Müzikte bazen insanı hem şaşırtan hem de düşündüren bir durumla karşılaşırız.
Bir şarkı ya da bir türkü yanlış öğrenilmiştir.
Ama o yanlış öyle kök salmış, o yanlış öyle güçlü yerleşmiştir ki doğrusu söylendiğinde bile itirazla karşılaşılır. O yanlış yıllarca tekrar edilince doğrusu kulağımıza yabancı gelir.
Birine, Orası aslında böyle! dediğinizde çoğu zaman cevap gecikmez.
Ben falanca radyo sanatçısından dinledim. O da böyle söylüyordu.
İşte tam o anda müzikten çok daha derin bir mesele karşımıza çıkar. Kulak alışkanlığı.
Türküler ve şarkılar, yıllar içinde ağızdan ağıza dolaşır.
Bir ustadan bir talebeye, bir sahneden bir radyoya…
Yol boyunca küçük değişiklikler olur.
Sonra o küçük değişiklik zamanla büyür.
Yıllarca tekrar edilir.
Koro çalışmalarında öğretilir.
Konserlerde söylenir.
O yanlış artık doğru zannedilmeye başlar.
Tekrar edilen her şey doğru olacak diye bir şey de yoktur
Bir şarkının doğrusunu anlatırsınız.
Kaynağını gösterirsiniz.
Notasını açarsınız.
Ama biri çıkar ve
Hocam doğru olabilir ama kulağımda böyle yer etti! diyebilir.
Bu aslında müzik eğitiminin en samimi cümlelerinden biridir. Kulağımızın hafızası güçlüdür. Hatta bazen çok da inatçıdır.
Çünkü kulağımız bazen küçük bir cumhuriyettir.
Kendi kuralları vardır.
Kendi alışkanlıkları vardır.
Bazen doğrulara bile direnebilir.
Kulağımıza yanlış yerleşmiş şarkıyı düzeltmek mümkündür
Önce kaynağa dönmek gerekir.
Bestekârın tavrına, eserin ruhuna, eski icralara.
Sonra kulağı yeniden eğitmek gerekir.
Bir eseri doğru duydukça, kulak yavaş yavaş değişir.
Egomuzun da biraz susması gerekir.
Eseri doğru tavrıyla söylemeye başladığımızda,
içimizde küçük bir şaşkınlık belirir.
Demek ki ben bunu yanlış öğrenmişim!
Demek ki şarkı aslında böyleymiş! deriz.
İşte o an yalnızca bir şarkı düzelmez.
Kulağımızın alışkanlığı da değişir.
Doğruyu öğrenmek cesaret ister.
Yanıldığımızı kabul etmek daha büyük bir cesarettir.
Belki de sanatın en büyük mucizesi, İnsana yeniden duymayı öğretmesidir.