☰
✕
GÜNDEM

Öğretmenin elinde kalem var ama ağırlığı yok!

Okullarda artan şiddet olaylarını değerlendiren Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Psikolojik Danışman ve Uzman Aile Danışmanı Sevda Doğan, “Hayır cevabına tahammül edemeyen çocuklar yetiştirdik ellerimizle. Öğretmenler üzerindeki baskı ve itibarsızlaşmanın artması, öğretmenin sınıftaki otoritesini kaybetme kaygısına yol açıyor. Bugün birçok öğretmenin elinde kalem var ama ağırlığı yok maalesef, sorumluluğu var desteği yok. Öğrencilere ceza veriliyor, bazı çocuklar bunu ödül gibi yaşıyor”

Abone Ol

Afyonkarahisar Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Psikolojik Danışman ve Uzman Aile Danışmanı Sevda Doğan Medya03’de Büşra Mihrioğlu’nun konuğu oldu. Programda; okullarda artan şiddet olayları konuşuldu.

YA ÇOCUK DEYİP OLANI HAFİFLETİYORUZ YADA CANAVAR DEYİP KAPILARI KAPATIYORUZ!

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir meslek lisesinde yaşanan okul saldırısı olayından duyduğu üzüntüyü dile getirerek sözlerine başlayan Sevda Doğan, “Şiddet, okullarda artarak devam ediyor. Bu olay daha önceki karşılaştığımız olay gibi hepimizi derinden etkiledi. Okula giden çocuğun meselesi dersleri olmalı. Arkadaşlarıyla yaptığı maçları dert etmeli, teneffüste yapacağı 3-5 espri olmalı ama maalesef can güvenliği gündeme geliyor. Öğrenciler arasında geçen ufak çaplı tartışmaları hepimiz okullarımızda tanık oluyoruz. Üzerinde sıkça durduğumuz konuların başında da akran zorbalığı geliyor. Ya çocuk deyip, olanı hafifletiyoruz. Çünkü 15 yaşında bir çocuktan bahsediliyor ya da canavar deyip hikayenin bütün kapılarını kapatıyoruz. İkisi de bizi gerçeğe götürmüyor maalesef ki.”

X-RAY CİHAZI, GÜVENLİK, POLİS KOYMAK TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL

Okula X-Ray cihazı, güvenlik ve polis koymanın tek başına yeterli olmadığını sözlerine ekleyen Sevda Doğan, “Bir çocuğun fail olması yaptığı şiddetin ağırlığını hafifletmiyor. Yaptığı şiddet onun gelişim çağındaki bir çocuk olduğu gerçeğini silmiyor. Saldırganı yalnızca canavar ilan etmek içimizi rahatlatsa bile çocuklarımızı koruyamıyor. O yüzden biz hangisini tercih edeceğiz? Çocuklarımızı neden koruyamıyoruz? sorusu akla geliyor. Bir çocuğun silaha erişimini, tehditlerin nasıl fark edileceğini, yetişkinlerin hangi işaretlerde harekete geçmesi gerektiğini konuşmak zorundayız.

Şiddetin nedenlerini anlamaya çalışmak, şiddeti mazur görmek demek değildir. Bir daha yaşanmasın diye sorumluluğun tamamına bakmaktır. Tek bir koldan Okula X-Ray cihazlarıyla öğrencileri tarayarak almak, güvenlik koymak, polis koymak, bunların tek başına yeterli olmadığını zaten defalarca dile getirdik. Birçok uzman bunu söylüyor ve bir daha yaşanmasın diye aslında sorumluluğu üzerimize alıp hepimiz topyekûn hareket etmek zorundayız.”

HİÇ KİMSE SİLAHI ALIP PAT DİYE BİRİNİ VURMUYOR!

Şiddetin ilk aşamasının akran dışlama, dedikodu yapma, lakap takma gibi sözlerle başladığını ifade eden Sevda Doğan, “Bazı felaketler aniden olmuyor. Uzun süre görmezden gelinip bir gün patlıyor ve bazı veliler de artık okul seçmiyorlar. Risk seviyesine göre çocuklarını okullara göndermek istiyorlar. Şiddeti sadece fiziksel kavga olarak da ele almak yetersiz. Akran dışlama, dedikodu yayma, lakap takma gibi sözel ve duygusal zorbalık şiddetin ilk aşamasıdır. Hiç kimse alıp silahı pat diye birini vurmuyor. Daha önceden yaşanan bir olaylar silsilesi var. Bunlara bakmak gerekiyor. Şu an hepimizin dahil olduğu onlarca Whatsapp grubu var telefonlarımızda. Öğrenciler de kendi aralarında buna benzer gruplar oluşturuyorlar. O gruplarda söylenen sözlere, yazışmalara tanık oluyorum, bahsediyorlar. Oradaki zorbalık da gerçekten şiddete meyili kolaylaştırıyor. Özellikle şimdilerde de sık duyduğum siber şiddet dediğim gibi whatsapp grubu mesajlaşmaları, sosyal medya linçleri. Ve gizli çekilen videolarla 7/24 devam eden görünmez bir boyuta taşınıyor bu şiddet. Siber şiddet dijital uyaranlar aracılığıyla da duyarsızlaşmayı artırıyor. Şiddet içerikli dijital oyunlar ve web içerikleri çocukların şiddete karşı empati eşiğini düşürüyor. Bu durumda üzerinde durulması gereken ayrıca önem gereken bir hal aldı. Tetikleyici içsel ve dışsal faktörlerin artması, duygu düzenleme güçlüğüne yol açmakla birlikte çocuklar ve gençlerde öfke kontrolü ve duygusal davranışları artıyor.”

AİLELER BOZULDUKÇA TOPLUMDA BOZULMAYA BAŞLADI

Şiddetin öğrenilen bir davranış biçimi olduğunu ifade eden Sevda Doğan, “Bir çocuk ailenin prototipidir. Evde ne yaşanıyorsa okula o taşınır. Toplumun en küçük yapı taşı ailedir. Aileler bozuldukça toplumda bozulmaya başladı. O yüzden önce aileye bakmalıyız, aileyi onarabiliyorsak onarmalıyız. Şiddet hep söylediğimiz gibi öğrenilen bir davranış, içgüdüsel bir davranış değil. Şiddet öğrenilen bir davranış. Çocukların evde tanık olduğu çatışma, çözüm yöntemleri veya maruz kaldığı duygusal-fiziksel ihmal, okulda güç gösterisi veya kendini savunma olarak yansıyor. Çocuklar her zaman bizim anladığımız veya anlamadığımız bir dilde muhakkak kendilerini ifade ediyorlar. Onların dilinden onu anlamak gerekiyor ve bazı çocuklar bağırarak dağıtıyorlar kendilerini. Bazıları susarak, bazıları küfür ederek, bazıları ekrana gömülerek, bazıları da hiçbir şey hissetmiyormuş gibi görünerek kendilerini ifade etmenin bir yolunu buluyorlar.”

ÇOCUKLARIN NOTLARINA BAKIYORUZ

Velilerin kendilerini eleştirmesi gerektiğinin altını çizen Sevda Doğan, “İşte burada yetişkinler olarak ne yapıyoruz? Hepimiz bu konuda kendimizi eleştirelim. Çocuğun notlarına bakıyoruz, netlerini sayıyoruz, denemelerini soruyoruz, içlerinde büyüyen o karanlığa ışık yakmak yerine veya ergenlik dönemindeki çalkantılı bu sürecin ergenlik adıyla tırnak içinde adlandırmak yerine önce çocuklar ne yaşıyor? Okulda ne geçiriyorlar, nasıl bir muameleye maruz kalıyorlar? Arkadaşlık ilişkilerinde ne yaşıyorlar? Bunları öğrenmenin bir yolunu bulmak gerekiyor. Ebeveyn olarak bize düşen en büyük görev bence bu.”

ÇOCUK EVDE ANNE-BABANIN KOLTUĞUNA OTURTULUYOR!

Öğretmenlerin çocukların kural dinlemezliklerine, sınır bilmezliklerine maruz kaldığını ifade eden Sevda Doğan, “Dün evde ebeveyne parmak sallayan çocuk bugün okulda öğretmenlerine de aynı saygısızlığı yapıyor. Kendiyle ilgili sağlıklı bir iç görüsü olmayan çocuk bunu telafi etmek adına saldırganlığa başvuruyor. İşte burada velinin de çocuk üzerinde otorite kuramamış olması, otoritesinin azalması veya kısaca anne babanın koltuğuna çocuğun oturtulması evdeki rolleri değiştirdiği gibi bu durum doğrudan okula da yansıyor. Artık okullarımızda aman üzülmesin, kalbi kırılmasın diye üzerine titrediğimiz çocukların kural dinlemezliklerine, sınır bilmezliklerine maruz kalır olduk. Ve korkutucu olan da yalnızca bir çocuğun eline silah alması değil, korkutucu olan başka çocukların da yavaş yavaş hissizleşmesi en endişe ettiğimiz konuların başında bu geliyor.”

ÖĞRETMENİN ELİNDE KALEM VAR AMA AĞIRLIĞI YOK

Doğan, “Hiçbir şeye üzülmeyen saatlerce ekranın içinde kaybolan, hayır cevabına tahammül edemeyen çocuklar yetiştirdik ellerimizle. Canı sıkılınca dünyayı dağıtırım hakkı olduğunu sanan çocuklar dünyaya getirdik ya da onları bu şekilde yetiştirdik. Toplum bir çocuğun iç dünyasını uzun süre ihmal ederse, o ihmal bir gün sınıfın ortasında ses çıkarıyor. Hiçbir duygu kaybolmuyor muhakkak kendini ifade etmenin bir yolunu buluyor. Davranışsal olarak veyahut bedene yansıyor psikosomatik anlamda. Bu gibi sorunlar, bunun yanı sıra öğretmenler üzerindeki baskı ve itibarsızlaşmanın artması, öğretmene yönelik sözlü fiziksel şiddetin artması ve öğretmenin sınıftaki otoritesini kaybetme korkusuna kaygısına yol açıyor. Tükenmişlik yaşayan öğretmen, sınıftaki şiddet sinyallerini fark etmekte veya müdahale etmekte zorluk çekebiliyor. Bugün birçok öğretmenin elinde kalem var ama ağırlığı yok maalesef, sorumluluğu var desteği yok, sınıfı var arkası yok. Disiplin deniliyor ancak caydırıcılığı yok, ceza veriliyor ama bazı çocuklar bunu ödül gibi yaşıyor.”

LİSELERDE DİSİPLİN YÖNETMELİĞİNİN SADELEŞTİRİLİP YAPTIRIMI BAĞLAYICI HALE GETİRMEK GEREKİYOR

Liseye başlayan öğrencilerle ilgili velilerin de sorumluluğu olduğunun hatırlatılması gerektiğini sözlerine ekleyen Sevda Doğan, “Ebeveynlere sesleniyorum. Öğretmenlerle ne kadar çok diyalog kurarsanız o kadar iyi ama hesap sorar gibi değil, yardım ister gibi. Çünkü çocuklar anne-babasından daha çok öğretmeniyle birlikte vakit geçiriyor. Anne babanın bilmediği şeyleri bile öğretmen bilebiliyor. Öğretmenin en büyük destekçisi ebeveyn. Onlara da bu konuda çağrıda bulunmak istiyorum. Liselerde disiplin yönetmeliğini sadeleştirip-netleştirip yaptırımı güçlü bağlayıcı olan bir hale getirmek gerekiyor. Çocuğu liseye başlayan tüm ailelere bu yönetmelik okudum-anladım denilerek imzalatılmalı, onların da bir sorumluluğu olduğu hatırlatılmalı. Okul yaşantısındaki gri alanlar boşluklar mutlaka temizlenmeli. Hangi davranışın karşılığında neyle karşılaşacağını çocuk da veli de bilmeli.”

ŞİDDETİ SIFIRLAMANIN YOLU GÜVENLİK KAMERASI VE GÜVENLİK GÖREVLİSİNİ ARTIRARAK ÇÖZÜLMEZ

Sevda Doğan son olarak, “Bir okulda disiplin cezasını artırarak şiddeti asla çözemeyiz. Şiddet bir sonuçtur ardındaki duygusal ve sosyal nedeni bulmamız gerekiyor. Çocuklarımıza çatışmayı konuşarak çözmeyi evde ve okulda öğretemediğimiz sürece kas gücü tek çözüm yolu olarak kalmaya devam edecek. Kapının önüne kolluk koyarak, seminerler vererek, broşürler basarak, kınayarak şiddeti durduramayacağımızı artık anlamış olmamız gerekiyor. Ve sadece ceza vermek yerine zorbalık yapan öğrencinin sorumluluk almasını ve zarar gören öğrencinin duygusal olarak desteklenmesini sağlayan onarıcı disiplin anlayışı gerekiyor. Şiddeti sıfırlamanın yolunun sadece güvenlik kamerası ve güvenlik görevlisini artırmak olmadığını, okullarda güvenliği kapsayıcı empatik bir iklim yaratmanın bu sorunu çözebilecek esas yol olduğunu artık anlamış olmanız gerekiyor. Toplumda giderek artan şiddet olaylarını bitirmek ne kadar zorsa okulda yaşanan şiddet olaylarını bitirmekle bir o kadar zor. Ama mutlaka bir yerden başlanmalı.” ifadelerini kullandı.

Programın tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=xHlHPHVrODU