GÜNDEM

Partneriniz Sevgiliniz mi, Yoksa İkame Ebeveyniniz mi?

Birbirini sevmek, her zaman aynı fikirde buluşmak değildir. Sevgi; farklılıklarıyla ilişkiye zenginlik katabilenlerin dünyasını renklendirir.

Abone Ol

Bazen öfkeli olmak, ayrı dünyaları içinde barındırmak ya da onun bahçesindeki çiçekten bambaşka açmak sevgiyi azaltmaz. Çünkü iyi günde kötü günde saygılı olmaya ant içenlerin bahçeleri de baharları da ortaktır; sevgi de tam olarak bunun peşine takılır. Farklı pencerelere bakmak yakınmayı gerektirmez; seven insanlar için kırk pencereli bir damdan görünen manzara her zaman ortaktır.

Romantik ilişkilerde aşk, yüksek duygusal uyarılma içeren geçici bir süreç olarak nitelendirilirken; sevgi, sürdürülebilirliği yüksek ve duygusal bağlanmaya dayalı bir durum olarak öne çıkar. Bireylerin ilişki dinamiğine dahil ettiği bilinçli çaba ve sergilediği özveri, ilişki doyumunu artıran ve bağın niteliğini belirleyen en temel öznel kaynaktır. Ortak hedefler doğrultusunda hareket eden çiftlerin duygusal ve bilişsel düzeyde yaptığı yatırımlar, ilişkinin psikolojik dayanıklılığını pekiştirir. Kısa vadeli ve yoğun duygusal dalgalanmalar zamanla sönümlenmeye meyilliyken; emek, sabır ve kararlılıkla yapılandırılan bağlar uzun vadeli ilişki istikrarını sağlar. Bu bağlamda, ilişkinin sürdürülebilirliği ve derinliği, anlık duygu durumlarından ziyade yapıcı ve sürekli bir gayretin ürünüdür.

Güvenli bağlanma, John Bowlby’nin kuramında belirttiği üzere; ötekini hem ihtiyaç anında sığınılacak güvenli bir liman (safe haven) hem de özerk gelişimi destekleyen güvenli bir dayanak (secure base) olarak algılamayı gerektirir.

​İlk çocukluk çağında içsel güven duygusunun kazanılmış olması, yetişkinlikte partnerle kurulan romantik ilişkiyi besleyen en temel psikolojik sermayedir. İhtiyaç duyduğu hemen her an sevecenlikle yanında durulurken, aynı zamanda bağımsızlığını kazanması için yalnız yürümesine fırsat verilen çocuk, bu içsel güvenlik duygusunu pekiştirir.

Ancak tam aksi bir tabloda; ebeveynin sunmadığı ya da sunamadığı temel güven duygusu, bireyi yetişkinlikte bu eksikliği giderecek yaşamsal bir araç olarak ikame ebeveyn arayışına sürükler. Aksi takdirde, kaç yaşında olursa olsun pencereden baktığı her manzara; çocuklukta içselleştirilememiş o emniyet ihtiyacının ve eksik kalan nesne ilişkilerinin gölgesinde kalır.

İşte en başta sözünü ettiğimiz "iyi günde kötü günde..." diyerek içilen ant, güvenli çatıyı birlikte inşa edebilmekle mümkündür. Ancak her bir partnerin içinde taşıdığı ev güven dolu olmayabilir. Birbirine yuva olmayı becerebilmiş çiftler, yaşamını sürdürebilmek için partnerini yeni bir ebeveyne dönüştürmek yerine, kendi içsel evlerini onarma olgunluğunu gösterenlerdir. Farklı pencerelerden aynı manzarayı görebilmek de böylesi bir olgunlukla mümkündür.