Afyonkarahisar Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Psikolojik Danışman ve Uzman Aile Danışmanı Sevda Doğan Medya03’de ‘Sözün Özü’ programında Rasime Fedakar’ın konuğu oldu. Programda; dijital çağda sosyal medya, yapay zeka algoritmalarının kullanımının artmasıyla nasıl bir ruhsal bir ruhsal dönüşüm oluştuğu ve sonuçları konuşuldu.

KISKANIRLAR AMA HASET DUYMAZLAR

Narsisizmin sağlıklı ve sağlıksız olmak üzere ikiye ayrıldığını ifade eden Sevda Doğan, “Sağlıklı narsisizm, kişinin kendi yeteneklerine ve değerlerine dair gerçekçi bir algıya sahip olması. Bu dışarıdan bir onay gelmese bile kendi içsel algılarıyla kendi kendini tatmin edebilmesi, onaylanabilmesi ve başkasına ihtiyaç duymadan sağlıklı bir yaşam sürebilmesi. Bu kişiler ruhsal yapılanmaları gereği esnektir. Eleştiriye tahammül ederler, kıskanırlar ama haset duymazlar. Kıskançlık ve haset birbirinden farklıdır. Kıskançlık dediğimiz şey! Ondakini beğenmek, onda var bende yok ama bu yıkıcı bir durum değil. Haset ise; bende yoksa onda da olmasın şeklinde. Sağlıklı narsisizmi bu şekilde tanımlayabiliriz. Ayrıca bu kişiler yas tutsalar bile sağlıklı bir şekilde yaslarını atlatıp hayatlarına devam edebilirler, ilişkilerinde bağımlılık yoktur. Bir kişiye saplantılı şekilde bağlanmaz. Arkadaşlık ilişkisinde de mesafeli bir yakınlık, samimi içten şekilde davranışlarını sürdürebilirler. Bunu sağlıklı narsisizm olarak adlandırıyoruz. Hastalıklı narsisizm ise tam bir patolojik vaka, kişilik bozukluğudur ve tedavi edilmesi gerekir. Çok derin öz güvensizliğin ve içsel boşluğun üzerine inşa edilmiş devasa bir savunma mekanizmasıdır.”

NARSİSİZM KENDİNİ ÇOK SEVME HALİ DEĞİLDİR

Narsisizmin toplumda bahsedildiği gibi olmadığını ifade eden Sevda Doğan, “Hastalıklı narsistlik kişilik örüntüsüne sahip bireylere baktığımızda içsel olarak o benliğin parçalanmasından duyduğu korkudan dolayı devasa bir şekilde kendilerini dışarıya yansıtırlar. Kendilerini tabiri caizse dev aynasında görürler. Burada ihtiyaç, o benliğin parçalanmasından korktuğu için onun etrafında savunmacı bir zırh örmektir. Narsisizm toplumda bahsedildiği gibi kendini çok sevme hali değildir.

İçsel olarak aşırı hissettiği değersizliği, bu değersizlikten kurtulabilmek adına ördüğü bir savunma mekanizmasıdır. Bunu aşırılıklarla örtmeye çalışır. Günlük dilde de sıkça kullanılan narsisizm bu durumdan farklı olarak kişilerin kendini beğenmesi, kendini dev aynasında görme durumu diyebiliriz.”

EBEVEYNLER VEHAMETİN FARKINDA DEĞİLLER

Teknolojinin bizleri beşikte uyutur gibi uyutmaya başladığını, ebeveynlerin bu vehametin farkında olmadıklarını sözlerine ekleyen Sevda Doğan konuyla ilgili şunları söyledi: “Teknoloji bizi gerçekliğin iyileştirici yanından alıkoydu. Narsistliği ‘Bir beşikte uyutuyor’ diye de tabir edebiliriz. Dijital bir ebeveyn gibi bizi sürekli beşikte sallayan, uyutan yetişkinmiş gibi bir hâl almaya başladı. Winnicott’un ayna kuralına göre bu durumu, bununla bağlayacak olursak! Bebeğin annenin yüzüne baktığında gördüğü şey aslında kendi siluetidir.

Burada Winnicott der ki! Eğer anne bebeğin o anki duygularını acı, neşe öfke bebeğe yansıtıyorsa bebek sağlıklı bir kendiliğe sahip olur. Ama; anne kendi içsel duygularını ve arzularını çocuğa yansıtıyorsa burada sahte bir kendilik oluşur. Burada ciddi narşistlik yaralanmalara yol açar.

Bunun gibi günümüzde de teknolojinin gelişimiyle beraber önceden komşumuzdan, eşimizden, dostumuzdan, akrabamızdan gördüğümüz bu yansıtıcı yüzü, ebeveynlerimizden sonra şimdilerde teknolojiden karşılamaya başladık. Ama bu ne kadar sağlıklı? Burada büyük bir soru işareti koyalım. Hele ki çocuklarda durum çok daha vahim! Bebek arabalarına, mama sandalyelerine artık tablet tutucular, telefon tutucular konmaya bu şekilde imal edilmeye başlandı. Burada ebeveynler kendileriyle o kadar meşguller ki çocukların bu duruma karşı geliştirdikleri vehametin bir türlü farkında değiller. Bu sebeple teknoloji modern insanın dijital bir annesi gibi oldu.”

DİJİTAL EBEVEYNLİK BİZİ ASLA BEKLETMİYOR

“Teknoloji, sosyal medya, yapay zeka algoritmaları birer ebeveyne dönüştü.” diyen Sevda Doğan konuyla ilgili şu detayları paylaştı: “Açıyoruz! Canımız sıkıldı diyoruz, yazışıyoruz ve bir karşılık alıyoruz. 3D gözlüklerin gelmesiyle bu sanal gerçekliğinde ortaya çıkmasıyla, kendimizi çok farklı bir yere ışınlanmış gibi konumlandırıyoruz. Dijital ebeveynlik bizi asla bekletmiyor. Canımız mı sıkıldı! Hemen bir video öneriyor. Onaylanmak mı istiyoruz! Hemen bir fotoğraf paylaşıp beğeni bekliyoruz ve birçok beğeni alıyoruz. Bunun gibi bir karşılığı var. Algoritma narsistlik ihtiyaçlarımızı bu sayede karşılayarak bizi o bebeklikte ki her şeye gücü yeten evreye geriletiyor. Buradaki sakınca aslında bu.”

Afyon’un haritaları yenileniyor
Afyon’un haritaları yenileniyor
İçeriği Görüntüle

BEŞİKTE SALLANIRKEN, BÜYÜMEMİZE GEREK KALMIYOR

Yetişkin bedenimizin içinde dijital ebeveynin kucağında bebek ruhlu insanlar olarak kaldığımızı sözlerine ekleyen Sevda Doğan, “Teknoloji bizi gerçek hayattan, sert ama geliştirici hayal kırıklıklarından reddedilmek, beklemek, hayal kırıklığı, anlaşılmamak-beğenilmek gibi koruyan bir dijital koza örüyor etrafımıza. Bu beşikte sallanırken, büyümemize de gerek kalmıyor. Her arzumuz bir tık ötededir ve dolayısıyla da büyümeyen dijital ebeveyn yüzünden, büyümesine izin verilmeyen çocuk, benlik iyileştirici, hayal kırıklığından da uzak kaldığında dijital regresyon yaşıyor. Yetişkin bedenimizin içinde dijital ebeveynin kucağında bebek ruhlu insanlar olarak kalıyoruz. Maalesef oralara sürükleniyoruz. Hatta sosyal medyada insanlara bir bakın! Teşhircilik boyutunda kendi vücutlarını sergilediklerini, hiç yaşına-başına uygun olmayan paylaşımlar yaptıklarını, yemek sofralarını paylaştıklarını. Bir çocuğun ihtiyaçlarına gerilediğini görüyoruz insanların.”

HEPİMİZİN ‘MIZMIZ BEBEĞE’ DÖNÜŞTÜK

Sevda Doğan, “Teknolojinin neden olduğu hız bizim sabır ve bekleme kapasitemizi de azalttı. Olgunlaşmamış beyin fonksiyonlarınızı da felç etti. Hepimiz dijital birer mızmız bebeğe dönüştük. Yüzyüze ilişkilerde bu yok denecek kadar azdır. Karşılıklı olduğumuzda biri konuşurken diğeri dinler ve birbirimizin duygularına eşlik ederiz. Hatta beynin ön bölgesinde bir araştırma var. Artık bu bilimsel olarak da kanıtlanmış, nörolojik olarak beynimizin ön bölgesindeki ayna nöronlar, karşılıklı iletişimde empati kurarak birbirini iyileştirebiliyor. Sizin bana derdinizi anlatmanız, benim size derdimi anlatmam ve birbirimize karşı empati beslememiz, empati kurmamızı birbirimize iyileşeceğimize dair bir inanç hissetmemiz, karşıdaki kişiye bu enerjiyi geçiriyor.

Bu bilimsel olarak da kanıtlanmış. Teknolojide böyle bir karışıklık yok. Teknolojide tek taraflı bir veri var. Dolayısıyla bundan da bizi alıkoydu. Tüm bunları yaparken süper filtrelerden, kusursuz beden durumlarından mükemmel bir yaşamın içinde olmaktan, bağımsız bir şekilde karşılıklı ilişki kurarız. Ve sadece bir gerçeklikle hareket ederiz. Ruhsal yetişkinliğe ermenin dolu da aslında buradan geçiyor.” ifadelerini kullandı.

Programın tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/TrCMOvsXyfE