Ancak bir farkla: Annesi bedenlerden yeni bir can çıkarırken, kendisi insan zihninden yeni bir düşünce, o düşünceden filizlenen bir eylem ve nihayet o eylemle vücut bulan bir ruh doğurtuyordu.
Şu sözleri onun incelikli ruhunundan habercidir: "Benim sanatım, annem Fenarete'nin sanatına hemen her bakımdan benzer. Tek bir fark var: annem kadınlardan beden doğurturdu, bense erkeklerden ruh doğurtuyorum benim sanatım, ruhun doğurmak üzere olduğu doğru düşünceleri sahtelerinden ayırmaktır."
Sokrates, tıpkı annesi gibi "kendisinde olmayan bir şeyi başkasına vermediğini" söyler. Bir ebe hamile olmayan bir kadını doğurtamaz, sadece içinde var olan bir canlının dışarıya çıkmasına, gerçek yaşama dönmesine yardım eder. Sokrates de muhatabına yeni bir bilgi öğretmez, çünkü bilginin insan ruhunda zaten doğuştan var olduğuna inanır. Sadece sorular sorarak bilginin dışarı çıkmasını sağlar.
Biz de Sokrates'in bu kadim öğretisi olan bilgelikten yola çıkarak hadi hep birlikte cevabını henüz düşünmediğimiz sorular üzerine Sokratik tarzda kafa yoralım:
*Dürüstlük her zaman iyi, yalan söylemek her zaman kötü müdür? Dürüstlüğün bir ölçütü var mıdır, varsa kıstası nedir?
*Kendi çıkarını gütmek başkasının sınırlarını ihlal eder mi, eğer öyleyse kişisel çıkarlar gözardı mı edilmelidir?
*Bir insanı 'olduğu gibi' sevmek mümkün müdür, yoksa sadece onun bizde yarattığı hissi veya bize sunduğu nitelikleri mi severiz?
*Koşulsuz ilişki var mıdır, bu eğer anne-çocuk ilişkisindeki içgüdüsellik ise kimi anneler neden terk eder?
*Anne-çocuk arasındaki bağ, baba-çocuk arasındaki bağ ile kıyaslanır mı? Eğer bir bebek iki embriyonun birleşmesi ise neden bazı babalar çocuklarını hiç sevmez?
*Vazgeçmek zor mudur, neden vazgeçeriz, neyden neden vazgeçemeyiz?
*Eğer arzularını sen seçmediysen, sadece sana dayatılan arzuları gerçekleştirmekte özgür olman seni gerçekten 'özgür' yapar mı?
Sokrates'in felsefesi, kuru bir bilgi yığını olmaktan öte; yaşayan, nefes alan ve insanı dönüştüren aktif bir eylemdir. Tek bir mutlak doğrunun bulunmadığı bu varlık dünyasında farklı düşüncelere kapı aralamak, insanı kendi dogmalarından ve yanılgılarından azat eder.
Belki de insan ruhuna en iyi gelen şey; bir 'ötekinin' tanıklığında, sınırsız bir zihnin ucu bucağı olmayan sorularıyla kendi özünü bulma yoluna düşmüş olmasıdır.




