Bahse konu meclis toplantısında, ilgili yerin “siyaset makamı değil hizmet makamı”[1] olduğunun ifade edilmesidir. Doğru yavaş, yanlış hızlı yayılır düsturunca toplantıda sunum yapan bürokrat “siyaset ceketini çıkarmayı” hazıruna tavsiye etti. Toplantı sona erdikten sonra da “burası siyaset yeri değil” sözlerini duyunca aklıma “dondurmam gaymak” filmindeki sahne geldi.[2] Siyasetin yeri neresi? Film repliğinde ki yerde olmadığı kesin…
Son iki yüzyılda Osmanlı modernleşmesi ve idari reform süreci ile devamında Cumhuriyet Türkiye’sinin demokrasi hikayesinde yerel yönetimler çok önemlidir. Bu sözler ise sanki bu kadar değişim ve gelişme hiç yaşanmamış hissi uyandırmaktadır.
Siyasetin ve siyasetçinin eleştirilmesi toplumumuzda yaygın bir eylemdir. Genellikle bu kelimeler kullanıldığında Aziz Nesin’in Zübük hikayesi ve onu toplumsal hafızaya kazıyan Kemal Sunal’ın hayat verdiği karakter akla gelir.
Bu durum normaldir. Hiciv ve mizah siyaset alanını konu olarak seçer. Çünkü bu alana dair insanların mutlaka bir kanaati vardır. Edebiyat ve sinema da aslında toplumsal olanı yansıtır.
Edebiyatın, sanatın, halkın eleştirileri siyaset alanını daraltmak maksadı taşımaz. Bu alanda faaliyet gösteren bazı aktörlerin tavır ve davranışlarının yanlışlığını hedefler.
İlk defa, bir siyasi partiden ve siyasi seçimle iş başına gelen meclis üyelerinin toplantısında, siyasetin yeri olmadığına dair cümleler kurulduğuna şahit olundu. Eskiden çeşitli vesayet odaklarının siyaset alanını daralttıkları görülüyordu. Siyaset kurumu ise bu alanı genişletme mücadelesi veriyordu. Bu toplantıda ise bizzat siyasetçiler eliyle seçilmişlerin söz söyleme hakkı siyaset yaptıkları gerekçesiyle verilmiyordu.
Daha önceki bazı toplantılarda hakaret kelimeleri havada uçarken dahi böyle bir engelleme yapılmamıştı. Hakaret etmek siyaset yapmak olmamasına rağmen…
Belediye meclisleri halk tarafından, siyaset yapsınlar ve belediyenin yapacağı hizmetleri tartışsınlar diye seçilir. Eğer konuşmayacak ve siyaset yapmayacaklarsa varlıkları sorgulanır. Onlar sorgulanırsa belediye başkanlığı makamı da sorgulanır. Netice de yapılacak hizmet mevzuatla belirlenmiştir. Kayyım atanan belediyelerde belediye başkanlığına atanan bürokratlar tarafından da yerine getirilmesi bazı belediyelerde fiili durumdur. Yarın belediyelerin bürokrat eliyle yönetilmesine itiraz etme hakkı kaybedilmek istenmiyorsa siyasetçi kendi alanına sahip çıkmak zorundadır.
Elbette doğru olan iki yüzyıllık yerel yönetimlerin alanının genişletilmesi ve yapılacak işlerin yerinden belirlenmesidir. Buna karar verecek insanlarında halk tarafından seçilmesidir. Hizmetin yerinden planlanması açısından bu gereklidir.
Siyasetçi, kendi bindiği dalı kesmemelidir. Demokrasi yolunda atılan ileri adımları bizzat kendi eliyle geriye götürmemelidir.
Literatürde siyaset tanımları iki temel yaklaşımda toplanır. Birincisi kamu işleri ve yönetme sanatını ihtiva eden alan olarak tanımlanmasıdır. İkincisi ise süreç yaklaşımıdır. Burada söz konusu olan, uzlaşma ve mutabakat ile iktidar kaynaklarının dağıtımı olarak yani süreç esaslı tanımlanmasıdır.[3] Feministler[4] ve Marksistler[5] ise bu alanı daha da genişletirler.
Bu tanımlamalara tek tek bakalım. Belediye meclisinde kamu işleri görüşülüyor. Yönetme sanatı sergileniyor. Zaman zaman çatışma ve daha sonrasında uzlaşma olabiliyor. Bütçe vasıtasıyla kaynakların dağıtımı yapılıyor.
Demek ki her anlamda belediye meclisi ve toplantı yaptığı salon siyaset alanıdır. Buna uygun bir yönetim anlayışı ile hareket edilirse hizmetlerin yerindeliği halkın talepleri doğrultusunda belirlenecektir. Belediye meclisinden yayılan toplumsal ve siyasal gerilimde düşecektir.
2024 yerel seçimlerinden sonra oluşan belediye meclisi eylül ayında (yarın) 30. toplantısını yapacak. Seçildikleri dönemin yarısını tamamlamış olacaklar. Bu otuz toplantıdan akılda kalanlar keşke daha hoş görüntüler olabilseydi.
Kamusal işlerin görüşüldüğü, kaynakların nasıl dağıtılacağının kararlaştırıldığı, sadece çatışmanın olmadığı ve uzlaşmalarında görüldüğü, yönetim sanatının inceliklerinin sergilendiği toplantılar olup olmadığına toplantıları arşivden izleyerek karar verebilirsiniz.
Seçimler tamamlandığında CHP adayı Belediye Başkanı Burcu Köksal ve belediye meclis üyelerinin çoğunluğunun kazanılması sonrasındaki toplantılarda değişim sancıları görüldü. Netice de belediye yeniden biçimlendiriliyordu. Bu da mecliste tartışmalara neden oluyordu.
Daha sonra Belediye Başkanı Burcu Köksal ve bazı meclis üyeleri Ak Parti’ye geçerken bazı meclis üyeleri de bağımsız olarak devam etme kararı aldılar. Bu seferde belediye başkanı ile birlikte seçildikleri belediye meclis üyeleri arasında tartışmalar yaşandı.
2029 yerel seçimlerine sadece otuz toplantı kaldı. Halkın, yapılacak hizmetlerin kararını alması ve bunların yerine getirilmesi için seçtiği belediye başkanı ve meclis üyeleri bundan sonra siyasi nezaket çerçevesinde mevzuatın öngördüğü biçimde toplantıları yapabilirler. Kendileri, seçmenler ve hemşerilerimiz bunu hak ediyorlar.
O sıralarda oturan herkes seçimle işbaşına gelmiştir. Kimin ne kadar oy aldığının önemi yoktur. Her biri halkın iradesini temsil etmektedir. Siyasetçiler kendi aralarında birbirine saygı göstermezse, Aziz Nesin’lik hikayelerle halkın ancak mizahının konusu olabilirler.
Güzel sözdür: “Sevgide muhtariyet, saygıda mecburiyet vardır”.
[1] https://www.youtube.com/watch?v=-xivDE_S0QY&t=4329s Videonun zaman olarak 1:42:33 ile 1:43:55 arası özellikle yazının konusunu teşkil etmektedir. Ayrıca, siyaset için meydan, parti il binası vs gibi yerler tavsiye edilmiştir. Kamusal alan olan meydanın siyaset alanı olarak söylenirken kamusal işlerin görüşüldüğü belediye meclis salonunun siyasetten steril alan gibi tanımlanması dikkat çekicidir. Bu sözlerden kısa bir süre önce kentsel dönüşümü anlatan danışmanın videonun 1:09:43 saniyesindeki slaytta “bürokratik zafer” sunusunu ekrana yaklaşık bir dakika boyunca yansıtması toplantıyı oldukça ironik hale getirdi.
[2] https://www.youtube.com/watch?v=81QL2eowUiA
[3] Heywood, A. (2006). Siyaet. Adres Yayınları, 4. Edisyon çevirisi. (Çev. Özipek, B. B. ve arkadaşları)
[4] https://tr.wikipedia.org/wiki/Ki%C5%9Fisel_olan_politiktir Feministlerin ikinci dalga çalışmaları esnasında bir mottoları vardı: “Kişisel olan politiktir.” Kadının uğradığı şiddet veya ayrımcılığın bireysel değil politik olanın/alanın yansıması olarak görürler.
[5] A.g.e. s.35 Marksistler ise “iktisadi olan siyasi olandır” diye tanımlar. Bu tanımları da dikkate alırsak aslında siyaset alanının iştigal sahasının genişliği görülecektir.