Bireyselliğin tavan yaptığı bir çağda, koro olmak zaten başlı başına bir uyum ve alçak gönüllülüken, koronun içinde bile .
En çok ben! deme yarışındayız.
Alkışın yarattığı o tatlı sarhoşlukla, sınırımızı bilmeden, kendimizi, assolist sanmaya başladık.
Kendine güvenmek harika bir şey tabii.
Ama özgüvenle, ego arasındaki o ince çizgi kopunca, koronun içinde bile,
En çok ben! deme telaşına kapılıyoruz.
Belki de haddini bilmek kelimesini ne çok yanlış anladık?
Oysa haddini bilmek, kendi sınırının haritasını çizebilmektir.
Eksiğini görünce paniklemek yerine, çalışıp kendini geliştirme olgunluğudur.
Kendi kapasitesini doğru okuyan insan, koronun önüne geçmeye çalışmaz.
Ne zaman solo alacağım? diye iç geçirip,
Şefle savaşa girmez, başkasının alkışını kıskanmaz.
Sololar gelip geçer.
Aslolan, o uyumun parçası olabilmektir.
Açık konuşalım.
Kimse bu yaştan sonra assolist olmayacak.
Ne Harbiye Açıkhava'da tek başımıza dev konserler vereceğiz, ne de müzik tarihine altın harflerle adımızı kazıyacağız.
Elbette kendine güvenmek, sahneye çıkmak ve yeteneğini göstermek çok kıymetli.
Elbette insanın sevdiklerine, çocuklarına, torunlarına, sahneden güzel bir anı bırakmak istemesi, yıllar sonra dönüp baktığında, kendisiyle gurur duymak istemesi, son derece insani, sıcak ve anlaşılır, harika bir duygudur.
Ancak özgüvenle ölçüsüzlük arasındaki çizgiyi de gözetmek gerekiyor.
Ama işte tam bu noktada, eserin söz yazarı,bestekarına, şefe, koroya, seyirciye, hassas bir nezaket ve saygı çizgisi devreye giriyor.
Eğer şarkı söyleme yeterliliği, hakimiyeti, detone olmama disiplini henüz tam oluşmamışsa, o sahnede solo almak, sadece kişisel bir hevesi tatmin eder.
Bir eseri solo söylemek, yeterli hazırlık, müzikal hâkimiyet, doğru entonasyon ve eserin ruhuna uygun yorum da gerektirir.
Eksiklerimizi çalışarak gidermek, gerektiğinde biraz daha hazırlanmayı kabul etmek, hevesimizi kırmaktan öte, ona hak ettiği değeri vermektir.
Şeflere düşen de bu isteği bastırmadan, yetenekleri adil ve sanatsal ölçütlerle değerlendirmek, koristlerin gelişimine fırsat tanımaktır.
Çünkü amaç kimseyi geride bırakmadan, herkesin kendi sesini doğru yerde bulmasına yardımcı olmaktır.
Sevdiklerimize bırakacağımız en güzel sahne anısı, harika bir bütünün parçası olarak, sahnede sergilediğimiz o asil duruştur.
Belki de gerçek sanat terbiyesi, kendini gösterecek kadar cesur, başkasına alan açacak kadar olgun, bütünü kendi hevesinden daha kıymetli görecek kadar sanatsever olmaktır.
Çünkü koro, hiç kimsenin kendini önemsiz hissetmediği bir müzik ailesi olabildiğinde güzeldir.




