Eliniz otomatik olarak telefona gidiyor.
Gün başlıyor.
Ama siz daha başlamıyorsunuz.
Zihninizde gel git yayan aynı cümleler...
Böyle gelmiş, böyle gider mottoları...
Aynı yorgunluk, aynı ağırlık… aynı bezginlik...
Kendinizden farkında olmadan bir parça daha eksiliyorsunuz.
Hayat sizi yormadan siz kendinizi alışkanlıklarınızla yavaş yavaş tüketirsiniz.
Bir insan ne zaman yaşlanır sanıyorsunuz?
Saçına ak düştüğünde mi?
Yüzüne çizgiler yerleştiğinde mi?
Dizleri arayıp sızlanmaya başladığında mı?
Yanılıyorsunuz.
Artık gerek yok dediği gün yaşlanır.
Bir hayalini ertelediğinde, bir isteğini küçümsediğinde,
Hevesini susturduğunda…
İşte o an, ruhu yaşlanmaya başlar.
Kimisi daha 25’inde vazgeçer, kimisi de 80’inde yeniden doğar.
Demek ki meselenin takvimle bir ilgisi yok.
Şimdi dürüst olalım.
Siz aslında gerçekten yorgun değilsiniz.
Sadece kendinizi erteliyorsunuz.
Gerçekten çaresiz de değilsiniz.
Sadece korkuyorsunuz.
Geç de kalmadınız.
Sadece başlamıyorsunuz.
En acısı da insanın kendini kendinden kaçırması.
Bir de şu klasik yoğunluk bahanesi var…
Herkes çok meşgul.
Ama kimse kendine vakit ayıracak kadar değerli görmüyor kendini.
Ekranlara saatlerce bakıyoruz ama içimize bir dakika bile uğramıyoruz.
Spor yapıyoruz, ama ruhumuzu yerinden kıpırdatmıyoruz.
Gülüyoruz… ama maskeli.
Çünkü bu çağda insanlar mutlu yerine, mutluymuş gibi yapıyor.
Evet, hayat zor.
Bazen kırar.
Bazen susturur.
Bazen de sizi durmaya ikna eder.
Her acı bir kapıdır. Bir sınavdır.
Ya kapanırsınız… ya da acıların tam içinden geçersiniz.
Ama çoğu insan ne yapar?
Kapının önünde oturur, hayatı suçlar, kaderi suçlar, talihini suçlar…
Ve en çok da… kendini unutur.
İnsanlar konusuna gelince...
Bazıları size iyi gelir.
Bazıları sizi yorar.
Ama en tehlikelisi… sizi yavaş yavaş kendinize yabancılaştıranlardır.
Çünkü insan bir anda kaybolmaz.
Alışa alışa silinir.
Şimdi kendimize dürüst olalım.
Gerçekten yaşıyor musunuz?
Yoksa sadece günü mü kurtarıyorsunuz?
Gerçekten hissederek yaşıyor musunuz musun?
Yoksa alıştığınız için mi devam ediyorsunuz?
Peki bugün başlamak için neyi bekliyorsunuz?
Hayat… kaç yıl yaşadığınızla ölçülmez.
Kaç kez kendinize dönebildiğinizle ölçülür.
Eğer içinizde hâlâ başla! diyen küçük bir çocuk varsa...
Onu susturmayın!
Çünkü bir gün herkes gider…
Ama en acısı da, günleri doldururken, kendinizi boş bıraktığınızı, kendinize hiç uğramadığınızı fark etmenizdir.