PKK silah bırakma (!) gösterisi esnasında yaptığı açıklamada “Apo Kürt-Türk ilişkilerinin sorunsallaştığı Lozan Antlaşmasının ve 1924 Anayasasının öncesini referans alarak, Ortak Vatan ve Kürt-Türk halklarının kurucu öğe olduğu Demokratik Türkiye Cumhuriyeti perspektifini ve Demokratik Ulus anlayışını Kürt sorununun çözüm çerçevesi olarak benimsedi”[1] demiştir.
DEM’de TBMM’nde oluşturulan komisyona sunduğu raporda[2], 1923 Lozan anlaşmasıyla birlikte önce çıkan ulus devlet inşa süreci nedeniyle muhalif kesimler mevzi kaybetmiştir. Bu durum demokrasinin gelişmesine engel olmuştur, sözleriyle görüşünü ifade etmiştir. Devamında ise, “Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı’na ve Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve 67 Sözleşme’ye taraf değildir. Lozan Antlaşması’na dayanarak yalnızca gayrimüslim toplulukları azınlık olarak tanımakta; Kürtler, Araplar, Lazlar ve diğer etnik grupları bu statünün dışında bırakmaktadır” demektedir. (Saydığı grupları özellikle akılda tutarsanız Lozan’da Lord Curzon’un sözleri ile karşılaştırabilirsiniz).
Lozan öncesine referans verirken Sevr ve 1921 anayasası kastediliyor olmalıdır. 1921 ve 1924 Anayasası ile ilgili bazı görüşlerimi “Neden 1924 Anayasası” başlığı ile daha önce paylaşmıştım.[3] Burada Sevr ve Lozan ile konuyu sınırlandırmaya çalışacağım.
Sevr, İtilaf Devletleri ile Osmanlı hükümeti arasında 10.Ağustos.1920’de imzalanmasına rağmen BMM tarafından reddedildiği ve Meclis-i Mebusan kapalı olduğu için hiçbir zaman yürürlüğe girmemiştir. Burada birçok devlete ve gruba vatanımızdan topraklar verilmektedir. Bu metne göre Kürtler müstakil (bağımsız devlet) olmak isterlerse Cemiyet-i Akvama müracaatları halinde isteklerini elde edeceklerdir. Türkiye’de bu tavsiyeye uymayı ve bilcümle hukukundan vazgeçmeyi şimdiden taahhüt eder, denilmektedir.[4]
Her ne kadar hiç yürürlüğe girmemiş olsa dahi bazılarının iştahını kabartarak isyan etmelerine neden olmuştur. Millî Mücadele devam ederken 6.Mart1921-17.Haziran.1921 tarihleri arasında Koçgiri (Sivas-Erzincan havalisi) isyanındaki talepleri Sevr’e işaret eder. “1920 başlarında Baytar Nuri, Yellice nahiyesinde Hüseyin Abdal tekkesinde Canbegan ve Kurmeşan gibi aşiretlerin reisleriyle birlikte toplantı düzenleyerek Sevr Antlaşması'nın uygulanmasını ve Diyarbakır, Van, Bitlis, Elâzığ, Tunceli ve Koçgiri'den oluşan bağımsız Kürt devleti kurmasını kararlaştırmıştır.”[5] Koçgiri bölgesi hariç diğer bölgeler isyana katılmamıştır. Sakallı Nureddin Paşa’nın merkez ordusuna bağlı olan Topal Osman Ağa komutasındaki 42. Ve 47. Giresun Alayları tarafından bastırılmıştır.
İşgalcilere karşı girişilen Millî Mücadele esnasında gerçekleşen bu ayaklanma bazı kesimler tarafından ise neredeyse kutsanmaktadır. 6.Mart.2021 tarihinde HDP eş genel başkan yardımcısı olan, bugünse DEM eş genel başkanı Tülay Hatimoğulları “Koçgiri kıyımını 100. Yılında anıyoruz” diyerek zihniyetlerini sergilemiştir.[6]
Lozan görüşmeleri esnasında azınlıklar konusu görüşülürken Türk heyetine “soy azınlıkları” ve “dil azınlıkları” adı altında farklı azınlık tanımlamaları kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Bu konuda büyük baskılar uygulanmıştır.
19. Yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nin içişlerine Hıristiyan azınlıklar üzerinden müdahale etmeleri devleti zor durumda bırakıyordu. Ayrıca çeşitli dönemlerde Osmanlıya “dil azınlıkları” kabul ettirilmeye çalışılmıştır. O zamanda şiddetle reddedilmiştir.
Bu tarihi tecrübeler Lozan heyetini ve Ankara hükümetini bu talebin kat’i suretle reddedilmesi noktasında azimkâr kılmıştır. Özellikle Venizelos ve Lord Curzon son derece baskıcı olmuşlardır. Venizelos “soy azınlıkları” kavramından vazgeçilse bile “dil ve din azınlıkları” kavramlarının kabul edilmesini savunmuştur. Lord Curzon’da dil azınlıkları kavramını “mesela Kürtler, Çerkezler, Araplar” şeklinde savunmuştur. İsmet Paşa, Ankara ile bu konuda sürekli haberleşmiştir. Bu süreçte BMM’de Kürt milletvekilleri de heyete destek vermişlerdir.[7]
Osmanlı Devleti’nin azınlıklar sorunu münasebetiyle yaşadıkları, Türkiye’nin kuruluş sürecini de etkilemiştir. Lozan’da Anadolu’yu askeri güçle parçalayamayanların diplomasi masasında bölme gayretleri Türk heyetini ve BMM’ni sürekli teyakkuz halinde tutmuştur. Bu nedenle Lozan’ın[8] üçüncü fasıl kısmında (37-45. maddeler) “ekalliyetlerin himayesi” yer almaktadır. Bu kısımda azınlık olarak sadece Müslüman olmayan vatandaşlarımız tanımlanmıştır. Vatandaşlık haklarında eşitlik esas alınmıştır.
Lozan’dan bugüne dünyada ve bölgemizde yaşananlar Türk heyetinin ve BMM’nin ferasetini göstermektedir. Türkiye’de emperyal devletler kışkırtmalarla birçok defa karışıklıklar çıkartmışlardır. PKK’ya karşı gerçekleştirilen “hendek operasyonları” sırasında HDP yabancı ülkelere ve AB’ye hitap eden mektup yazmıştır.[9] Bu ve benzeri çabalar, Lozan karşıtlıklarının gerçek nedenini sarih biçimde göstermektedir. Şayet Lozan’da düvel-i muazzama istediklerini elde edebilseydi, yıllardır sadece terör örgütüyle değil aynı anda emperyal devletlerin diplomasi ve uluslararası hukuk alanlarında doğrudan baskılarıyla mücadele etmemiz gerekirdi.
[1] PKK 'fesih' kararını açıkladı: Silahlı mücadele sona erecek, süreci Öcalan yürütecek | soL haber
PKK Neden Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası Öncesine Referans Verdi? - M. EMİN ZARARSIZ
[2] mIllI-dayanisma-kardeslIk-ve-demokrasI-komIsyonu-dem-part.pdf
[3] Hüseyin TUTUMLU: NEDEN 1924 ANAYASASI? - Medya 03
[6] Koçgiri kıyımını 100. yılında anıyoruz | Halkların Demokratik Partisi
[7] Uçar, Fuat (2023). Lozan Barış Konferansı’nda Azınlıklar (Ekalliyetler) Meselesine Yönelik Görüşmelerde Kürt Sorunu. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 22(Cumhuriyet’in 100. Yılı), 190-205. https://doi.org/10.21547/jss.1326010
[9] https://www.diken.com.tr/hdpden-avrupaya-mektup-insan-haklari-ihlallerine-bilincli-olarak-goz-yumuyorsunuz/