GÜNDEM

Özgüveni yüksek cehalet

Eskiden körler sağırlar birbirini ağırlar! denirdi…

Abone Ol

Biraz utandırırdı insanı. Görmeden onaylamak, duymadan alkışlamak ayıptı.

Bugün mü?

Neredeyse bir yaşam biçimi. Garip bir çağdayız. İnsanlar gerçeği aramıyor ki. Kendilerini iyi hissettiren cümleleri seçiyor. İnsanlar doğruyu aramayı çoktan bırakmış, doğrulanmanın peşine düşmüş.

Görmeden onaylayan,

Duymadan alkışlayan,

Anlamadan savunan bir kalabalığın içindeyiz.

Kimse kandırıldığını düşünmüyor…

Herkes birbirini kandırırken.

Gerçekler tokat gibi vurmuyor yüze.

Çünkü onu gerçekten duymak isteyen yok.

Herkes konuşuyor…

Ama kimse dinlemiyor.

Herkes bakıyor…

Ama kimse görmüyor.

En acısı da herkes kendini akıllı sanıyor.

Bir fikrin değeri…

Derinliğinden çok aldığı alkışla ölçülüyor.

Kendimize benzeyenleri seçiyoruz,

Bizi sorgulamayanları seviyoruz,

Bizi alkışlayanları büyütüyoruz.

Birbirimizi büyütürken…

Aslında birbirimizi küçültüyoruz.

Biri bir şey söylüyor…

Diğeri hemen onaylıyor.

Bir başkası alkışlıyor.

Öteki story atıyor.

Ne kadar doğru!

Ne doğru?

Kim için doğru?

Neye göre doğru?

Cevap yok.

Ama beğeni var.

Gerçeği arayan yok!

Etkileşim alıyor mu? diye bakan var.

Biz de buna…

Çağdaş iletişim! diyoruz.

İşte tam da bu yüzden…

Sesler yükselirken anlamlar kayboluyor.

Kalabalıklar arttıkça bilinç azalıyor.

İlişkiler çoğaldıkça bağlar kopuyor.

Çünkü uzun zamandır cesareti,

Konforla takas ettik.

Asıl kırılma da burada başladı.

En son ne zaman gerçekten dinledik?

En son ne zaman bir fikre katılmıyorum! dedik?

En son ne zaman yalnız kalmayı göze alıp susmayı seçtik?

Sırf dışlanmamak için

Kaç kez içimizdeki doğruyu inkâr ettik?

Bu dünya neden bu halde? diye de kendimize boşuna sormayalım.

Cevap rahatsız edici ama basit.

Çünkü en kolay olanı seçiyoruz.

Bizi rahatsız etmeyen yalanları.

Herkes konuşuyor…

Ama kimse durup düşünmüyor.

Oysa insan, gerçeği kaybettiğini fark etmediğinde

En büyük kaybı yaşar.

Çünkü o noktadan sonra…

Yanlışlar bile normal görünmeye başlar.

Biz artık gerçeği görmek istemiyoruz.

Çünkü görmek sorumluluk getirir.

Biz artık duymak istemiyoruz.

Çünkü duymak değişmeyi gerektirir.

O yüzden birbirimizi ağırlıyoruz…

Kendi küçük, konforlu, sorgusuz dünyalarımızda.

Herkes birbirine iyi hissettiriyor.

Ama kimse kimseyi büyütmüyor.

Belki de mesele...

Sadece işimize geleni çok iyi anlıyoruz.

Hatta o kadar iyi anlıyoruz ki…

Yanlış bile olsa,

Birbirimize baka baka doğruymuş gibi baş sallıyoruz.

Ne güzel hayat, değil mi?

Kimseyle ters düşmüyorsun.

Kimse seni sorgulamıyor.

Hatta arada alkış bile alıyorsun.

Ama küçük bir detay var…

Kendinle hiç karşılaşmıyorsun.

Bir gün o kalabalık da susacak.

Aynı fikirdeyim diyenler gidecek.

Harikasın diye gururunu pohpohlayanlar kaybolacak.

Geriye… sadece sen kalacaksın.

Kendi iç sesinle baş başa kaldığında,

İlk kez gerçekten belki de.

Cevap hemen gelmeyebilir.

Korkma.

Belki de ilk kez…

Gerçekten düşünüyorsundur.

O gün…

Gerçekten gören, gerçekten duyan biri konuştuğunda…

Sessizlik bozulacak.

Belki o biri…

Sandığından daha yakın.

Belki de…

Sensin.