İçinden çıkmak istediğin her zindan, karanlıkta bıraktığın bir yanını ne diye çarpar oradan oraya? İnsan bilmeden neyi fısıldar, neyi yapamaz, neye karşı koyamaz?
Aslında sığındığı, dönmeyi arzuladığı yer neresidir? İnsanın esaretteyken bile kendini güvende hissettiği, o güvenli limanda kalabildiği anlar; içindeki koca boşluğa düşmekten kurtulup bir yerlere tutunabildiği anlardır.Kısacası; tüm bu çaba, sadece yaşam sürebilmek ve hayatta kalabilmek içindir.
Çünkü insan, en çok da kaçtığı şeylerin esiridir. Duvarlarını kendi ördüğü bir zindanda, parmaklıkları kök salmış alışkanlıklarından ibaret bir odada, güvenli bir esaret arar. Özgürlüğün getirdiği o dipsiz boşluktansa, tanıdık bir acının sınırlarında nefes almayı seçer. Halbuki nefes almak, insanı yalnızlığı ilk defa tek başına tattığı o ilk ana götürür. İnsan, hep tek başına alır ilk nefesini ve hep tek başına verir son nefesini. Öyleyse yaşama tutunacak bir anlam yaratmak da insana özgüdür. Gayret kadere aşıktır.
Ahmet Arif'in dizelerine kulak verelim, bazılarının hayat gailesi dirayetli olur, bazısı çabuk vazgeçer. Halbuki şikayet etmek insanın kendini bilmemesi, direnmeye, dayanmaya güç yetiremeyeceğini zannetmesi anlamına gelmez mi? Halbuki kendini bilmek esas gücü kutreti elinde tutmak demektir.
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne cellâdın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile.
Dayan rüsva etme beni.
AHMED ARİF
Can tatlılığı ile...