; toplumun gözeneklerinden içeri sızar ve zamanla kanıksanır, her alana yansır. Yolda yürürken karşılaştığımız öfke, trafikte karşılaştığımız sabırsız insanlar ve dijital mecralarda kullanılan sert dil. Yetişkinlerin tahammülsüzlüğü, bunların hepsi çözülemeyen çatışmaların da bir parçası. Tüm bunlar içinde yaşadığımız iklimi şekillendiriyor. Çocuklar da bu evlerden çıkıp okullara gidiyorlar. Yani toplumumuzun bir parçası çocuklarımız. Dolayısıyla bizim de birer örneğimiz. Peki okul nedir? diye baktığımızda. Okul toplumda izole edilmiş bir fanus değil. Okul toplumun küçük bir mikro klima alanı, çocuklarda birer parçası. Dışarıda ne varsa içeriye yansıyan da o oluyor. Yetişkinler dünyasında şiddet, güç gösterisi veya iletişim biçimi haline geldikçe, çocuklar da bu dili sünger gibi çekiyorlar, benimsiyorlar ve aynı dille cevap veriyorlar. Artan sadece okullarımızda şiddet değil, toplumun hemen her kesimde şiddet o kadar yaygınlaştı ki okulları bunun dışında tutmak da mümkün değil. O çocuklar başka bir dünyada mı yaşıyorlar? Hayır. O çocuklar evimizden okullara gidiyorlar. Evde yaşanan sorunun parçasını taşıyorlar, orada çözüm bulmaya çalışıyorlar, çocuklarımız bundan da nasibini alıyorlar maalesef ki.”
ÇOCUKLAR AKRAN ZORBALIĞI YOLUYLA KENDİLERİNİ İFADE EDİYOR
Okullarda şiddetin arttığını sözlerine ekleyen Sevda Doğan, “Ergenlikte o kadar tehlikeli bir dönem ki! Çocukların içinde yaşadığı bu şiddet olayları akran zorbalığıyla birleştiğinde çok daha ciddi problemler ortaya çıkabiliyor. Bunları zamanla gitgide görüyoruz ki akran zorbalığı çok daha tehlikeli bir boyut kazanmaya başladı. Her öfkeyi şiddete dönüştürmenin maalesef ergenlik döneminde çok büyük bir risk taşıdığını görüyoruz. Bunu sadece çocuklar arasındaki küçük bir anlaşmazlık olarak görmememiz gerekiyor. Bu çocukların sırada ya da ekran başında birbirlerini uyguladığı zorbalık yetişkinler dünyasındaki toplumsal gerilimin de birer örneğini bize gösteriyor. Duygusal düzenlemenin eksikliği, sınır koyma da yetersizlik, öfke kontrolünde yetersizlik. Bunların hepsi çocuklarımızın da bizlerin birer temsili olduğunu düşündüğümüzde ebeveynlerin duygu dünyasıyla süslenmiş çocuklar olduğunu görüyoruz. Çocuklar da aynı duyguyu içselleştirip akran zorbalığı yoluyla kendilerini bir şekilde ifade ediyorlar. Okullarımıza şiddet gerçekten arttı."
ORTAOKUL DÖNEMİ AKRAN ZORBALIĞININ EN YAYGIN OLDUĞU YAŞ GRUBU
İlkokulda yaşanan itme-kakma şeklindeki zorbalığın ortaokul döneminde evrim değiştirdiğini ifade eden Sevda Doğan, “Ortaokul dönemi 11-14 yaş grubunu kapsıyor. Bu dönemde görülmeyen yaraların en çok derinleştiği bir dönem diyebiliriz. Ortaokul dönemi, akran zorbalığının en yaygın olduğu yaş grubu. Tam bir ergen de değiller, tam bir çocukta. Çok ara bir devre. Bu dönemde çocuğun fiziken geride kalmaya başladığı, kimlik arayışının başladığı ve akran grubunun ailenin önüne geçtiği bir dönem olarak ifade edebiliriz. İlkokuldaki itme-kakma şeklindeki zorbalığın bu dönemde evrim değiştirdiğini görüyoruz. Somut olarak bu yaşlarda yerini çok daha örtük, son derece manipülatif ve ne yazık ki de psikolojik olarak tahrip gücü yüksek bir zorbalık biçimiyle karşı karşıya kalıyoruz. Sosyal ve sözel zorbalık. Artık mevzu sadece okul bahçesinde değil, kapalı akran gruplarında başlıyor. Dedikodu yayma, lakap takma, bir çocuğu sistematik olarak yalnızlaştırma ve itibarını zedeleme şeklinde bu dönemin zorbalığını bu dinamikle görebiliyoruz. Bir çocuğun sırt çantasına basmak onun canını acıtır ancak çok daha can yakıcı bir şey varsa onu da sınıfta kimsenin görmemesidir, dışlamasıdır. Onun yanına oturmamasıdır. Yalnız bırakmasıdır, onu oyuna almamasıdır. Bu benlik saygısını hedef alır, ciddi anlamda çocuğa zarar verir.”
SOSYAL MEDYA BİR EĞLENCE ARACI DEĞİL, KİMLİKLERİNİ SERGİLEDİKLERİ ANA BİR SAHNE
Çocukların sosyal medya bir eğlence aracı dışında kimliklerini sergiledikleri bir alan olarak kullandıklarını söyleyen Sevda Doğan, “Lise dönemi ergenliğin zirve yaptığı bir yaş. Özellikle kimlik arayışının çok yoğun olduğunu görüyoruz. Çocuklarla yaptığım neredeyse her görüşmede ‘Ben kimim?, Beni aynala. Benim kim olduğumu, nasıl bir insan olduğumu bana söyle’ arayışını görüyorum sorularının altında. Gençler için sosyal medyadan bahsedecek olursam, özellikle sosyal medya bir eğlence aracı değil, kimliklerini sergiledikleri ana bir sahne. Takipten çıkarma kültürü, fake hesaplardan hakkında dedikodu yayma, whatsapp gruplarından aniden atma gibi ve zorbalık davranışlarına şahit olabiliyoruz. Haber vermeden fotoğrafını, videosunu çekme, uygunsuz bir şekilde bunları yayınlama, bunların fotoğraflarını sticker yapıp birbirlerine gönderme davranışlarını bu zorba davranışları bu dönemde sık görüyoruz.”
LİSE ÇAĞINDA EN AĞIR TABLO FLÖRT ZORBALIĞI
Lise çağında sevgi, aşk, kıskançlık gibi maskelerle akran zorbalığının dayatıldığını gördüğünü sözlerine ekleyen Sevda Doğan, “Burada bir gencin sosyal medyada hedef gösterilmesi, alay konusu edilmesi, dijital olarak yok sayılması, yetişkinler için birkaç mesajdan ibaret görünebilir ama çocuğun zihninde çok daha derin yaralar bırakıyor ve onun itibarını tamamen kendi gözünde de yok etmiş oluyor.
Lise çağında karşılaştığımız bir diğer ağır tablo ise flört zorbalığı ve bunun yarattığı psikolojik baskı. Gençlerin ilk duygusal romantik ilişkilerini deneyimledikleri bir yaş lise dönemleri. Sevgi, aşk, kıskançlık gibi maskelerle akran zorbalığının dayatıldığını görüyorum.”
DOĞAN EBEVEYENLERİ UYARDI
Doğan, “Kız çocuğu olan veya erkek çocuğu olan bu yaş grubundaki ebeveynleri bu konuda özellikle uyarmak isterim. Sevgiyi, değer görmeyi kısıtlama olarak algılıyor maalesef ki bu dönem çocukları. Özellikle ilgisiz, sevgisiz ailelerde büyüyen çocuklar zorbalığa daha çok maruz kalıyor. Burada şu arkadaşınla konuşursan senden ayrılırım, böyle bir kıyafet giyersen beni bir daha görmezsin şeklindeki zorbaca davranışlar maalesef karşı tarafında kendisini savunmasız bıraktığını bize gösteriyor. Bu benlik saygısını da günden güne eritiyor.”
NE ARA BU KADAR DUYARSIZLAŞTIK!
İki kişi kavga ederken etrafında 10 tane olayı videoya çeken insanlarla karşı karşıya olduğumuzu ifade eden Sevda Doğan, “Yapılan araştırmalar akran zorbalığı vakalarının büyük çoğunluğunun sessiz kalan seyircilerin varlığından güç aldığını söylüyor. Sessiz kalmak onaylamaktır. Bunu çocuklarımıza anlatalım. Elbette ki kavganın ortasına girmesinler. Ancak bir yol, çözüm bulmak için harekete geçsinler. İki kişi kavga ederken etrafında 10 tane onu videoya, fotoğrafını çeken insanlarla karşı karşıya kalıyoruz. Yetişkin insanlardan söz ediyorum. Çocukları bir kenara bırakalım. Sorunu çözmek, kavgayı ayırmak, hemen bir polis çağırmak veya yardımcı olmak, zor durumda olana bunu yapmak yerine seyirci kalmayı tercih ediyoruz. Ne ara bu kadar duyarsızlaştık bilemiyorum. Birçok olayda özellikle bu seyircilerin duruma ne kadar olumsuz anlamda katkı sağladığını söyleyebiliriz.”
BİR TANE DAHA KAYBEDECEK ÇOCUĞUMUZ YOK
Doğan, “Peki genç birey ağır bir yük altında ne yaşıyor? Benlik saygısı da büyük bir ciddi bir kırılma yaşıyor. Yoğun kaygı, derin bir yalnızlaşma. Bunların hepsi çocukları aslında bir uçurumdan aşağıya fırlatmak gibi. Lise çağındaki bir genç yaşadığı bu baskıyı ailesine de anlatmaktan çekiniyor. Okulda güvendiği bir öğretmen varsa ne ala ama anlatamıyorsa çok daha zor durumlarla karşı karşıya kalabildiğine çocukların sıkça şahit olduk. Bir tane daha kaybedecek çocuğumuz yok. Lütfen her gün konuşup dinlemeye, anlamaya özellikle bu yaş grubuna lise döneminde çocuklarımızın arkadaşlarını tanımaya, okullarına sık gidip gelmeye gayret edelim. Biz ne kadar çok onun etrafında ne olduğunu, böyle uzaktan izler ve fark edersek yetişkin ebeveynler olarak çocuklarımız ancak o kadar koruyabiliriz.”
BİR ÇOCUK SINIRLARINI KORUMAYI ÖĞRENMELİ
Sevda Doğan son olarak, “Bir çocuğun okul çantasında taşıması gereken şey gelecek hayalleridir. Hayatta kalma ekipmanı değildir. Unutmayalım ki akran zorbalığı bir çocuğun tek başına aşabileceği bir sorun değildir. Bu bir büyüme sancısı değildir. Akran zorbalığı doğrudan bir hayati güvenlik meselesidir. Çocuklarımızın okul koridorlarında ya da dijital ekranlarda yalnız kalmaması bizim onlara sunduğumuz güvenli limanlar sayesinde olabilir ancak. Bir çocuğun sınırlarını korumayı öğrenmesi öfkesini doğru yönetebilmesi ve haksızlığa uğradığını da sığınabileceği yetişkinlerin olduğunu bilmesi toplumsa huzurumuzun da teminatıdır.” ifadelerini kullandı.
Programın tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=c9iTYlUDOsI





