Afyonkarahisar Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Psikolojik Danışman ve Uzman Aile Danışmanı Sevda Doğan Medya03’de Büşra Mihrioğlu’nun konuğu oldu. Programda; dijital çağda kollektif ruh sağlığı konusu ele alındı.

EMPATİ YETENEĞİMİZ KÖRELİYOR

Sosyal medyada empati yeteneğinin köreldiğini, bir ötekine tahammül edemez hale getirdiğini ifade eden Sevda Doğan, “Dijital dünya hepimize ortak bir mağara sunmuyor. Algoritmalar her bireyin korkusunu, öfkesini ve ideolojisine göre kişiselleştirilmiş mağaralar tasarlıyor. Biz buna modern dünyada yankı odaları diyoruz. Hal böyle olduğunda! sosyal medyada takip ettikleriniz, beğendikleriniz, yorum yaptıklarınıza göre algoritma karşınıza benzer içerikler sunuyor. Böyle olduğunda ne oluyor? Empati yeteneğimiz köreliyor. Hep kendi düşüncemiz, inanışımız, tuttuğumuz partiye yönelik görüşler ve onlara yönelik haberler karşımıza geldiğinde bir ötekine tahammül edemez hale geliyoruz.”

Hayırseverlerin kurbanları 4 kıtada 11 farkla bölgeye ulaştırılacak
Hayırseverlerin kurbanları 4 kıtada 11 farkla bölgeye ulaştırılacak
İçeriği Görüntüle

BİRBİRİMİZDEN UZAKLAŞIYORUZ

Sosyal medyanın kişilerin birbirinden uzaklaştırdığını sözlerine ekleyen Sevda Doğan, “Burada dil, din, ırk, fikir ayrımcılığı da tam da bu noktada başlıyor. Çünkü; öteki artık bir insan değil. O sadece karşı mağaranın duvarında gördüğümüz korkutucu bir gölge haline geliyor. Bu yüzden gerçeklik algımızı kaydediyoruz. Tek doğruyu kendi fikirlerimiz, düşüncelerimiz, görüşümüz, inancımız olduğunu zannediyoruz. Ve karşı tarafa yönelttiğimiz yıkıcı bir tutum söz konusu olabiliyor.

Böylece gitgide birbirimizden uzaklaşıyoruz ve toplumsal anlamda bölünmelere yol açıyor bu durum. Farklı görüşleri duymayan, sürekli kendi gölgesini alkışlayan bir toplumu da inşa etmiş oluyoruz bu nedenle. Dil, din, ırk gibi farklılıklarımız toplumumuzun bir zenginliğidir. Biz bunları bir zenginlik olarak görmekten vazgeçtiğimizde bize kendi inancımıza bağlı insanlarla hep bir arada olduğumuz ve hep bunun doğru olduğu fikrini zihnimizde geliştirdiğimizde ne oluyor? Ayrımcılık yapmaya başlıyor ve bu da toplumsal bölünmelere yol açıyor.”

FARKLI FİKİR VE GÖRÜŞLER ÖLDÜRÜLMEYE ÇALIŞILIYOR

Dijital linç kültürünün farklı fikir ve görüşleri öldürmeye çalıştığını ifade eden Sevda Doğan, “Eğer bu dijital mağaradan kafamızı çıkartıp bir etrafa bakabilirsek hepimizin bir insan olduğu, bir yaratıcı tarafından dünyaya geldiği böyle bir inanışa sahipsek farklı bakış açıları da farklı görüşler ve inanışlar da olabileceğine dair bir fikir geliştirirsek işte o zaman bir arada kalabiliriz.

Maalesef dijital linç kültürüyle, modern dünyanın taşlamasıyla susturulmaya, metabolik olarak da öldürülmeye çalışıyor farklı fikir ve görüşler. Kutuplaşma farklılıkları bir zenginlik olarak değil, bir tehdit olarak kodluyor ve toplumsal barışımızı da bu durum kökünden zedeliyor.

Maalesef burada farklı bir siyasi görüşe mensup olduğunu bildiğimiz 40 yıllık komşumuza arkamızı dönemeyiz, onu düşman ilan edemeyiz, insanlar farklı fikirlerin tabulaştırılmasıyla gitgide daha katı bir zihne sahip oluyorlar ve hastalıklı bir dünya görüşüne sahip oluyorlar. Bu durumda toplumu git gide bölüyor.”

BENİM GİBİ DÜŞÜNENLER BEYAZ, DÜŞÜNMEYENLER SİYAH

Sosyal medyanın kendisi gibi düşünenleri beyaz, aksini düşünenleri siyah ve çok kirli gibi sunmaya başladığını sözlerine ekleyen Sevda Doğan, “Bizim gibi düşünen insanlar, bizim dinimizden, partimizden, bizim takımımızı tutan insanlar gibi partizan bölücü katı bir anlayışa, gruplara bölünüyoruz. Bu da kendimiz gibi düşünenlerin tamamen beyaz görmek, kendimizden ayrı düşünenleri tamamen siyah görmek anlayışına evriliyor. Kendimiz gibi düşünenleri tamamen beyaz olarak görmek kendi narsistlik kırılmalarımızı da onarmak için icat ettiğimiz bir çaba. Öteki olarak konumlandırılan kişiyi de tamamen siyah olarak görmek bireyin kendi içindeki yüzleşmekten korktuğu yanlarını çağrıştırdığı için onu düşman ilan ediyoruz. Sağlıklı ruhsal yapılanması olan bir insan için de kabul edilemez bir durum. Burada sosyal medya bu kirli psikolojik atığı boşaltmak için de muazzam bir kanal sunuyor. Benim gibi düşünenler beyaz ve çok iyi. Benim dışımda düşünenler siyah ve çok kirli gibi. Sosyal medyada bunun yolunu bu şekilde buluyor.”

EŞLER BİRBİRİNİ TEK KUTUPLU OLARAK GÖRÜYOR

Kötü giden evliliklerin önemli sebeplerinden bir tanesinin eşlerin birbirini tek kutuplu olarak görmelerinden kaynaklandığını ifade eden Sevda Doğan, “Sürekli tetikte olan ve nefretle beslenen toplumsal ruh halinden çıkmak için acilen önlemler almak zorundayız. Evlilik ilişkilerine bu konuyu özelleştirerek olursak! Kötü giden evliliğin birçok sebebi olsa da bir sebebi de eşlerin birbirini tek kutuplu olarak görmelerinden kaynaklanıyor. Örneğin: Eşiyle yaşadığı bir sorun da, “O zaten böyleydi, önceden beri hep böyle geldi, hep böyle gidecek” gibi söylemlerle tüm yaşantısını, evlilik hayatını bir davranışın içine sığdırmaya, bir olumsuz davranışın içine sığdırıp genellemeye çalışıyor. Genelleme çok yaralayıcı. Bir kişinin farkında olmadığı ama kişiye çok zarar veren bir dinamiktir.”

İLİŞKİDE SORUNLARI KÜÇÜK PARÇALARA AYIRARAK ÇÖZEBİLİRİZ

Sevda Doğan, “Burada evliliklerle ilgili yapılan son araştırmalarda da ebeveynlerin yaklaşık yarısı mutsuz oldukları ilişkilerini çocukları için sürdürdüklerini söylüyorlarmış. Madem ki toplumsal olarak evlilik destekleniyor, evlenmek için insanlar teşvik ediliyor. Devletin de böyle politikaları var. Öyleyse evlilikleri güzelleştirmek, evlilikleri geliştirmek ve o ilişkiye bakım yapmak da bizim sorumluluğumuz. Çiftlerin birbirini ya idealize eden ya da kurtarıcı olarak gören, yani değersizleştiren bir zalim olarak görmeye başladığını fark ediyoruz bu kutup anlayışına göre. Sınır yapıdaki bu evliliklerin en belirgin haliyle eşi eşe yöneltilen hislerin gri bir alan barındırmasıdır.

Çiftlere tavsiyemiz şudur: Yaşadıkları problemi somutlaştırıp anlatmalarını sağlayıp geçmişe gitmeden gelecekle ilgili bir vaat de vermeden o gün o sorunu o günkü dilimizle anlatmayı, ifade etmeye, bunu böyle diğerlerinden ayrıştırmaya çalışmalıyız.

Böyle olduğunda bugünkü sorun halledildiğinde sonraki problemler de çığ gibi böyle katlanarak büyümüyor. Psikolojide bir terim vardır ‘Geviş getirme’ diye bahsedilir. Zihnimizde bir düşünceyi kurduğumuzda, düşünceyi hazmetmeye çalıştığımızda onu böyle küçük parçalara ayırarak çözersek çok daha basit olur. Nasıl ki bir yiyeceği küçük parçalara ayırıp çiğneyerek yutup hazmediyorsak işte bunun gibi düşünceleri de, ilişkide yaşanan problemi de somutlaştırıp küçük parçalara ayırarak halledersek çok daha çözümlenmiş oluyor. Bugün bir adım, yarın bir adım daha derken, ilişkinin seyri değişiyor.” ifadelerini kullandı.

Programın tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=9YdhwAAGrO8