Medya03’de Moderatörlüğünü Rasime Fedakar’ın yaptığı ‘Sözün Özü’ programın konuğu AKÜ MYO Pazarlama ve Dış Ticaret Bölümü Öğretim Görevlisi Türker Göksel oldu.

BİLGİYİ YÖNETEMEZSEK HEDEFLERİMİZDEN UZAKLAŞIRIZ

Bilgiyi yönetme noktasında başarısız olunması halinde hedeflerden uzaklaşılacağını ifade eden Göksel şunları söyledi: “Bilginin birçok şeye etki ettiği bir dönemde yaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta bir kitapta rast geldim! Herhangi bir hafta sonunda New York Post gazetesinin ekleriyle birlikte yayınladıkları toplam bilgi adedi 17. Yüzyılda yaşamış bir İngiliz'in bütün ömrü hayatında elde ettiği bilgiye eşit. Batı; 300 yıl içinde tarım, sanayi ve bilgi toplumunu hep 300’er yıllık dilimler içinde planlamıştır. Bu 300 yıl içinde gelinen nokta kafa karıştırıcı. Bazen buna ayak uyduramayan toplumlar için sıkıntı verici bile olabilir. Biz bilgiyi yönetme noktasında başarı elde edemezsek, ortaya koyduğumuz her anlamdaki hedeflerimizden uzaklaşırız.”

CÜMLE KURMAK DEVLET KURMAKTAN ZORDUR

Kitap okuma alışkanlığını gençlere ve topluma yerleştiremeyen toplumların rekabet etme şansının olmadığını ifade eden Göksel sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim millet-devlet politikası olarak bir iddiamız var. Dünyanın en büyük onuncu ekonomisi olacağız. Ben onun üstüne bazı şeyler daha söyleyeyim. Bir millete ekonomik olarak bir hedef ortaya koymak anlamlı ve değerli bir şeydir. Ben de diyorum ki! Hipokrat yemininin yerine İbni Sina yemini gibi bir yemin koyabiliyor muyuz?

Geçen arkadaşlarımızla tartışıyoruz. “Azerbaycan bizim kardeş ülkemiz bir gün Azerbaycan'la buluşur muyuz? Birleşir miyiz?”, Elbette ki yürekten Türk birliğini isterim. Gaspıralı İsmail’e, Yusuf Akçuraya selam olsun! Şunu sordum arkadaşlarıma: “Avrupa birleştiğinde Dokuzuncu senfoniyi çalıyor. Biz Azerbaycan'la birleştiğimizde çalacak bir dokuzuncu senfoni ayarında marşımız var mı?”

Her alanda yetişmiş insan gücümüzü harekete geçirmez lazım. İbni Sina yemini hipokrat yemininin alternatifi değildir, onun karşısında da değildir. O bizle alakalı bir şeydir. Vurgu yapmak için bunu özellikle belirtmeye çalışıyorum. Kitap okuma alışkanlığını özellikle gençlerine ve çocuklarına yerleştiremeyen toplumların rekabet etme şansı söz konusu değildir. Cümle kurmak Devlet kurmaktan zordur. Biz kendi milletimizin çocuklarına bir kere bunu öğretmek mecburiyetindeyiz.”

BİLGİYE ÖNEM VERİLMİYOR

Darbe dönemlerinde ilk önce kitapların toplanıp yasaklandığını, insanların kitaplardan korkutulduğunu, bir silah gibi değerlendirildiğini ifade eden Türker, “Büyük bir insani zulüm Gazze, Ukrayna, İran, Irak, Suriye'de yaşanıyor, tarihe tanıklık ediyoruz. Biz bilinçleneceğiz, iyi okuyacağız ve bunu sadece kendimiz içinde değil, yönünü bize dönmüş bütün mazlumlar için gerçekleştirmeye çalışacağız. Bana şunu soruyorlar? “Niye biz az kitap okuyoruz?”

Birincisi bilgiye önem verilmiyor. Geçmiş dönemlerde, bu darbe dönemlerinde ilk önce kitaplar toplandı, yasaklandı. Yasaklanan bir şeyi kötü bir şey olarak hafızasına yer etmiş bir nesil hâlâ aramızda değil mi? Korkuyoruz. Bizi kitaplardan korkuttular, bir silahımız gibi değerlendirdiler.”

BİRBİRİMİZE HEDİYE VERECEKSEK KİTAP HEDİYE EDELİM

“Plaket yerine kitap hediye edelim” diyen Türker, “Şimdi bir şey teklif edeceğim. Belki reklamcı arkadaşlarım üzülecekler, hatta bana kızacaklar. Plaket olayını lütfen kaldıralım. Birbirimize hediye edeceksek kitap hediye edelim. Bir şey daha söyleyeyim! Kitabın çok önemli bir sıkıntısı, çok önemli rakipleri var. 10 yıl önce kitapların bu kadar güçlü rakipleri yok! İnternet, sosyal medya, dijital platformlar, televizyonla bile mücadele ederken zorlanıyorduk. Şimdi bunların hiçbirisi rastlanmıyor. Norveç en çok kitap okunan bir yerlerden bir tanesi. Devlet, bir kitap piyasaya çıktığı zaman bütün kütüphaneler için 1.000 tane satın alıyor. Yani 1000 kitabın satıcısı basıldığı an garanti. Merak ediyorum bizim ülkemizde böyle bir şey var mı?”

“KİTAP OKUNMAYAN YERLERE KÜTÜKHANE DİYORUM”

İki tane Üniversitesi olan şehirde her istediğimize ulaşabileceğimiz kitapçıların olmadığını ifade eden Türker, “Afyon Kocatepe Üniversitesi'nin de bulunduğu Afyonkarahisar'da 2 tane üniversite var. Peki bizim harikulade kitapçılarımız var mı bu şehirde? Her istediğimize ulaşabileceğimiz, içine girip de günlerce çıkamayacağımız kitapçılarımız var mı? Üniversitenin bulunduğu bir şehirde kitapçı olmazsa kafe olursa yaşanan şey bu. Ben kitap okunan yerlere kütüphane, okunmayan yerlere kütükhane diyorum. Biz kütüphane yetiştirmeliyiz, aşkla bağlı olmalıyız. Kitapta bir aşk yaşamalıyız, çünkü sizi asla terk etmeyen bir şeyden bahsediyoruz.”

FETHİ GEMUHLUOĞLU’NUN 'DOSTLUK ÜZERİNE’ KİTABI LİSE 1. SINIFLARDA OKUTULMALI

“Münazara kültürünü bizim tekrar geri getirmemiz lazım ve kitap okuma kültürünü de destekleyecek bir şey olması lazım.” diyen Türker konuyla ilgili şöyle konuştu: “Şimdi getirdiğim kitabı özellikle tanıtmak istiyorum. Bunu özellikle kim görsün biliyor musunuz? Edebiyat öğretmenleri. Fethi Gemuhluoğlu 'Dostluk Üzerine’

Ben bir iddiada bulunayım, insanlar iddialarından imtihan olurlar. Dostluk üzerine adlı kitabı liselerde birinci sınıfta bir okutun! Bak bakalım çocuklar birbirlerine bıçak mı çekiyorlar? Yoksa biraz önce gördüm. Sınıf arkadaşlarının okul forması almaya parası yokmuş, sınıf arasında para toplamış, formayı çocuğun sırasının önüne koymuşlar. İşte bu çocukları Fethi Gemuhluoğlu’nun bu kitaplarını okutarak sağlayabiliriz.”

OKUYANLAR ÇALMAZ, ÇALANLAR DA OKUMAZLAR

Türker sözlerinin devamında ise; “Okuyan insandan korkmayalım, münazara eden insandan korkmayalım. Münakaşa etmeyi bilmeyenler kavga ediyor. Münazara etmeyi bilmeyenler ise münakaşayı bile başaramıyor. Allah ülkemizi korusun. Irak işgal edildiğinde Cuma günü bir kitapçı dükkanının kapısını çekiyor, kitaplar dışarıda. Amerikalı Joni yanaşıyor diyor ki Camiye gidiyorsun kitaplar dışarıda çalmazlar mı? Cevap: Okuyanlar çalmaz, çalanlar da okumazlar.”

TÜRKÇE’YE NEDEN FRANSIZ ŞARABI DAMLATIYORSUNUZ

Ülkemizde pardonların, mersilerin cirit attığını, Türkçe’mize Fransız şarabının damlatıldığını ifade eden Türker, “Eğitimcilere burada çok büyük görev düşüyor. Benim lisedeki öğretmenlerim şairdi. Deneme yazıları vardı günlük, Ulusal gazetelerde yazıları yayınlanırdı ve tiyatro eserleri yazarlardı. Biz onların yazdığı eserleri öğrencileri olarak tiyatrolarda sahneye koyardık. Demek ki biz eğitimcilerimizi çok iyi yetiştireceğiz ve kitapla olan köprüyü biz eğitimlerimizce kuracağız. Edebiyat, Türkçe öğretmenlerine çok büyük görev düşüyor.

Şu anamızın ak sütü olan Türkçe Fransız şarabını anlatmaktan bir vazgeçelim. Ben Fransa'da çok konuşma yaptım. Hiçbir Fransız çıkıp da “affedersiniz”, “özür dilerim” cümlesini kullanmadı. Bakıyorum Anadolu çocuklarına “Pardon”, “Mersi”ler cirit atıyor. Ananızın ak sütüne Türkçe'ye neden Fransız şarabı damlatıyorsunuz. Olacak iş mi bu. Türkçeyi çok iyi konuşan, Türkçeye çok hakim, Edebiyat ve Türkçe öğretmenleri, eğitmenler yetiştireceğiz. Bunu çok ciddi yapacağız ve çok iddialı bir şey söyleyeyim. Benim öğretmenlerim 40 sene önce kitap, şiir yazan makaleleri olan insanlardı. Bugünkü edebiyat öğretmenleri acaba büyük bir çoğunluğu tenzih ederek soruyorum, ayda kaç kitap okuyor. Bunun sorusuna cevap vermemiz lazım. Ve gençlere şunu söylüyorum: Bu dostlar yarenler bizi terk etmezler. Rafta veya yanı başınızda sizi bekliyorlar. Ne zaman ihtiyacınız olursa alırsınız ve onlar sizin sesimize ses verir. Bizi asla yarı yolda bırakmazlar. Bunu sevgili gençlerin çok iyi anlaması gerektiğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

Gazze’ye 7 Bin ayakkabı bağışladılar!
Gazze’ye 7 Bin ayakkabı bağışladılar!
İçeriği Görüntüle

Programın tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/jndNXEuH6lc