Gülmeye mi, yoksa içtenlikle ağlamaya mı?
Cesur olup yola devam etmeye mi, yeniden ayağa kalkma gayretine mi?
Listenin uzayıp gideceği bu köşede, gelin birlikte “tutunmak” üzerine kafa yoralım.
Nelerden vazgeçmediğimizi, nelere artık pes etmediğimizi ya da yolundan dönmediğimiz sevdalar uğruna nelerin yükünü taşımaya razı olduğumuzu düşünelim..
Yanı sıra bir de asla vazgeçmeyeceklerimiz var elbette. Bu cennet vatanda sonsuz denize, bereketli kara toprağa ve ucu bucağı olmayan gökyüzüne bakarken; “Asla vazgeçmem!” dediğimiz ilk şey, şüphesiz ay yıldızlı al bayrağımızdır. Bu uğurda canını feda etmiş yüce ruhlu şehitlerimizin aziz hatırası ve Atamızın bizlere en büyük yadigârı olan Cumhuriyetten vazgeçmeyeceğiz elbette...
Rüzgârın tatlı serinliğiyle denizlere teslim ettiğimiz bedenimizden, yağmur sonrası toprağın kokusuyla içimize dolan o buruk huzurdan, kuşların dansıyla mest olduğumuz sonsuz mavilikten, bu cennet vatandan vazgeçmeyeceğiz elbette...
Hangi çiçeğin hangi derde derman olduğunu bilen; şıpkesenden dağ çayına, sarı kantarondan civanperçemine kadar doğayı kendine şifa kılmış, türlü yaralarımıza merhem olmuş o ulu dedelerin torunlarıyız.
Ağacın gözüne bakan, yaprağın renginden ve bulutun çizdiği rotadan yönünü bulan; doğayı kendine pusula eylemiş bir kadim kültürün mirasçılarıyız.
Bu toprağın sesini dinlemekten ve Anadolu bilgeliğinden elbette vazgeçmeyeceğiz...
Kim olduğumuzu bize derinden hissettiren o nazlı türkülerimize, analarımızın göğsünden dökülen ağıtlara tutunacağız. Ne çektiğimiz acıları unutacak ne de yarınlara umutla bakmaktan vazgeçeceğiz.
Bin yıllara dayanan köklü Türk mirasına hep birlikte sahip çıkarak, bir ve beraber olduğumuz bu kadim coğrafyada; ayrışarak değil, kenetlenerek geleceğe yürüyebiliriz. Ancak bu birlik ruhuyla Mete Han’dan Bilge Kağan’a, Sultan Alparslan’dan Melikşah’a, Osman Gazi’den Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e kadar bu topraklara yön veren ecdadımızın ve tüm Türk büyüklerinin aziz ruhlarını yad etmekten vazgeçmeyeceğiz.
İşte bu sebeple, gözümüz gibi korumak zorunda olduğumuz bu köklü mirasa daha sıkı sarılmak istiyorsak; daha çok okumalı, daha çok dinlemeli ve birbirimize daha güçlü el vermeliyiz. "Ben bilmem" kolaycılığını bir kenara bırakıp bu topraklara daha çok zeytin ağacı dikmeli, geleceğimiz için daha çok özveride bulunmalıyız.
Düşmanı ve tehditleri doğru tanıyarak; bu vatanı, Atamızın seslendiği o şuurlu Türk gençliğine emanet edip geleceğe gururla taşımaktan vazgeçmeyeceğiz.