GÜNDEM

Travmadan iyileşmeye

Travma, bilinenin aksine sadece sarsıcı olaylara tanık olmak değildir; benliğe acı veren küçük ya da büyük herhangi bir deneyim sırasında, bu acının kiminle paylaşıldığı veya o acıyla nasıl bir yalnızlık içinde baş başa kalındığıyla ilgilidir.

Abone Ol

Herkesin her şeyle sözde travma yaşadığı günümüzde, gerçekten incinenler ruhsal yalnızlığa itilmiş çocuklardır.

Gabor Maté’nin bahsettiği gibi: "Travma başınıza gelen şey değildir; başınıza gelenler sonucunda içinizde olandır. Yani olay (kaza, kayıp, saldırı) bir tetikleyicidir; ancak travma, bu olayın sinir sisteminizde ve ruhunuzda yarattığı "kopuş"tur.

Esas incinme zorluk yaşamakla değil, zorlanılan duyguları bir ötekiyle işleyememekle derinden hissedilir. İnsan ruhsallığı ötekiyle kurulan varoluşsal birliktelikle yaşamda bir anlam bulabilir. Öyle ki intiharlarda en göze çarpan bu anlamın yitirilmesiyle yalnızlaşan ruhsal göçtür. Bu göç, evsizliğin boşluğunda yapayalnız kalmakla ilgilidir.

Yetişkinliği boyunca ruhsal çekişmeler yaşayanlar, aslında çocukken tanık olduğu olaylar karşısında sığınaksız kalarak acısını içine akıtan çocuklardır. Bu durum yetersiz bakım görmenin bedeli olarak yetişkin benliğinin hesabına yazar. Çocuğun ruhsal dünyası, büyüdüğü evdeki bakımverenlerin çocuğu algılama biçimiyle şekillenirken, koşullu sevgi gören her çocuk, ömrü boyunca hissettiği o derin yalnızlığı gidermek için yeni sığınaklar arar.

"Bu senin için çok zor bir duygu ama birlikte üstesinden geleceğiz; üzüldün, canın yandı ancak ben senin yanında kalıp izin verirsen sana sarılacağım." demek ne boyutta olursa olsun acı deneyimi biriyle işleyebilmektir. Zor duygular içinde kıvranırken göz göze gelip; "ben senin için buradayım, sen istediğin sürece seninle kalacağım, istersen hiç konuşma gözyaşların çok şeyi anlatıyor, yeterki güven bana hepsinin üstesinden birlikte geleceğiz." benzeri aktarımları hissettirebilmek, ne kadar geçmişte yaşanırsa yaşansın aynı acıları ötekiyle tekrar işleyerek iyileşebilmenin neredeyse tek çıkar yoludur. Gönül gönüle vermenin iyileştirmediği tek bir yaşantı yoktur.

Psikoterapi, geçmişte yaşanan travmatik deneyimi; bu kez gerçekten 'var olan' ve ebeveynin duygusal yokluğunu onaran bir eşlikçiyle, güvenli bir alanda yeniden işlemeye yarayan en güçlü dayanaktır. Bu süreçte anılar aynı kalsa da, bedende hissedilen duygu artık acı vermeyen bir deneyime dönüşür. Geçmişin travmatik izlerini; ebeveynin ihmalinin yerini tutacak şefkatli ve gerçek bir 'öteki' ile güvenli bir alanda yeniden duyumlayarak işlemek iyileşmeyi sağlar. Amaç, anıları değiştirmek değil; anılar aynı kalsa bile bedenin verdiği tepkileri acı vermeyen, taşınabilir bir hale getirmektir.