Elbette çocuklukta yeterince iyi bir bakım görmek yetişkin ilişkilerini beslerken, aksi bir muameleye maruz kalmak da işleri çok daha karmaşık bir hale getirebilir. Bu zorlayıcı geçmişin veya bakımın güçlüklerinin farkına varamamak, iki kişinin birlikteliğini, öylece birbirine iliştirilmiş zor durumlarda hemen açılmaya hazır eğreti bir çatal iğneye dönüştürür.
İki ruhun tanıdıklığı da yabancılığı da ilk kez kalbinin atmaya başladığı o mekâna (anne rahmine) tutunma gayretinden gelir. Başkaca şeylerden söz etmek mümkün olsa da yetişkin ilişkisindeki ruhsal birliktelik ya da ayrılık, insanın iliklerine işleyen o köklü 'hayatta kalma becerisini' devreye sokmasıyla ilişkilidir. İşte çiftlerin aynı evin içindeki varlık göstergesi; partnerle kurulan yeni ilişkinin ilk modele nasıl benzediği, nasıl benzetildiği ve birbirine aynı güveni ya da güvensizliği nasıl duyurduğuyla doğrudan bağlantılıdır.
İşte o eğreti iğne koptuğunda, partnerlerin birbirine sunmadığı/sunamadığı ilgi ve değerin yarattığı boşluk acı verici bir biçimde hissedilir. Bu yokluk (duygusal küntlük) evlilikteki ortaklığa hiç eşlik etmiyormuş gibi görünse de aslında çiftleri farkında olmadığı bir uçurumdan aşağı yuvarlar. Varlığı öteki tarafından bir türlü onaylanmayan partnerin o derin yokluğu, salonda eğreti oturduğu kanepe ucundan sessizce kalkmasıyla birden görünür hale gelir. Ve bu görünürlük, geride kalan için eskiden hiç olmadığı kadar can yakıcıdır.
Vakti zamanında fark edilmeyen, eskimesin diye üstü örtülen salonun demirbaşı kanepe gibi vazgeçen partnerin evdeki görünürlüğü de yokluğuyla anlam kazanır. Eğreti yaşamlara tutturulan kadın ve erkek arasındaki ilişki yıllanırken; emekle, gayretle büyütülmezse eğer eve özenle seçilen eşyalar gibi zamanla modası geçer.
Kadının da erkeğin de aynı çatının altında birbirlerine sunduğu ruhsal varlık göstergesi, evin iliklerine kadar işler. Kusursuz perdelerden, lüks mobilyalardan ya da büyük metrekareli evlere sahip olmaktan farklı bir şeydir bu. İnsanın arayışı, hep o ilk yerleştiği mekânın güvenine ve sıcaklığına dair bir şeydir. Şayet sığındığı ev, bu insani ihtiyaçlarını karşılıyorsa ruhu doyar, aksi taktirde koltuğun ucuna eğreti oturan iki farklı ruhun bambaşka hikayelerine tanıklık eder.
İki kayıp ruhun birleştiği evlilik, aynı çatı altında yaşayan çiftlerin sevgi açlığını doyurabildiği taktirde hayatı anlamlı kılar, bu anlam arayışı insanı yaşamaya, yaşatmaya eviren bir sihre sahiptir, o sebeple hala en çok tercih edilen yaşam biçimidir.




