Büyüklerimizin ellerini, küçüklerimizin gözlerini öperek sıcacık günlere kavuştuğumuz gelenek ve göreneklerin sahici anlamını koruduğu anlardır. Bayramlar, şekilcilikten uzaklaşarak paylaşmanın, yardımlaşmanın, halden anlamanın ve sımsıkı el ele tutuşmanın en samimi fırsatıdır.
Peki, sen bu bayram neyini kurban ettin?
'Başkalarında var, bende yok' diyerek içten içe beslediğin o gizli kibrini ve hasedini kurban edebildin mi mesela?
Kendi bahçende açmayan bir çiçeğin, başkasının bahçesinde coşkuyla serpildiğini gördüğünde; o çiçeğin mis kokusunu, sırf sana armağan edilmedi diye kıskanmak yerine, tüm kalbinle esas sahibine uğurlayabilir misin? Güzelliği sadece kendine ait olduğunda değil, evrende var olduğu için sevebilir misin?
Her bayram rutin bir merasim gibi sorulan "Sen ne kestin?" sorusuna, ibadeti sadece bir ritüelden ibaret sananların hiç beklemediği, ruhu ve vicdanı temize çeken cevapları birlikte düşünelim:
"İbadeti sadece bir şekle sığdıranlar için; ben bu bayram yalanla iş yürütmeyi, yüze gülüp arkadan iş çevirmeyi, o samimiyetsiz sohbetleri ve mecburi gülümsemeleri kestim. Her attığım adımı kusur sanıp, yok yere özür dilemeyi; hak etmeyenlere eyvallah demeyi kestim. Varlığımla birilerini rahatsız ettiğimi düşünüp her fırsatta saklanacak bir kanepe altı aramayı; sadece tanındık diye ruhumu elaleme feda etmeyi kestim. Nefsimdeki tüm o aşırılıklarla baş ederken gönlümden geçenleri yok saymayı kestim.
Tüm bu içsel muhasebeyi yaparken, babaannemin evinde çocukluğumdan kalma —belki de annemin çeyizinden yadigâr— o eski dolap çıktı karşıma. Küçük bir pencere aralığından sızan ışıkta, anılarım birdenbire canlanıp birer birer dolaptan dışarı döküldü sanki; küçüklüğümü yeniden gözlerimin önüne getirmişti. Kimseye feda edilmemiş, yıllarca yerinden bile kıpırdamamış o dolap, şimdilerde çerçevelere sığdırılmış düğün fotoğraflarına ev sahipliği yapıyor.
Tam o an, eski bayramlarda uzaktan gelen akrabaların babaannemin kalbinde uyandırdığı o öncelikli sevinç düştü aklıma. Kimi evladına kurban edemediği sevgisini kimisine armağan eden babaannem, o kapkara kaplı kalbine acaba kimleri ortak etmişti? O tanıdık hisler geri geldi ve içimdeki o bildik boşluğa ağırlığınca oturdu.
Sonunda anladım ki; ne yaparsam yapayım değişmeyen dünlerin, bugünün büyüsüne bir çentik attığı gerçeğiyle yaşamayı kabul ettiğimde; eskileri kendi günahlarıyla baş başa bırakıp yenilerine yer açabilecektim.
Bugün... Bu bayramda kurban ettiğin her ne varsa; senden kopup giderken seni azaltmayıp çoğaltan daha güzel, daha aydınlık yarınlara bir armağan olsun.