O nedenle yazının altına ilgili yazının linkini bırakacağım. Bu bir devam yazısıdır ve dileyen onu da tekrar okuyabilir. (1)
Muhsin Yazıcıoğlu siyasi hayatı boyunca bir önceki yazıda tamamını yayınladığım “Milli Mutabakat Çağrısı”nda dile getirilen ilkeler çerçevesinde hareket etti. Metni hayata geçirmeye çalıştı. TBMM’de -mesela MÇP’den ayrılış gerekçelerinden olan Çekiç Güç’e olumlu oy verilmemesi veya Refah-Yol hükümetine güven oylamasında olduğu gibi- metindeki ilkeleri hayata geçirmeye çalıştı.
Onun şehadetinden sonra hatırasını yaşatmaya çalışarak siyasi mirasçısı olma iddiasında olan hareketlerin/partilerin maalesef bu metni gündeme getirdiklerine hiç şahit olmadık. Oysa kanaatimce Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasi mirası -onu seven seçmenler değil- “Milli Mutabakat Çağrısı” metnidir.
O gün metinde dile getirildiği gibi, bugün de “Yeni bir dünya kuruluyor. İnsanlık yeni bir çağa adım atıyor.”
Soru ise yine aynı “Biz bu çağın neresindeyiz?”
Yine metinde yer alan ifadeler sanki bugünü ifade ediyor: “Müslüman milletler yeni çağda, tıpkı eskisi gibi güç merkezlerinin çevresinde hayat alanı arayabilirler. Ya da kendileri güç merkezi olabilirler, kendi tarihlerine hükmedebilirler.”
Maalesef, bölge ülkeleri kendileri güç merkezi olamadılar. Kendi tarihlerine hükmedemediler. El’an emperyalistlerin pervasızca saldırıları altında “acaba barış olur mu” diye seyrediyorlar.
Çok geriye, metnin ilk yazıldığı günlerden bugüne özet yapmaya dahi gerek yoktur. 7.Ekim.2023’den bugüne Gazze’ye, Lübnan’a ve en son İran’a yapılanlar metindeki çağrının cevapsız kaldığının kanıtıdır.
Bölge ülkeleri kendi tarihlerine hükmedebilmek için bırakın birlik olmayı âdeta birbirlerinin celladı olmaya devam ediyorlar. Kendi aralarında kurabilecekleri ikili ve çoklu anlaşmalarla ülkelerini/halklarını barış ve huzur içerisinde yaşatabilecekken ya işbirlikçi ya da seyirci oluyorlar.
Sanki ehven-i şer olanı seçmek zorundaymışız gibi tartışıyoruz. Bir yanda ABD-İsrail ve suç ortakları diğer yanda Rusya-Çin dayanışması ve ortakları var. Kırk katır mı kırk satır mı? İkisi de dünya hegemonyası tesis ederek güçsüz/küçük gördüklerini diz çöktürmek/sömürmek için dünyayı ateşe vermekten çekinmiyorlar. Bölge ülkeleri ise geçmişte olduğu gibi güç dengeleri içerisinde hayatiyetini devam ettirmeye çalışıyorlar.
Metin ne diyordu: “Adaletsiz, güçlünün zayıfı ezdiği bir dünyada gelecek, huzur ve barış getirmeyecek.” Getirmedi de… 1993’den bugüne olanlar bunun en büyük kanıtıdır. Halimize bakarsak biz kendimizi değiştirmezsek bundan sonrasının nasıl olacağını da göstermektedir.
Yazımızı yine metne müracaat ederek bitirelim: “Bizler sadece kendimiz için değil, uçuruma yuvarlanan insanlık için de yeni çağın tarihini yapmak zorundayız.”